İki yıl önce hayatımıza giren Penny Dreadful’un uzun zamandır hasretle beklediğimiz üçüncü sezonu sonunda başladı. 19. yüzyıl İngiliz edebiyatından esinlenen dizinin kahramanları her biri ayrı edebi derinliğe sahip olan karakterlerden oluşuyor. 19. yüzyıl İngiliz edebiyatıyla yakından ilgilenenlerin aşina olduğu üzere dizi dönem edebiyatının neredeyse her janrına uzanarak korku, fantastik edebiyatın yanı sıra romantizm akımından etkilenen dönem şairlerine de göndermeler yapıyor.

İlk bölümde Bram Stoker’ın ölümsüz eseri Dracula’nın ana karakterlerinden biri olan Mina Harker’ın yeniden ve sıra dışı bir şekilde kurgulanmış hikayesini izledik. Mina’nın babası Sir Malcolm Murray (Timothy Dalton) esrarengiz bir şekilde kaçırılan kızını ararken ona eşlik eden ve spiritüel güçleri olan Vanessa Ives (Eva Green) gönüllerimizi fethetti. Bu süreçte yine efsanevi yazarlardan Mary Shelley’nin kaleme aldığı Frankenstein’dan Dr. Frankenstein (Herry Treadaway) ve Canavarı (Rory Kinear) ise hikayede tanıştığımız diğer karakterlerden yalnızca ikisiydi. Tatlı sürprizler bununla da kalmadı, Oscar Wilde’ın ruhunu şeytana satmış, yaşlılık, hastalık gibi şeylerden sonsuza dek arınmış centilmeni Dorian Gray de diziye dahil olduğu ilk anlarından itibaren karşı konulamaz bir hikayeyle baş başa kaldığımızı hissetmiştik. İsmini dönemin ucuz ve “çöp” olarak nitelendirilebilecek, yalnızca 1 penny’e satılan korku-fantastik hikayelerini barındıran mecmuasından alan Penny Dreadful’un ilk sezonuna etkileyici bir bölümle elveda demiştik.

İkinci sezona geldiğimizdeyse bu defa edebiyatın yanı sıra dini referanslarla da altı doldurulan dizinin, ana konusu şeytana ve ona hizmet eden kötü cadılara açılmış bir savaşın etrafında şekillendi. İncile dair yapılan göndermeler, dini tarih yazımındaki olası “kurgusal” ihtimaller başarıyla temsil edilirken, diziden aldığımız edebi hazzın yanı sıra insan doğasına ait hem dönemin, hem de günümüzde hala geçerli olan evrensel değerlerin vurgusu diziyi bambaşka bir boyuta taşıdı. Birçok farklı dinde ve felsefede yer alan insanın bedenini ve ruhunu disipline etmesi Penny Dreadful’da da Eva Green’in yetenekli ellerinde devleşti diyebiliriz. Nefsiyle ve inancıyla savaşan Vanessa Ives’ın kötülüğe nasıl karşı koyduğunu gözümüzü kırpmadan izledik.

penny-sezon3-bolum-1-filmloverss

***Yazının bundan sonrası Penny Dreadful 3. Sezon 1. Bölüm’e dair keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Penny Dreadful 3. Sezon 1. Bölüm – The Day Tennyson Died

Birinci bölümü yayınlanan üçüncü sezonda ise ilk bölümden yeni karakterle tanıştırıldık. Bu defa İngiliz topraklarından bir adım uzaklaşan dizi İskoç edebiyatından önemli isimleri kadrosuna transfer etmiş. Dr. Jekyll and Mr Hyde romanından, Dr. Frankenstein’ın sınıf arkadaşı olarak diziye dahil olan Dr. Jekyll bu sezonda merakla izleyeceğimiz karakterlerden biri olacak.

Bölüm adıyla dönemin ünlü şairi Alfred Tennyson’a gönderme yapan dizide, Vannessa’nın ve Ferdinand Lyle okuduğu mısralarsa yüreğimizi ısıtan detaylardan… Dönemin yükselen akımlarında olan romantizmin etkisiyle şiirler yazan Tennyson, İngiliz şiirinin önemli figürlerinden biri olarak öne çıkar. 6 Ekim 1892’de hayatını kaybeden şairin öldüğü günde Vanessa’nın ve aynı zamanda Sir Malcolm’un yaşadıkları ise dizinin kurgu ve tarih arasındaki geçişini yansıtan başarılı bir seçim.

Üçüncü sezon, önceki sezonun son bölümünde her biri dünyanın farklı köşelerine dağılan karakterlerle açılıyor. Sir Malcolm’ın Sembene’nin mezarını defnetmek için Afrika’ya gitmesi, Ethan Chandler’ın karanlık yönünden korkup polise teslim olması ve Vanessa’nın yorgun çıktığı savaş sonucu kendi içine dönmesi karakterlerimizin aynı zamanda içsel yolculukları hakkında da ipucu veriyor.

Diziye bu sezon dahil olan Dr. Seward karakterinde yapılan cinsiyet değiştirme tercihi ise yeni sezonun en etkili hamlelerinden biri olarak okunabilir. Stoker’ın Dracula romanında deli olduğuna inanılan ama aslında vampir tarafından ısırılan hastaları tedavi etmeye çalışan Dr. Seward benzer bir rolle karşımıza çıkıyor ama bu defa az önce belirttiğim üzere bir kadın olarak temsil ediliyor; hem de önceki sezonda bir cadıyı canlandıran Patti Lupone tarafından hayat veriliyor. Dr. Seward’ın Joan Clayton ile olan ilişkisi ise dikkat çekici detaylardan biri. Orijinal hikayede Seward’ın Mina Harker’ı Dracula’dan kurtarmaya çalıştığı gibi bu defa Vanessa Ives’ın kurtarılışını –ya da kurtarılamayışını kim bilir?- izleyeceğiz.

Dracula’yı okumuş kitapkurtlarının bildiği üzere Renfield, Dracula’nın muhbiri, kafayı sıyırmış ve akıl hastanesine kapatılmış bir figürdür. Zira ilk bölümden dizi bu konuda da kitaba sadık kalacağını belli etti. Öte yandan John Clare’in açılış sahnesindeki karda saplanmış gemi mizanseni de Frankenstein kitabına selam gönderen izlemesi muazzam keyifli anlardan bir diğeriydi. Ethan Chandler’ın yerliler tarafından kaçırılması ve yollarının Sir Malcolm ile yeniden kesişecek olması ilerleyen bölümlere dair merak ettiklerimizden.

Üçüncü sezonun ilk bölümü, sezona başlangıç anlamında sakin bir bölüm imajı çizse de, gerek tanıştırdığı yeni karakterler, gerekse gidişat açısından dolu dolu ve meraktan öleceğimiz bir sezonun habercisi diyebilirim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi