Geçtiğimiz ay kaybettiğimiz Türkiye sinemasının değerli oyuncularından Tarık Akan’ın hafızalarda yer etmiş performanslarından birini sergilediği Pehlivan, geçim derdine düşmüş bir aile babasının giriştiği mücadeleyi konu edinir. Yönetmenliğini toplumsal konulara duyarlı çalışmalarıyla bildiğimiz Zeki Ökten’in yaptığı filmin senaryosunu Fehmi Yaşar yazmıştır. Ökten&Yaşar ikilisi, öncesinde Faize Hücum’da, sonrasında ise Ses’te birlikte çalışmışlardır. Her iki yapım da 12 Eylül sonrası Türkiye’sini eleştirel bir perspektiften anlatır. Pehlivan, bu iki yapımın arasına giren benzer nitelikte bir çalışmadır. Usta oyuncu Akan’ın bir pehlivanı canlandırdığı film, uzun güreş sahneleriyle dikkat çeker. Kırkpınar’a dair Yeşilçam döneminden kalan tek film diyebileceğimiz Pehlivan, belgeleyici nitelikteki diliyle Kırkpınar’ı ve etrafında biçimlenen toplumsal yapı ve kültürü yalın haliyle ekrana yansıtır. Seksenler Türkiye’sinin taşradaki tezahürü, bir Trakya kasaba ekseninde anlatılır. Değişimin sancısı oralarda da hissedilir olmuş, değerler aşınmaya, yerleşik ilişkiler yeni bir hal almaya başlamıştır.

Pehlivan’ı, Tarık Akan paralelinde anlatmayı gerekli buluyorum. Sinema kariyerine Yeşilçam’da başlayan Akan, bu yapı içinde giderek kendisini  göstermiş, filmlerin aranan yakışıklı jönü olmuştur. Yeşilçam’ın star sistemi içinde önemli bir yer edinmiştir. Ancak o, ticari nitelikli star sisteminin kalıpları içinde kalmak istememiş, yetmişli yıllar Türkiye’sinin kaynaşan toplumsal ortamında farklı bir yolu seçmiştir. Star olmaktan aydın olmaya giden yol böylece başlamıştır. Onun neden böyle bir seçim yaptığını anlayabilmek için dönemin dinamiklerine bakmak faydalı olacaktır. Türkiye yakın tarihinin karanlık bir dönemine denk gelen yetmişli yıllar, ülke geneline yayılmış bir iç savaş atmosferini yansıtır. Siyaset kurumu çıkmaza girmişken bütün bir toplum, “sol” ve “sağ” olarak ikiye bölünmüş, bu ayrışma radikalliği beraberinde getirerek iç çatışmaya dönüşmüştür. Her gün onlarca insanın silahlı çatışmalarda hayatını kaybettiği bu atmosferde politize olma hali giderek yaygınlaşmıştır. Devrimci mücadele, kaçınılmaz şekilde bu dönem yükselişe geçmiştir. Akan, böylesi bir arka planda ticari yönelimli sinemayla yollarını ayırmıştır. Devrimciliğini gizlememiş, tarafını seçerek bu mücadele içindeki yerini bedel ödemek pahasına almıştır. Nehir ve Maden filmleriyle başlayan bu süreç, Maden, Sürü, Yol gibi unutulmaz filmlerle devam etmiş oyuncunun kariyerindeki son yıllarına dek sürmüştür. Pehlivan, bu dönem içinde darbe sonrası toplumsal muhalefetin askeri cunta eliyle sindirildiği zamanlara denk gelen bir yapımdır. Eleştirelliğini dönemin koşulları gereği dolaylı yollardan verir. Salt politik bir film değildir, toplumsal sistemi yozlaşarak değişen değerler üzerinden eleştirir. Merkezine çaresizliği yaşayan bir adamı ve ailesini koyar.

 pehlivan-filmloverss

Pehlivan: Bel Bağlanan Umut, Değişen Dünya

Filmde olaylar bir Trakya kasabası olan Vize’de geçer. Babası gibi eski bir pehlivan olan Kara Bilal, geçim sıkıntısı içindedir. Yaptığı işlerde dikiş tutturamamış, işsiz kalmıştır. Son bir umut olarak Libya’ya işçi olarak gitmek ister. Bunun için bir ahbabı olan Sarı Tevfik’ten yardım ister. Bu esnada ayağına gelen güreş fırsatlarını da değerlendirir, etraftaki düğünlere, şenliklere güreşmeye gider. Buralardan elde ettiği gelirle tutunmaya çalışır. Bu esnada Cazgır Mestan, onun aklına girerek güreşten “milyonlar kazanabileceğini” söyler. Başta tereddüt etse de “milyon kazanma” fikri onu da cezbeder. Bu, geçim sıkıntısından ilelebet kurtulmak demektir. “Milyon kazanma” fikri, döneme egemen olmaya başlayan kısa vadede zengin olma, “köşeyi dönme” fikrini çağrıştırır. Hayat şartları yoksul kesimler için zorlaştıkça, kısa vadede zenginleşme bir kurtuluş reçetesi olarak sunulmuştur. Bilal’in bu fikre çabuk ikna olması, içine düştüğü çaresizliğin de göstergesidir. Ancak bu, o kadar kolay gerçekleşmeyecek bir fikirdir. Hazırlandığı Kırkpınar güreşleri eskisi gibi değildir. Güreşe küsmüş eski bir pehlivan olan Sarı Tevfik, gerçeği söyler; güreşe “oyun girmiş, güreş bozulmuştur”. Rüşvet ve hile artık her yeri sarmıştır, Kırkpınar’ı bile. Bilal’e göre daha gerçekçi, bu sebeple daha umutsuz olan Tevfik içe dönmüş, kendini zanaatına vermiştir. Heybetli görünüşe rağmen daha naif olan Bilal’se bu gerçeği yadsıyarak azimle antrenmanlarını ve güreşi sürdürür. Başka pek bir seçeneği yok gibidir, umutlarını Kırkpınar’a bağlamıştır. Cazgır Mestan’ın da Bilal’den pek farkı yoktur, onunla birlikte şatafatlı günlerin arayışı içindedir. İki kafadar son ana kadar çabalarını sürdürür, ancak yadsınan gerçeklik son kertede kendini gösterecektir.

Pehlivan, hızlı bir değişim döngüsüne giren dünyada ayakta kalmaya çalışan bir adamın hayata tutunma çabasını yerelliğin ekseninde anlatır. Kasaba, her ne kadar düğünlerinde halen pehlivan güreşlerinin yapıldığı otantik bir yer olsa da değişimin menzilinden kurtulabilmiş değildir. Eskiyle yeninin değişimi her şehre, her kasabaya sinmiştir. Yerelliğin geleneksel dokusu sinsice ilerleyen değişimin aşındırıcı etkisine girmiştir. Yoksulluğun yaygınlaşması şüphesiz emek-sermaye çelişkisindeki değişimlerden kaynaklanır. Bilal’in işsiz kalması, rekabetçi düzene ayak uyduramayıp kısa vadeli çözümler aramasının sebepleri buradan kaynaklanır. Çıkış yolu “er meydanında” gibi gözükür ancak orası da bilinen “er meydanı” değildir artık, işin içine para girmiş, hile karışmıştır. Ancak Bilal’in istediğine ulaşamamış olması sadece bununla da ilişkili değildir, o, kendi içindeki açmazlara bir çözüm getirememiş olmanın sancısını yaşar. Güreşlere katılma nedeni geleneğin içinde yer almaktan çok, kişisel çıkarlarla ilgilidir. Giderek maddileşen dünyada geleneğe pek yer kalmamıştır, insanlar bireysel çıkarlarının peşine düşmeye zorlanır. Çaresizliğine bulduğu yöntem bir nevi kumardır ve kumarda kazanmak kadar kaybetmek de vardır. Elde ettiği küçük başarılar sadece bir başarı yanılsaması yaratır.

Güreşin ve pehlivanlığın anlatının önemli bir unsuru olduğu filmde Kara Bilal karakterini ete kemiğe büründüren Tarık Akan’ın performansı göz doldurur. Tecrübeli oyuncu canlandırdığı karakteri çelişkileriyle birlikte verir. Bedenen heybetli ve güçlü görünen Bilal, özünde naif bir kişiliğe sahiptir. Güreşirken azametlidir ancak hayatın zorlukları karşısında güçsüzleşir. Bu tezatlıklar, uzun güreş planlarıyla birleşince zorlayıcı bir rol halini alır. Rolü öncesi güreş eğitimi aldığı anlaşılan Akan’ın, canlandırdığı karakterin çelişik yapısını özümsediği görülür. Gerek uzun güreş planlarında, gerekse içsel çelişkilerin yüz ifadesine dönüşmesinde gösterdiği performans inandırıcıdır. Oyuncunun daha önce canlandırdığı Damat Ferit, Seyit Ali, Şivan, madenci Nurettin gibi akılda kalan karakter portrelerine benzer.

Değişim zamanlarının sancılarını pastoral bir taşra ekseninde anlatan Pehlivan, yönetmeni Zeki Ökten’in belgeleyen sinema diliyle bir döneme dair önemli bir kayıttır. Kara Bilal’in öyküsü, onu canlandıran Tarık Akan sayesinde hafızalarda yer etmiş bir karakter hikâyesine dönüşür. Yakışıklı bir jön olmayı, bedel ödemek pahasına çok daha zorlu bir yola tercih eden sinemamızın dev oyuncusu Tarık Akan, elbette unutulmayacak, filmleriyle zihinlerimizde ve kalbimizde yaşamaya devam edecektir.

Görsel Kaynaklar:

  1. http://film.iksv.org/tr/film/678

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi