Futbol ve sinema; temelleri 19. yüzyılda atılsa da 20. yüzyılda geniş kitleleri etkilemeyi başaran ve onları peşinden sürükleyen iki olgu olarak karşımıza çıktılar. İlki kendi efsanelerini yaratırken ikincisi de bu efsaneleri sık sık beyazperdeye taşıdı. Bu yaklaşım da bir bakıma kendi çatışmasını doğurdu; zira iki seyirlik, birbirinin kalıbına zor sığacak cinsten görsellik ve duygular içeriyorlardı. Belki de bundan dolayı, sinema ile futbol çok barışık olmadılar ve birkaç film dışında sinema tarihine damga vuracak eserler izleyemedik.

Belgesel Damarı Çare Olamıyor

Birçoklarınca dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu kabul edilen ve bunun için de haklı sebepleri olan Pele’nin yıldızlaşma öyküsünün bunca yıl sonra karşımıza çıkabilmesi de bu gerilimin bir örneği gibi. Futbolu özellikle kurmaca bir anlatı ile ele almak zor, hele ki “futbol asla sadece futbol değildir” tümcesinde gizli olan anlamların sinemada da ortaya çıkma huyu düşünüldüğünde daha da güç. Bundan dolayı Pele’nin yeşil sahadaki şovunu beyazperdede Brezilya toplumuna ayna tutarak, ırk ayrımına ve gelir dağılımındaki eşitsizliklere değinmeden anlatmanın olanağı yok. İlk bakışta Pele: Bir Efsanenin Doğuşu – Pele: Birth of A Legend filminin kamera arkasının Jeff ve Michael Zimbalist’e emanet edilmesi oldukça doğru bir tercih olarak görünüyor. Favela Rising belgeseli ile Güney Amerika toplumunun nabzını tutan, 30 for 30 serisi için çektikleri “The Two Escobars” ile bu nabzın futbol boyutunu da gözden kaçırmayan ikiliyi düşündüğümüzde bir Pele filmi bizi fikir olarak heyecanlandırıyor. Fakat 107 dakika sonunda elinizde kalan şeyin potansiyelini oldukça kötü harcayan bir eser olması, futbol-sinema ilişkisi açısından başka bir kaçırılmış fırsatı işaret ediyor.

Belgesel görüntülerle harmanlanan filmin öne çıkan yönü sanat yönetimi. Elbette bu başarısının arkasında zaten verili olan bir Brezilya panoraması var. Renkli görüntüler ile geniş plan favela çekimlerin zıtlığı, doğa ile modernizmin bir çatışması ön planda. Futbol sahneleri de benzer örneklere göre daha ustaca çekilmiş, ayrıntı çekimler ile zenginleştirilen teknik şovlar aracılığıyla izleyiciye futbol maçının içine girme imkanı sunuluyor. Fakat filmin temel sorunu duygusal açıdan vurucu olmaya çalışmasına karşın karakterleri derinleştirememesi, takım içi ilişkileri zayıf tutması ve yıldız olmaya giden yolda coşkusunu hissettirememesi. Bunun en büyük nedeni de klişeleri bolca kullanan ve belgesel kökenli iki sinemacının tarihi bolca çarpıtmasıyla futbolseverleri de hayal kırıklığına uğratan senaryo. Pele’nin kendi sözleriyle “genç futbolculara ilham vermesi” amacıyla takip edilen izleğin vasat ve öngörülebilir bir hikaye olması büyük bir handikap yaratıyor çünkü, bir kahraman olarak ele aldığı karakteri de sıradanlaştırıyor.

Pelé: Bir Efsanenin Doğuşu – Pele: Birth of A Legend: İlham Veremeyen Joga Bonito

Pele’nin Bauru’da yoksulluk içinde geçen çocukluğunu sürekli hayat dersi vermeye çalışan, üstten konuşan baba figürleriyle şekillendirmek oldukça sıradan bir tercih. Diğer taraftan da zaten var olan siyah-beyaz ırk ayrımını bir diğer önemli futbolcu Altafini üzerinden anlatmak ise bir futbolsever olarak beni şoke eden bir yaklaşım. Orta sınıf bir ailenin çocuğu olan ve hatta tıpkı Pele’nin annesi gibi kendi annesi de evlere temizliğe giden Altafini’nin sırf çatışma yaratmak için burnu havada, züppe bir beyaz genç olarak sunulması oldukça gülünç ve kör göze parmak bir yaklaşım. Hatta bu ayrımı vurgulamak için hızını alamayan yönetmenler, benzer bir haksız yaklaşımı da İsveç Milli Takımı ve onun hocası George Raynor’a da yapıyorlar. İtalya’da oynayan yıldız oyuncularının da katkısıyla 50’li yıllarda önemli bir takım haline gelen İsveç’in, sırf Brezilya’nın “ginga” kültürüne dayalı güzel oyununu öveceğim diye 11 Ivan Drago’dan ve siyahları hor gören İngiliz hocadan oluşturmak oldukça yanlış bir tercih. Brezilya Milli Takımı’nın hocası Vicente Feola’nın Dünya Kupası’nın ilk maçına tek siyah oyuncu ile çıkması hala tartışılırken “Brezilya ne güzel takım” yaklaşımı ile “biz iyiyiz, siz kötüsünüz” bakışı çocukluktan öteye gitmiyor.

Filmin temel misyonunu; ülkedeki siyah-beyaz ayrımını futbol üzerinden vurgulaması ve sahadaki birliktelik üzerinden topluma bir mesaj vermeye çalışması olarak niteleyebiliriz. Fakat 2009 tarihli Invictus’u hatırlatan bu yaklaşım, ilham verici olamadığı gibi futbolu hala “kitlelerin afyonu” olarak adlandıranların da ekmeğine yağ sürecek cinsten bir yanılsama yaratıyor. Zira 60 yıl sonra her şey yerinde sayarken neredeyse alternatif bir tarih ve onu yazan bir kahraman yaratma hevesinin demode olduğu görülüyor. Sonuç olarak Pele: Bir Efsanenin Doğuşu – Pele: Birth of A Legend, sinema tarihine damga vuramadığı gibi futbolseverleri de tatmin etmeyen bir deneyime dönüşüyor.

Futbol ve sinema; temelleri 19. yüzyılda atılsa da 20. yüzyılda geniş kitleleri etkilemeyi başaran ve onları peşinden sürükleyen iki olgu olarak karşımıza çıktılar. İlki kendi efsanelerini yaratırken ikincisi de bu efsaneleri sık sık beyazperdeye taşıdı. Bu yaklaşım da bir bakıma kendi çatışmasını doğurdu; zira iki seyirlik, birbirinin kalıbına zor sığacak cinsten görsellik ve duygular içeriyorlardı. Belki de bundan dolayı, sinema ile futbol çok barışık olmadılar ve birkaç film dışında sinema tarihine damga vuracak eserler izleyemedik. Belgesel Damarı Çare Olamıyor Birçoklarınca dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu kabul edilen ve bunun için de haklı sebepleri olan Pele’nin yıldızlaşma öyküsünün bunca yıl sonra karşımıza çıkabilmesi de bu gerilimin bir örneği gibi. Futbolu özellikle kurmaca bir anlatı ile ele almak zor, hele ki “futbol asla sadece futbol değildir” tümcesinde gizli olan anlamların sinemada da ortaya çıkma huyu düşünüldüğünde daha da güç. Bundan dolayı Pele’nin yeşil sahadaki şovunu beyazperdede Brezilya toplumuna ayna tutarak, ırk ayrımına ve gelir dağılımındaki eşitsizliklere değinmeden anlatmanın olanağı yok. İlk bakışta Pele: Bir Efsanenin Doğuşu – Pele: Birth of A Legend filminin kamera arkasının Jeff ve Michael Zimbalist’e emanet edilmesi oldukça doğru bir tercih olarak görünüyor. Favela Rising belgeseli ile Güney Amerika toplumunun nabzını tutan, 30 for 30 serisi için çektikleri “The Two Escobars” ile bu nabzın futbol boyutunu da gözden kaçırmayan ikiliyi düşündüğümüzde bir Pele filmi bizi fikir olarak heyecanlandırıyor. Fakat 107 dakika sonunda elinizde kalan şeyin potansiyelini oldukça kötü harcayan bir eser olması, futbol-sinema ilişkisi açısından başka bir kaçırılmış fırsatı işaret ediyor. Belgesel görüntülerle harmanlanan filmin öne çıkan yönü sanat yönetimi. Elbette bu başarısının arkasında zaten verili olan bir Brezilya panoraması var. Renkli görüntüler ile geniş plan favela çekimlerin zıtlığı, doğa ile modernizmin bir çatışması ön planda. Futbol sahneleri de benzer örneklere göre daha ustaca çekilmiş, ayrıntı çekimler ile zenginleştirilen teknik şovlar aracılığıyla izleyiciye futbol maçının içine girme imkanı sunuluyor. Fakat filmin temel sorunu duygusal açıdan vurucu olmaya çalışmasına karşın karakterleri derinleştirememesi, takım içi ilişkileri zayıf tutması ve yıldız olmaya giden yolda coşkusunu hissettirememesi. Bunun en büyük nedeni de klişeleri bolca kullanan ve belgesel kökenli iki sinemacının tarihi bolca çarpıtmasıyla futbolseverleri de hayal kırıklığına uğratan senaryo. Pele’nin kendi sözleriyle “genç futbolculara ilham vermesi” amacıyla takip edilen izleğin vasat ve öngörülebilir bir hikaye olması büyük bir handikap yaratıyor çünkü, bir kahraman olarak ele aldığı karakteri de sıradanlaştırıyor. Pelé: Bir Efsanenin Doğuşu – Pele: Birth of A Legend: İlham Veremeyen Joga Bonito Pele’nin Bauru’da yoksulluk içinde geçen çocukluğunu sürekli hayat dersi vermeye çalışan, üstten konuşan baba figürleriyle şekillendirmek oldukça sıradan bir tercih. Diğer taraftan da zaten var olan siyah-beyaz ırk ayrımını bir diğer önemli futbolcu Altafini üzerinden anlatmak ise bir futbolsever olarak beni şoke eden bir yaklaşım. Orta sınıf bir ailenin çocuğu olan ve hatta tıpkı Pele’nin annesi gibi kendi annesi de evlere temizliğe giden Altafini’nin sırf çatışma yaratmak için burnu havada, züppe bir beyaz genç olarak sunulması oldukça gülünç ve kör göze parmak bir yaklaşım. Hatta bu ayrımı vurgulamak için hızını alamayan yönetmenler, benzer bir haksız yaklaşımı da İsveç Milli Takımı ve onun hocası George Raynor’a da yapıyorlar. İtalya’da…

Yazar Puanı

Puan - 52%

52%

Pele: Bir Efsanenin Doğuşu, sinema tarihine damga vuramadığı gibi futbolseverleri de tatmin etmeyen bir deneyime dönüşüyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
52
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi