Hiçbir zaman yakışıklılığı ile anılmadı ya da muhteşem bir karizmaya sahip olduğu konuşulmadı. En iyi oyuncular listelerinde zirvede de olamadı. Ancak benim için çok özel bir yeri vardır Robin Williams’ın. Her izlediğim filminde ayrı bir hayranlık duyarım kendisine. Robin Williams’ı eleştirenlerce oyunculuğunun hep tekrar ettiği söylense de her büründüğü karakter bir öncekinden daha farklı gelir bana ve hepsi de ayrı ayrı kahramanım oluverir kendisi beyazperdede göründüğü anda. “Hook” filminde geçmişini unutan Peter Pan olur, “The Fisher King”de sokaklarda yaşayan bir kimsesiz. “Mrs. Doubtfire” filminde çok sevdiği çocuklarını daha fazla görebilmek için kadın kılığına bile girerken, “What Dreams May Come”da bizi cennetine kabul eder ve aşkın tanımını öyle güzel yapar ki kendi aşkınızı dahi sorgulatır. 

Robin Williams’ın benim için en anlamlı filmi ise her zaman “Patch Adams” olmuştur. Sinemaya nadiren gidebildiğimiz senelerde vizyona giren filme ablamla beraber giderken daha adını bile söyleyemediğim bir film seçtiği için ona çok kızmıştım. Fakat kahkahalar atmama sebep olduğu birçok sahneden sonra gözyaşlarımı tutamayıp ağlamama sebep olan filmi izleyip sinemadan çıktığımdan bugüne kadar geçen uzun yıllar boyunca etkisinden hiç kurtulamadım. İddialı bir laf olacak ama belki de beni şu anki ben yapan, kahkahalarımı saklamamamı tavsiye eden ve insanları sevmekle birçok şeyin üstesinden gelebileceğimizi öğreten bu film ve Robin Williams’tır. 

Gerçek bir hikayedir “Patch Adams”ta izlediklerimiz. Kendi isteğiyle akıl hastanesine yatan Patch’in orada bir akıl hastasına yardım ettikten sonra doktor olmak istemesiyle başlar film. Sonrasında tıp fakültesindeki başarısının yanında düzene karşı gelmesi, henüz doktor bile değil bir öğrenciyken kendisine yasak olan hastaneye girmesi, hastaları bildik yöntemlerden çok onlarla arkadaşlık kurarak iyileştirme çabası yüzünden düzenin koruyucularının dikkatini çeker. Uyarırlar onu, aba altından kalın sopalarını gösterirler değişsin diye ama onun buna hiç niyeti yoktur. Değişmez. Hastaları tanımaya, onlarla iletişime geçmeye, onları güldürmeye devam eder. Ancak bu düzen içinde de doktorluk yapmak istemez. Kendi hastanesini kurmak ister. Arkadaşlarıyla birlikte bunu başarır da. Herkesin eşit olduğu, herkesin ‘insan’ olduğu ve kimseden herhangi bir ücret alınmayan, hayallerinin hastanesini tamamlar. Bu süreçte çok acı çeker Patch ve insanların ona çektirdiği bunca acıya rağmen insanlara karşılıksız yardım etmeye devam eder. 

Film beni derinden etkiledi demiştim ancak sonrasında Patch Adams’ı araştırınca daha çok etkilendim. Zencilere yapılan zulme, ırkçılığa meydan okuyup lise hayatı boyunca dayak yiyor, Amerikalı olmaktan utanıp, kapitalizmden nefret ediyor ve tüm bunlar yüzünden daha 18 yaşındayken üç kere intihar edip hastanelerde hayata döndürülüyor Hunter Campbell ‘Patch’ Adams. Sonrasında da kendini öldüreceğine devrim yapmaya karar veriyor. Her gün 30 bin çocuğun açlıktan ölüyor olmasını futboldan, çocuk istismarını pahalı aksesuarlardan daha ilginç buluyor. Bunların hepsi ona acı veriyor ve bu acıyla da harekete geçiyor. Hastanelerde palyaçoluk yapıyor. Ciddi ve teknolojik o hastanelere renk katıyor. Her birinin ukala olduğunu düşündüğü doktorların yaptığından farklı bir şeyler yapıp hastalarla iletişime geçiyor. Onların arkadaşlık ve eğlenceyle iyileşmelerine yardımcı olmak istiyor. Bu sebeple de yaşlı, akıl hastası, evsiz veya fakir hastaların yararlanabileceği bir hastane kurmak istiyor. Filmin çekilmesini de bu yüzden kabul ediyor. Ne yazık ki iyi bir gişe hasılatı elde eden filmden eline hiç para geçmiyor. Filmin senaristleri henüz kurulmamış hastaneyi filmde işlettiklerinden olsa gerek yapımcı herhangi bir para vermeyi gereksiz buluyor. 

O hala palyaçoluk yapmaya ve buradan kazandığı paranın tamamını hayalindeki hastaneyi kurmak için harcamaya devam ediyor. 38 yıldır bunun için uğraşsa da inancını ve heyecanını kaybetmiyor. Yanından oyuncaklarını hiç eksik etmiyor ve karşılaştığı kişilere neden bunu yaptığını zevkle anlatıyor. 

Edebiyat dünyasının tanıdığı belki de en büyük kahraman Don Kişot’u hatırlatıyor ve hiçbirimizin cesaret edemedikleriyle tek başına mücadele ediyor. Film bu anlamda bazı hatalara sahip olsa da ve onun bu kahramanlıklarını bize tam olarak anlatamasa da Hunter ‘Patch’ Adams’ı tanımamızı ve onun felsefesini anlamaya çalışmamızı sağlıyor. Sırf bu sebepten bile bu film benim izlediğim en anlamlı film. 

İyi Seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi