Cem Yılmaz’ın beyazperdeyle ilk buluşması; senaryosunu Ömer Vargı ve Hakan Haksun ile birlikte yazdığı Her Şey Çok Güzel Olacak ile başlıyor. Sırasıyla G.O.R.A, Hokkabaz, A.R.O.G ve Yahşi Batı filmleriyle oyunculuğun dışında senaristlik konusunda da ne kadar başarılı olduğunu kanıtlayan Cem Yılmaz, Hokkabaz ve A.R.O.G’un ardından Pek Yakında’nın da yönetmenliğini üstlenirken diğer filmlerden farklı olarak bu kez yönetmen koltuğunda tek başına oturuyor. Açıkçası biz onu “komedyen” olarak tanımlasak da o; Her Şey Çok Güzel Olacak ve Hokkabaz filmlerinin ardından Pek Yakında ile birlikte bir kez daha ne kadar başarılı bir “sinemacı” olduğunu bizlere kabul ettiriyor. Üstelik bunu yaparken hem Dünya sinemasına hem de ülke sinemamıza göndermeler yapmayı ihmal etmeyerek, sinemayı ne kadar sevdiğini de bizlere aktarmayı başarıyor. 

Ülke sinemamız adına milat sayabileceğimiz Eşkıya’nın son sahnesi, aynı zamanda yüz yıllık sinema tarihimize bir nevi saygı duruşunda bulunan Pek Yakında’nın da açılış sahnesi olma özelliği taşıyor. Eşkiya’dan verilen sürpriz kesitin ardından günümüze geçiş yapan film eski bir figuran olan Zafer’in dramatik ama aynı zamanda komik hikayesini konu alıyor. Korsan film sektörünün önemli isimlerinden Zafer (Cem Yılmaz) eşinin boşanma kararı vermesinin ardından kanunsuz işlere tövbe ediyor. Ve eşini yeniden kazanabilmek adına eski dostlarıyla bir türlü çekilememiş “Şahikalar” isimli romantik bilimkurgu türündeki filmi çekme kararı veriyor. 

Cem Yılmaz’ın ne kadar zeki bir adam olduğunu tartışmaya veya dillendirmeye gerek yok. Bugüne kadar yaptığı gözlemleri mizahi ögeler ile harmanlayarak ülkenin en başarılı komedyeni olmayı başardı. Bu gözlem yeteneğini sinema için de kullanınca ortaya seyir açısından tadından yenilmeyecek güzellikte işler çıkıyor. Pek Yakında’da da sinema tarihimizin yaşadığı geçişleri ve korsan film sektörünü kendi tarzıyla ele alıyor. Söyleyecek o kadar çok sözü var ki belki de filmin süresi olan 130 dakika buna yetmiyor. Özellikle açılış sahnesinde korsan film açısından dile getirdikleri son derece enteresan ve konuşulması gereken bir konu. Haneke filmlerini yorumlayarak başlayan Zafer karakteri ardından “bu ülkeye Kore sinemasını biz korsancılar sevdirmedik mi?” gibi iddialı sözler ediyor. Haksız da sayılmaz hani!

Cem Yılmaz’ın sinematografisine baktığımız zaman Pek Yakında için Hokkabaz ve Her Şey Çok Güzel Olacak’ın üstünde demek ne yazık ki mümkün deği. Zira; filmin senaryo açısından aceleye gelmiş gibi bir havası var. Yüz yıllık sinema tarihimizin farklı dönemlerinden kesitler sunarken her bir dönemi barındıran karakterler yazan Yılmaz, bu karakterlerin içerisini doldurmakta biraz zayıf kalmış. Lakin, bu olumsuzluklara rağmen Pek Yakında Cem Yılmaz’ın kendisini yönetmenlik açısından ne kadar geliştirdiğini de gözler önüne seriyor. En başta dediğim gibi Cem Yılmaz sinemayı çok seviyor ve bunu her yeni filmiyle bir kez daha gözler önüne seriyor. Öyle ki, henüz filmin fragmanını seyrettiğimizde dile getirdiğimiz, Wes Anderson filmlerini andıran pastel betimlemeler ve bu betimlemelere hayata veren karakterlerin özgünlüğü Cem Yılmaz sineması adına oldukça ümit verici. 

Cem Yılmaz filmlerinde görmeye alıştığımız ve artık kemikleşen kadronun bu filmde de toplu performans açısından oldukça başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Sözün özüne gelecek olursak filmin temposunun, kötü karakterin üzerine fazla gidilmesi sebebiyle biraz düşmesi ve karakterlerin içinin tam doldurulmaması dışında, yönetmenlik açısından iyi, sinemamızın yüz yıllık tarihine yaptığı göndermelerle başarılı; her şeyden önemlisi Cem Yılmaz’ın sinemasal anlamda da kendisini sürekli geliştirdiğini görmek açısından çok önemli bir film Pek Yakında. Sinemamızın festival filmleri olarak adlandırılan ve birbirinin kopyası filmlerden ziyade böyle karakteristik filmlere daha çok ihtiyacı var. 

İyi seyirler.

Cem Yılmaz’ın beyazperdeyle ilk buluşması; senaryosunu Ömer Vargı ve Hakan Haksun ile birlikte yazdığı Her Şey Çok Güzel Olacak ile başlıyor. Sırasıyla G.O.R.A, Hokkabaz, A.R.O.G ve Yahşi Batı filmleriyle oyunculuğun dışında senaristlik konusunda da ne kadar başarılı olduğunu kanıtlayan Cem Yılmaz, Hokkabaz ve A.R.O.G’un ardından Pek Yakında’nın da yönetmenliğini üstlenirken diğer filmlerden farklı olarak bu kez yönetmen koltuğunda tek başına oturuyor. Açıkçası biz onu “komedyen” olarak tanımlasak da o; Her Şey Çok Güzel Olacak ve Hokkabaz filmlerinin ardından Pek Yakında ile birlikte bir kez daha ne kadar başarılı bir “sinemacı” olduğunu bizlere kabul ettiriyor. Üstelik bunu yaparken hem Dünya sinemasına hem de ülke sinemamıza göndermeler yapmayı ihmal etmeyerek, sinemayı ne kadar sevdiğini de bizlere aktarmayı başarıyor.  Ülke sinemamız adına milat sayabileceğimiz Eşkıya’nın son sahnesi, aynı zamanda yüz yıllık sinema tarihimize bir nevi saygı duruşunda bulunan Pek Yakında’nın da açılış sahnesi olma özelliği taşıyor. Eşkiya’dan verilen sürpriz kesitin ardından günümüze geçiş yapan film eski bir figuran olan Zafer’in dramatik ama aynı zamanda komik hikayesini konu alıyor. Korsan film sektörünün önemli isimlerinden Zafer (Cem Yılmaz) eşinin boşanma kararı vermesinin ardından kanunsuz işlere tövbe ediyor. Ve eşini yeniden kazanabilmek adına eski dostlarıyla bir türlü çekilememiş “Şahikalar” isimli romantik bilimkurgu türündeki filmi çekme kararı veriyor.  Cem Yılmaz’ın ne kadar zeki bir adam olduğunu tartışmaya veya dillendirmeye gerek yok. Bugüne kadar yaptığı gözlemleri mizahi ögeler ile harmanlayarak ülkenin en başarılı komedyeni olmayı başardı. Bu gözlem yeteneğini sinema için de kullanınca ortaya seyir açısından tadından yenilmeyecek güzellikte işler çıkıyor. Pek Yakında’da da sinema tarihimizin yaşadığı geçişleri ve korsan film sektörünü kendi tarzıyla ele alıyor. Söyleyecek o kadar çok sözü var ki belki de filmin süresi olan 130 dakika buna yetmiyor. Özellikle açılış sahnesinde korsan film açısından dile getirdikleri son derece enteresan ve konuşulması gereken bir konu. Haneke filmlerini yorumlayarak başlayan Zafer karakteri ardından “bu ülkeye Kore sinemasını biz korsancılar sevdirmedik mi?” gibi iddialı sözler ediyor. Haksız da sayılmaz hani! Cem Yılmaz’ın sinematografisine baktığımız zaman Pek Yakında için Hokkabaz ve Her Şey Çok Güzel Olacak’ın üstünde demek ne yazık ki mümkün deği. Zira; filmin senaryo açısından aceleye gelmiş gibi bir havası var. Yüz yıllık sinema tarihimizin farklı dönemlerinden kesitler sunarken her bir dönemi barındıran karakterler yazan Yılmaz, bu karakterlerin içerisini doldurmakta biraz zayıf kalmış. Lakin, bu olumsuzluklara rağmen Pek Yakında Cem Yılmaz’ın kendisini yönetmenlik açısından ne kadar geliştirdiğini de gözler önüne seriyor. En başta dediğim gibi Cem Yılmaz sinemayı çok seviyor ve bunu her yeni filmiyle bir kez daha gözler önüne seriyor. Öyle ki, henüz filmin fragmanını seyrettiğimizde dile getirdiğimiz, Wes Anderson filmlerini andıran pastel betimlemeler ve bu betimlemelere hayata veren karakterlerin özgünlüğü Cem Yılmaz sineması adına oldukça ümit verici.  Cem Yılmaz filmlerinde görmeye alıştığımız ve artık kemikleşen kadronun bu filmde de toplu performans açısından oldukça başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Sözün özüne gelecek olursak filmin temposunun, kötü karakterin üzerine fazla gidilmesi sebebiyle biraz düşmesi ve karakterlerin içinin tam doldurulmaması dışında, yönetmenlik açısından iyi, sinemamızın yüz yıllık tarihine yaptığı göndermelerle başarılı; her şeyden önemlisi Cem Yılmaz’ın sinemasal anlamda da kendisini sürekli geliştirdiğini görmek açısından çok önemli bir film Pek Yakında.…

Yazar Puanı

puan - 72%

72%

72

Cem Yılmaz’ın sinemasal anlamda da kendisini sürekli geliştirdiğini görmek açısından çok önemli bir film Pek Yakında. Sinemamızın festival filmleri olarak adlandırılan ve birbirinin kopyası filmlerden ziyade böyle karakteristik filmlere daha çok ihtiyacı var.

Kullanıcı Puanları: 3.38 ( 21 votes)
72
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi