Damien Manivel’ın ilk uzun metrajı Un jeune poete’in ardından Cannes’ın ACID seçkisinde izleyici ile buluşan Le Parc, oldukça düşük bütçeli çekilen çocukluktan yetişkinliğe doğru ilerleyen iki gencin ilk buluşmalarında deneyimledikleri utangaçlıkları, aşkı keşifleri, sessizlikleri ve eğlenceleri üzerine yapılmış bir film. Le Parc toplamda bir gün süren anlatısında gündüz ve gecenin zıtlığının bir fantezisi olarak görülebilir. Naomie Vogt-Roby’nin canlandırdığı Naomie ve Maxime Bachellerie’in canlandırdığı Maxime karakterinin birbirlerini tanımaları ve yakınlaşmalarının saflığını vurgulayan gündüzün karşısına konumlandırılan terk edilişin getirdiği gece, Naomie için olayların garipleşmesi anlamına geliyor.

Nerede olduğumuzu bilmediğimiz, bu konuda özellikle bir tanımlamadan kaçınan film, ağaçlık bir alan olan parkın içerisine karakterlerini konumlandırarak, izlediğimiz bu kurgunun her yerde yaşanabilecek olmasını vurguluyor belki de. Yeni tanışan genç bir çiftin birbirlerine açılmasına imkan tanıyan park, ağaçlık ve gizli kalmış köşeleriyle insanın iç dünyasına da atıfta bulunuyor. Filmin aşırı minimalist ve aynı zamanda realist yapısı gecenin çökmesiyle birlikte bambaşka boyutlara taşınıyor. Bu minimalist tavırda, kamera hareketlerinin genel anlamda sabit shotlar olarak tercih edilmesi ve oyuncuların amatörlüğü çeşitli etkenler olarak sayılabilir. Her ne kadar özellikle Yeni Dalga akımlarında amatör oyuncular tercih edilse de bunun özel bir tercih olduğu Le Parc filmine kıyasla çok daha bilinçli görünmektedir. Damien Manivel, bu amatörlüğü bir tercih olarak kullanmaktan ziyade başka seçeneği olmadığından arkadaşlarını oynatmak zorunda kalmış gibi görünmekte. Filmi oyunculuk anlamında izlenilebilir kılan tek karakter ise kötünün iyisi Sobéré Sessouma. Zaten Le Parc’ın toplamda üç karakter ve tek mekan üzerinden ilerleyen bir film olduğunu da not düşmek gerekir.

Gün ışığında bütün saflığıyla yaşanan Naomie ve Maxime’in aşkı gece çökünce aynı saflıkla devam etmez. Maxime’in akşam Naomie’nin yanından ayrılması ve sonrasında Naomie’ye attığı mesajla birlikte eş zamanlı olarak hava kararmaya başlar. Aldığı mesajlar ile büyük bir yıkıma uğrayan Naomie, parkta Maxime’den ayrıldığı yerde uyuyakalır. Her şeyin başa dönmesini dileyen Naomie’yi gecenin karanlığında tuhaf deneyimler beklemektedir. Gerçeklik algısının kırılmaya başlaması, izleyiciye Maxime’in Freud ile ilgili anlattıklarını anımsatır gibidir. Bu rüyavari, bilinç dışı deneyimden, Naomie’nin elde edebileceği Sobéré ile elde edemeyeceği Maxime’i zihninde yer değiştirdiği söylenebilir. Gecenin bireylerin sakladıklarını açığa çıkaran aynı zamanda tüm sırları saklamaya olanak tanıyan yapısı, Naomie’nin de dansvari bir sekansla yaşayacağı ilişkisinden beklentilerini açığa çıkarıyor.

Elde bulunan güzel işlenecek bir konunun ve çarpıcı bir şekilde verilmeye olanak tanıyan gece ve gündüz çatışmasının amatörlük hissiyatı veren teknik yetersizlikler nedeniyle başarılı bir şekilde işlenemediğini söylemek mümkün. Freud ve dolayısıyla psikanaliz, basitçe bir sohbet konusu olarak kalmaktan ziyade derinlikli olarak hikayeye yedirilebilseydi anlatının ikinci bölümü çok daha ilgi çekici olabilirdi. Ancak gece sekanslarında ışık kullanımının gündüz çekimlerinden daha başarılı olduğunu söylemek mümkün. Genel anlamda vadettiklerini karşılamayı başaramayan Le Parc, izleyicisine nerede durduğu tam belirgin olmayan, gecenin ve gündüzün çatışmasını diyalogları üzerinden geliştirmeyi de tam anlamıyla başaramayan bir film olarak değerlendirilebilir.

Damien Manivel'ın ilk uzun metrajı Un jeune poete’in ardından Cannes'ın ACID seçkisinde izleyici ile buluşan Le Parc, oldukça düşük bütçeli çekilen çocukluktan yetişkinliğe doğru ilerleyen iki gencin ilk buluşmalarında deneyimledikleri utangaçlıkları, aşkı keşifleri, sessizlikleri ve eğlenceleri üzerine yapılmış bir film. Le Parc toplamda bir gün süren anlatısında gündüz ve gecenin zıtlığının bir fantezisi olarak görülebilir. Naomie Vogt-Roby’nin canlandırdığı Naomie ve Maxime Bachellerie’in canlandırdığı Maxime karakterinin birbirlerini tanımaları ve yakınlaşmalarının saflığını vurgulayan gündüzün karşısına konumlandırılan terk edilişin getirdiği gece, Naomie için olayların garipleşmesi anlamına geliyor. Nerede olduğumuzu bilmediğimiz, bu konuda özellikle bir tanımlamadan kaçınan film, ağaçlık bir alan olan parkın içerisine karakterlerini konumlandırarak, izlediğimiz bu kurgunun her yerde yaşanabilecek olmasını vurguluyor belki de. Yeni tanışan genç bir çiftin birbirlerine açılmasına imkan tanıyan park, ağaçlık ve gizli kalmış köşeleriyle insanın iç dünyasına da atıfta bulunuyor. Filmin aşırı minimalist ve aynı zamanda realist yapısı gecenin çökmesiyle birlikte bambaşka boyutlara taşınıyor. Bu minimalist tavırda, kamera hareketlerinin genel anlamda sabit shotlar olarak tercih edilmesi ve oyuncuların amatörlüğü çeşitli etkenler olarak sayılabilir. Her ne kadar özellikle Yeni Dalga akımlarında amatör oyuncular tercih edilse de bunun özel bir tercih olduğu Le Parc filmine kıyasla çok daha bilinçli görünmektedir. Damien Manivel, bu amatörlüğü bir tercih olarak kullanmaktan ziyade başka seçeneği olmadığından arkadaşlarını oynatmak zorunda kalmış gibi görünmekte. Filmi oyunculuk anlamında izlenilebilir kılan tek karakter ise kötünün iyisi Sobéré Sessouma. Zaten Le Parc’ın toplamda üç karakter ve tek mekan üzerinden ilerleyen bir film olduğunu da not düşmek gerekir. Gün ışığında bütün saflığıyla yaşanan Naomie ve Maxime’in aşkı gece çökünce aynı saflıkla devam etmez. Maxime’in akşam Naomie’nin yanından ayrılması ve sonrasında Naomie’ye attığı mesajla birlikte eş zamanlı olarak hava kararmaya başlar. Aldığı mesajlar ile büyük bir yıkıma uğrayan Naomie, parkta Maxime’den ayrıldığı yerde uyuyakalır. Her şeyin başa dönmesini dileyen Naomie’yi gecenin karanlığında tuhaf deneyimler beklemektedir. Gerçeklik algısının kırılmaya başlaması, izleyiciye Maxime'in Freud ile ilgili anlattıklarını anımsatır gibidir. Bu rüyavari, bilinç dışı deneyimden, Naomie'nin elde edebileceği Sobéré ile elde edemeyeceği Maxime'i zihninde yer değiştirdiği söylenebilir. Gecenin bireylerin sakladıklarını açığa çıkaran aynı zamanda tüm sırları saklamaya olanak tanıyan yapısı, Naomie'nin de dansvari bir sekansla yaşayacağı ilişkisinden beklentilerini açığa çıkarıyor. Elde bulunan güzel işlenecek bir konunun ve çarpıcı bir şekilde verilmeye olanak tanıyan gece ve gündüz çatışmasının amatörlük hissiyatı veren teknik yetersizlikler nedeniyle başarılı bir şekilde işlenemediğini söylemek mümkün. Freud ve dolayısıyla psikanaliz, basitçe bir sohbet konusu olarak kalmaktan ziyade derinlikli olarak hikayeye yedirilebilseydi anlatının ikinci bölümü çok daha ilgi çekici olabilirdi. Ancak gece sekanslarında ışık kullanımının gündüz çekimlerinden daha başarılı olduğunu söylemek mümkün. Genel anlamda vadettiklerini karşılamayı başaramayan Le Parc, izleyicisine nerede durduğu tam belirgin olmayan, gecenin ve gündüzün çatışmasını diyalogları üzerinden geliştirmeyi de tam anlamıyla başaramayan bir film olarak değerlendirilebilir.

Yazar Puanı

puan - 30%

30%

Genel anlamda vadettiklerini karşılayamayan Le Parc, izleyicisine nerede durduğu tam belirgin olmayan, gecenin ve gündüzün çatışmasını diyalogları üzerinden geliştirmeyi de tam anlamıyla başaramayan bir film olarak değerlendirilebilir.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
30
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi