Avrupalı bir auteur mü, yoksa bir Hollywood klişesi mi? Halen daha hafızamıza kazılı büyük bilimkurguların arkasındaki isim olduğu kadar 90’ların erotik gerilim furyasını başlatan kişi de aynı zamanda o. Peki, erken dönem filmlerinden Turks fruit (1973) ile son filmi Elle’i nereye koyacağız? Bu nasıl bir filmografi? Bu sorunun cevabını vermek biraz güç ama Paul Verhoeven’in nev’i şahsına münhasır bir isim olduğunu söylediğimizde hemen hemen herkes bunu kabul edecektir.

1938’de Amsterdam’da doğan Paul Verhoeven’in çocukluğunun ilk yılları savaş ile geçti. Savaş sonrası yıllarında ise, Amerikan bilimkurgu filmleri ile büyülenmiş bir genç olarak kendini pozitif bilimlerin kucağına bıraktı. Leiden Üniversitesi’nde hem matematik hem de fizik dallarında master derecesi alan Verhoeven, Hollanda Film Akademisi’nden dersler takip etmeye de zaman bulmuştu. Donanmada askerliğini yaparken yakaladığı bir fırsat ile kamera arkasına geçerek bir donanma belgeseli yaptı. Birkaç başka kısa film ertesinde sonradan birçok kez kamera karşısına alacağı, Ridley Scott’ın Blade Runner filmindeki Roy Batty rolü ile tanıdığımız Rutger Hauer’in rol aldığı bir TV dizisi yönetti. Bu, artık yönetmenlik kariyerine doğru attığı ilk ciddi adımdı Verhoeven’in. Birkaç uzun metraj filmin ardından ilk büyük başarısı – hatta en büyük başarılarından biri – olan Turks fruit (Türk Lokumu) isimli filmi yaptı.

Hollywood Öncesi

turks-fruitHollywood aksiyon sinemasının birçok filminde görüntü yönetmenliği yapan ve Speed, Lara Croft gibi filmleri yöneten Jan de Bont’un fotoğrafladığı bu filmde, yine Rutger Hauer başrolde oynuyordu. Bohem bir heykeltıraş ve zengin bir aileden gelen bir kadının sorunlu ilişkisini güçlü bir sinematografi ile peliküle aktaran film En İyi Yabancı Film Oscar adaylığı aldığı gibi halen daha Hollanda’nın en çok izlenmiş filmi olma rekorunu elinde tutmakta.

Verhoeven başarısını ve uluslararası tanınırlığını 1975 yılında yaptığı Soldaat van Oranje (Portakal Askeri) isimli film ile perçinlemişti. Hollanda’nın İkinci Dünya Savaşı esnasındaki direnişini konu alan bu filmde Verhoeven Hauer ile yeniden buluşmuştu.

1980’de çektiği, eşcinsellik temasını ekrana taşıyan vizyoner yapıt Spetters ve 1983’te peliküle aktardığı korku romanı uyarlaması De Vierde Man sonrasında Hollywood’un kapıları Paul Verhoeven’e açıldı.

Hollywood Başarısı

total-recall

Rutger Hauer’i de yanına alarak Hollywood’daki ilk filmi Flesh+Blood’ı (1985) çeken Paul Verhoeven, sonrasında yapacağı büyük prodüksiyonlar için “OK” almayı başardı. Verhoeven’in bir sonraki filmi 90’larda çocuk olan birçok kişinin favori filmlerinden biri olan RoboCop’tu (1987). Bir grup suçlu tarafından öldürülen ama sonrasında ileri teknoloji ürünü bir robot olarak hayata döndürülen polis memuru Alex Murphy’nin hikayesini anlatan RoboCop, aksiyon türünün önemli örneklerinden biri olduğu kadar cyberpunk sularında yüzen varoluşçu bir bilimkurguydu da. 1980’ler sonu ABD’sine sert bir bakışı da içeren film, artan suç, mutenalaşma, medya yozlaşması gibi konuları da işliyordu. Hemen sonrasında çektiği ve Arnold Schwarzenegger’in başrolünde olmasından ötürü bir nebze asıl noktasının geri planda kaldığını düşündüğüm Total Recall’da ise, Philip K. Dick’i uyarlama işine girişiyordu. Bana göre en iyi filmi olan Total Recall (1990), Mars ve gizemli bir kadın hakkında rüyalar gören bir inşaat işçisi olan Douglas Quaid’in yaratıklar, uzay araçları, kimlik değiştirme, hafıza implantı ve klonlama gibi konuları içeren bir garip maceraya atılışını konu ediyordu.

İki başarılı bilimkurgunun ertesinde Hollywood tarihinin en tartışmalı filmlerinden birine imza attı Verhoeven. Joe Eszterhas’ın yazdığı dönemin en pahalı senaryolarından birini filme alarak, Verhoeven Basic Instinct (Temel İçgüdü) filmini yönetti. İçerdiği çıplaklık ve sevişme sahneleri filmin önüne geçse de, temel kara film numaralarını kullanan oldukça başarılı bir erotik gerilime imza atmıştı. Film o kadar başarılı olmuştu ki Sharon Stone bir star haline geldi, filmdeki bazı sahneler anında kült mertebesine yükseldi ve benzeri birçok film yapıldı. Bu film ne kadar başarılı olduysa, yine Eszterhas’ın yazdığı ve Verhoeven’in yönettiği bir sonraki film Showgirls o kadar başarısız olmuş ve eleştirilmişti (Parliament Sinema Kulübü takipçisi ergenler hariç elbette!).

Bu iki erotik gerilim/drama filminden sonra Paul Verhoeven, bana göre en az anlaşılmış filmi ile çıktı karşımıza: Starship Troopers – Yıldız Gemisi Askerleri (1997). Çiğ bir aksiyon/bilimkurgu filmi gibi görünen, efektlerinin de pek başarılı olmadığı bu film aslında arka planında muazzam bir savaş karşıtlığı, anti-militarizm ve anti-faşist söylem barındırıyordu. 2000 yılında çektiği Hollow Man, eğlencelik bir bilimkurgu olsa da pek rağbet görmedi ve Paul Verhoeven’in Hollywood’da çektiği – şimdilik – son film oldu.

Avrupa’ya Dönüş

elle

Hollow Man sonrası 6 yıllık bir ara veren Paul Verhoeven, sinemaya 23 yıl sonra yeniden kendi ülkesinde çektiği bir film ile döndü. 2006 yılında vizyona giren Zwartboek – Kara Kitap, Direniş ile çalışan Hollandalı Musevi bir genç kadını anlatan epik bir dramaydı. Film Hollanda’da yapılmış en pahalı film olduğu gibi en yüksek gelir elde eden film de oldu. 2008 yılında yapılan bir soruşturmada ise, Hollanda’da yapılmış en iyi film seçildi. Yine 6 yıllık bir aradan sonra pek adı duyulmayan 50 dakikalık bir komedi filmi ile tekrar sinemaya dönen yönetmen, geçtiğimiz yılın en iyi filmlerinden olan Elle ile ilk kez bir Fransa yapımı yönetti. 2016 yapımı olan ve Isabelle Huppert’in başrolünde oynadığı Elle – O, Verhoeven’in erotik-gerilim türünde bir hikayeyi ele aldığı tam bir olgunluk eseriydi. Kim olduğu bilinmeyen bir adam tarafından evinde tecavüze uğrayan Michele’in yaşadıkları ve ilginç intikam hikayesini anlatan film, Cannes’da yarıştı ve Huppert’e bir Oscar adaylığı ile bir Altın Küre ödülü getirdi.

Paul Verhoeven hep tartışmalı ve hayatın bir parçası olan cinselliğin sinemadaki en güzel aktarımlarını yapan filmlerin yönetmeni olarak kendine has bir tarza sahip oldu. En sevdiği filmler Arabistanlı Lawrence, La Dolce Vita ve Korkunç Ivan olan, Hitchcock’u derinlemesine etüt etmiş bir yönetmen olarak kariyerinin her döneminde başarılı işlerle karşımıza çıktı. Seksenine merdiven dayadığı bu günlerde, ufuktaki iki film projesi ile de bizi heyecanlandırmaya devam edeceğe benziyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi