2011 yılında Çelik Yumruklar (Real Steel) vizyona girdi. Hugh Jackman’ın başrolde olduğu film biraz dram, biraz komedi biraz aksiyon serpiştirilmiş tam bir bilim kurguydu. Seyredenler hatırlayacaktır, filmde dev robotlar icat edilmişti. Büyük paralara bu robotlar horoz güreşi mantığında dövüştürülüyordu. Robotların nasıl kontrol edildiği konusuna gelecek olursak o zaman işin içine insan giriyordu. Kimisi makinelerle uzaktan kontrol ederken kimisi dışarıdan sahibinin hareketlerini algılayıp ona göre dövüşüyordu. Neden bu filmi uzun uzadıya anlatıyorum? Pasifik Savaşı (Pacific Rim), bahsettiğim robotların biraz daha teknolojiyle donatılmış biraz da büyütülmüş halleri ile uzaylılara ya da dinozorlara kısacası Godzilla’lara karşı koyduğu savaşı anlatıyor. Yani aslında robotlar konusunda herhangi bir yenilik sunmuyor. Lakin, filmin tanıtımlarında geçen “Tehlike bu kez gökyüzünden değil okyanusun derinliklerinden geliyor” mesajının hakkını sonuna kadar veriyor. 

Filmin konusu basit; Dünya, Kaiju ismi verilen yaratıklar tarafından saldırıya uğruyor. Buna karşı olarak insan ırkı dev robotlar icat ediyor ve bu robotları kullanması için yeni askerler yetiştiriliyor. İlk zamanlar bu sayede Kaiju’lara karşı büyük zaferler elde edilse de kendilerini yenileyen ve güçlenen yaratıklar her geçen gün robotları da parçalamayı başarıyor.

Guillermo Del Toro’nun en büyük bütçeli filmi olma özelliğini taşıyan Pasifik Savaşı, bütçesinin yarattığı beklentiyi fazlasıyla karşılıyor. Senaryosuyla maalesef yenilik sunmasa da görsel açıdan bakıldığında seyirciyi fantastik bir dünyanın içinde olma imkanı sağladığını itiraf etmeliyim. Özellikle filmin açılışı bugüne dek yaşadığım en derin üç boyut deneyimiydi – ki hemen her yazımda genel olarak üç boyuta karşı olduğumu yazarım. Bu sebeple filmin senaryosuyla görsel yönünü bir değerlendirmekten ziyade, filmi iki ayrı şekilde ele almamız gerektiğini düşünüyorum.

PR-FP-0001

Pasifik Savaşı’ndaki yaratıkları gördüğümüz ilk anda karakteristik bir Del Toro filmi olduğunu anlamak mümkün. Sunduğu gerçek üstü hikâyenin bu denli gerçekçi olmasının birincil sebebi de bu. Filmin konusu için de büyük önem taşıyan yaratıkların bir değil birden fazla türde olması her yeni savaşta bambaşka bir yaratıkla karşılaşmamıza olanak sağlıyor. Ve bu vahşi yaratıkların her biri en ince ayrıntısına kadar olağanüstü bir gerçeklikle sunuluyor. Bu gerçekçilik sayesinde filmin içine girmek de çok zor değil açıkçası. Hem okyanusta hem de şehirlerin içinde geçen robot-Kaiju savaşları muazzam. Kısacası filmi görsel açıdan değerlendirecek olursak olumsuz tek kelime etmek büyük bir haksızlık olacaktır. Ancak, her ne kadar yok saymak istesem de, görmezden gelinemez mi desem de film öyle klişelere ve mantık hatalarına düşüyor ki, üzerinde durmadan edemeyeceğim. Neden bir Kaijuy’a karşı hep bir robot karşı çıkmaya çalışıyor? Neden bomba fırlatma fikri böylesine acemice deneniyor? Bu ve bunun gibi pek çok soru filme olan güvenimi sürekli sorgulamama yol açtı. Tabii ki bir de filmin romantik komedilere taş çıkaracak final sahnesi var ki ondan hiç bahsetmiyorum bile. 

Özetle, Pasifik Savaşı gözlerinizi bir saniye bile kırpmanıza izin vermiyor ancak, Del Toro’nun hayranlarını memnun edecek bir başyapıt çıkaramadığı da ne yazık ki aşikâr. Unutmadan, film bittikten sonra hemen salondan ayrılmayın, kısa da olsa sürpriz bir son sahne var.

İyi seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi