Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) )
Yol Türküsü
Pather Panchali
1955 - Satyajit Ray
115
Hindistan
Senaryo Bibhutibhushan Bandyopadhyay (novel), Satyajit Ray
Oyuncular Kanu Bannerjee, Karuna Bannerjee, Subir Banerjee
Batu Anadolu
Pather Panchali, Hint sinemasının kurallarını yeniden belirleyerek ve örnek aldığı akımlardan yola çıkıp sonrasında yeni bir akımın filizlenmesinde rol oynayarak, on yıllardır sinemanın evrensel dilinin sürdürülmesinin bayraktarlığını yapmaya devam ediyor

Pather Panchali

Pather Panchali ya da Türkçe ismiyle “Küçük Yol Şarkısı”, adının aksine Hindistan sinemasında büyük bir yere sahip. Hatta bu sinemayı, “Pather Panchali öncesi” ve “sonrası” olarak ikiye ayırmak mümkün. Bu ayrım, filmin Hint sinemasına yaptığı etkinin yanı sıra bu sinemanın yurt dışındaki bilinirliğinin artması ile de yakından ilgili. Filmi unutulmaz kılan etkenler, filmin uyarlandığı romanın yazılmasına kadar dayanıyor.

Hindistan edebiyatı ile ilgili bilgilerimiz -eğer kişisel bir ilgimiz yoksa- genellikle sınırlıdır. Hatta birçoğumuz İngiliz yazar Rudyard Kipling’i ve onun unutulmaz karakteri “Orman çocuğu” Mowgli’yi bile has Hint edebiyatı olarak görürüz. Fakat Hint edebiyatının iki ismi var ki, ülkenin hem kültürel yaşamını hem de ülke dışında yaşayan binlerce insanın düşüncelerini etkilemişlerdir: Bibhutibhushan Bandyopadhyay ve Rabindranath Tagore. İlk kahramanımız Bandyopadhyay; yoksulluk içerisinde geçen çocukluğunun sıkıntılarını, yazarak aşmaya çalışan bir edebiyat sevdalısıdır. Kısa hikayeler yazmaya başladıktan sonra asıl ününü 1928’de kaleme aldığı ilk romanı “Pather Panchali” ile yakalar. Birçok dile çevrilen kitabın en büyük hayranlarından biri ise Satyajit Ray isimli bir tasarımcı olur. Tabiat ve ekonomi bilimleri okuyan Ray’ın hayatındaki asıl kırılma; ikinci kahramanımız olan Tagore’nin, Santiniketan’da yer alan okuluna geçmesi ile gerçekleşir. Hint gelenekleri ile Batı arasında bir iletişim kurmaya çalışan Tagore’nin düşünceleri Ray’ı derinden etkilerken, “Pather Panchali” romanının resimlendirilmesi için bir teklif alması ile kesin kararını verir: Bir sinemacı olacaktır.

Hint yönetmen Chidananda Das Gupta ile Kalküta Film Derneği’ni kuran Ray, film gösterimleri yapar. Bu esnada tüm kariyerini etkileyecek iki deneyim yaşar: İngiltere’de izlediği Vittoria de Sica klasiği Bisiklet Hırsızları (Ladri di Biciclette) filmine aşık olur ve The River filminin çekimleri için Hindistan’a gelen Fransız yönetmen Jean Renoir’a asistanlık yapar. Bu iki deneyim, onun sinemasını şekillendirecek ve gerçekçi bir anlayışa yönlendirecektir.

Halk İçin Halka Rağmen Sinema mı?

Bu girizgahı yapmamın önemli bir nedeni, Hint sinemasındaki alışkanlıklar ile ilgili. Bugün bile Hint sineması dediğimizde gözümüzün önüne gelenleri Satyajit Ray, bundan 50 yıl kadar önce özetler:

“Ortalama Hint filmi renklidir, tanınmış bir şarkıcının söylediği altı yedi şarkı içerir, tek bir dansçı ya da bir topluluk dans eder, bir iyi kız, bir kötü kız, bir iyi erkek, bir kötü erkek vardır, konu genellikle bir aşk hikayesidir ama kızla oğlan hiç öpüşmez, gözyaşının kahkahadan daha bol olduğu bu filmlerin kişileri toplumsal açıdan boşluktadırlar, dış sahnelerin Keşmir’de ya da Paris’te, Tokyo’da çekilmiş olması her üç filmden ikisinin birbirine benzemesini engellemez.” 1

Nasıl ki Türk sinemasının Tiyatrocular Dönemi’nde uzunca bir süre Mısır ve Suriye kaynaklı müzikli arabesk filmlerin hakimiyeti varsa; Hindistan’da da kültürel alışkanlıkların ağır bastığı ve bunların ağdalı biçimde anlatıldığı müzikli filmler hakimdir. Bu filmler aynı zamanda ülkedeki kast sistemini olumlayan, din olgusunu ön plana çıkararak; özellikle de kader inancı üzerinden halkı fakir yaşantısına sıkı sıkı bağlayan, karşı devrimin ajanları olarak da görülebilirler. Hiçbir sinema deneyimi olmayan Ray’ın daha ilk filminde bütün bu alışkanlıkları yıkmaya çalışması ise ilk bakışta hayalcilik olarak nitelendirilebilir.

İzlenimin Tadını Alan Bir Sinema Yaratmak

Peki ya “Pather Panchali” neyi anlatır? Öncelikle film, bir kitaptan uyarlanmakla birlikte tamamlanmış bir senaryoya sahip değildir. Bir iddiaya göre Ray; tüm oyuncularını ve set ekibini toplamış ve çekimlerin ilk günü hiçbir şey yapmayarak herkesi serbest bırakmıştır. Başlangıçtaki bu tavrın, filmin konusuna ve tarzına sirayet ettiği; hatta “Rasa” kavramı ile yakından ilişkili olduğu söylenebilir. Sanskrit dilinde Rasa, “ruhun duygusal doyumu”nu ve “izlenimin tadı”nı ifade eder. Ray’ın hikayesini anlattığı ailenin yaşantısında ve filmin teknik özelliklerinde de bu anlayışa rastlarız.

Filmde fakir bir ailenin yaşam mücadelesi anlatılır. Evin reisi olan Harihar, gündelik işlerde çalışan ve düzenli gelir elde edemeyen bir adamdır. Ayrıca edebiyata meraklı bir kişi olarak sürekli kitap ve şiir yazma hayaliyle tutuşur. Madalyonun öbür yüzünde ise bu hayalciliğin karşısında yer alan anne Sarbojaya yer alır. Kızı Durga ve oğlu Apu ile ilgilenmek, tüm ev işlerini yürütmek konusunda yalnız kalan bu çilekeş kadın, filmin de sert ve gerçekçi tonunun oturmasına yardımcı olur. Gelenekleri temsil eden halaları Indir ile yaşamın zorluklarına göğüs germeye çalışan ailemizi genellikle filmin baş karakterlerinden olan genç Apu aracılığıyla gözlemleriz. Harihar’ın iş bulma ümidiyle ailenin yanından bir süreliğine ayrılması ise çeşitli felaketleri beraberinde getirecektir.

“Kral Çıplak” Deme Cesaretini Gösteriyor

Pather Panchali’de Yeni ve Şairane Gerçekçilik akımlarından izler bulmak mümkündür. Deneyimsiz oyuncularla çalışan Ray’ın görüntü yönetmenliğini, o güne kadar sadece portre fotoğrafları çeken Subrata Mitra yapar. Müziklerde, o tarihlerde henüz üne kavuşmamış olan sitar ustası Ravi Shankar’ın imzası vardır. Geleneksel Hint sinemasında; müzikli prodüksiyonlarda neredeyse sıradanlaşan zengin-fakir çatışması, Pather Panchali’de hiç olmadığı kadar çarpıcı bir biçimde ele alınır. Zengin-fakir ayrımı, ilk bakışta melodramlardan alıştığımız gibi siyah-beyaz ayrımı kadar keskindir. Fakat zamanla tüm karakterlerin kusurlu olduğunu ve asıl sorumluların bireylerden ziyade, sistemi oluşturan kurumlar olduğunu anlarız. Fakir ailenin evinin içinde olanlar ne kadar gerçek ve acımasızsa dışarıdaki mekanlar o kadar büyülü ve hayalidir. Bir şekercinin peşinden koştukları esnada suda yansımalarını izlediğimiz çocuklar, bir anda zenginlere ait bir malikanenin kapısında bitiverirler. Sanki bir gezegenden diğerine geçmiş gibidirler. Ya da sürekli sesini duydukları ama bir türlü yakalayamadıkları tren, hep onlardan uzakta hayali diyarlara gider. Tren, aynı zamanda eskiden burada olan ama artık yok olan kişileri ve değerleri de simgeler. Filmin merkezinde yer alsa da Apu, aslında kadınların yaşamına bakmamızı sağlayan bir aracıdır. Filmde erkek karakterler neredeyse yok hükmündedir. Baba Harihar işlevsiz bir hayalcidir, gerçeklerden kaçar ve asıl görevlerini ihmal eder. Hatta Nuri Bilge Ceylan’ın Kış Uykusu filminde yer alan Aydın’ın farklı bir izdüşümüdür bu karakter. Fakirdir ama ne kadar eğitimli olduğuyla ve ne kadar doğru kararlar verdiğine yönelik inancıyla övünür. Kasabanın büyükleri hep saygı beklerler ama iş başa düştüğünde ortadan kaybolurlar. Bu şartlarda tüm yük kadınların üzerindedir. Hatta Apu’nun ablası Durga’nın deneyimleri oldukça ilginçtir. Bir yandan annesi tarafından evinin kadını olması için yetiştirilirken, diğer yandan isyankar tavırlar içerisine girerek bu rol modeli reddetmek ister. Apu’nun babanın yokluğunda, izlediği bir piyesten etkilenerek başına bir taç takması ve takma bıyıkla poz vermesi, Durga’nın da bir bakıma kendisine biçilen rolü kabul etmek zorunda kalması ile sonuçlanmak zorundadır. Apu tüm gün evde koşturmak, oyun oynamak ve kendisi için hazırlanan yemeği yemek ile ödüllendirilmiş gibiyken bütün suçlamaları ve cezaları Durga üstlenmek zorundadır. Pather Panchali bu açıdan sadece sınıf ayrımcılığının değil; cinsiyet ayrımcılığının da toplumda nasıl görünmez kılındığını ortaya çıkarır ve “kral çıplak” diye bağırır.

Film sınırları belirli bir senaryoya bağlı olmasa da, mizansenlere ve çekimlere baktığımızda oldukça hesaplı bir filmle karşı karşıya olduğumuzu görebiliriz. Satyajit Ray’ın stili, sık sık ünlü İngiliz belgeselci Robert Flaherty ile karşılaştırılır. Özellikle etnografik belgeselleri ile tanıdığımız Flaherty; belgesel sinemanın o gerçekçi havasını, özel yaratılmış planlar ile sağlayarak bir bakıma gerçeği olduğu gibi vermemiş; gerçeği yeniden yaratmıştır. Ray’ın de Pather Panchali ile yaptığı budur. Ekonomik nedenlerin de etkisiyle yapımı üç yılı bulan filmin her karesi, en etkileyici kadrajı bulmanın telaşını taşır. Hatta filmin uluslararası alanda kazandığı ün ve ödüllere karşın en çok eleştirildiği kısmı da budur. Örneğin; François Truffaut, filmi “Avrupa etkisinde ve tatsız tutsuz” bulmuştur. Kimileri ise Ray’ı, de Sica’ya öykünmekle suçlamıştır. Hindistan’dan gelen tepkiler de bu Batı’ya öykünme iddiası ile ilişkilidir. Özellikle Tagore’yi andıran düşünce sistemine karşı çıkan; biraz da muhafazakar bu bakış, “Hindistan’ın imajına zeval gelmesin” düşüncesini de barındırır. Bu eleştirilerin biraz acımasız olduğunu öne sürmemde sakınca olduğunu düşünmüyorum çünkü henüz ilk filmini çeken bir yönetmen olarak Ray’ın örnek aldığı çeşitli akımlara ve filmlere bağlı olması doğaldır. Sisteme yönelttiği aykırı ve sorgulayıcı bakışın, bazı teknik unsurlar ile göz ardı edilmesi nereden baksak aşırıya kaçacaktır. Tıpkı karakterimiz Apu gibi; Hint halkını uzun süre gözlemleyen yönetmenin, romanın da taşıdığı o hümanizm duygusunu filme yansıtması azımsanacak bir başarı değildir.

Pather Panchali: Geleneklerden Beslenip Yenilikçi Yola Uzanan Bir Başyapıt

Kaldı ki; Pather Panchali’nin kazandığı başarıdan sonra çektiği Aparajito (1955) ve Apur Sansar (1959) filmleriyle Apu Üçlemesi olarak adlandırılan ve ilk filmde çocukluğunu gördüğümüz karakterin yetişkinliğe ulaşması ile yaşam çemberini tamamlayan filmlerin başarısı da, Satyajit Ray’ın yönetmenliği ya da tercihleri ile ilgili olumsuz çıkarımların bir nebze azalmasını sağlamıştır. Bu filmden yaklaşık on yıl sonra ana akım sinemaya karşı realist bir bakışla, ülkenin sosyal ve politik yaşamını merkeze alan Paralel Sinema akımının ortaya çıkması tesadüf değildir.

Pather Panchali, Hint sinemasının kurallarını yeniden belirleyerek ve örnek aldığı akımlardan yola çıkıp sonrasında yeni bir akımın filizlenmesinde rol oynayarak, on yıllardır sinemanın evrensel dilinin sürdürülmesinin bayraktarlığını yapmaya devam ediyor.

1 Rekin Teksoy, Rekin Teksoy’un Sinema Tarihi, Oğlak Yayıncılık, 2005.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol