İngiliz yönetmen Roger Michell’in yaşlı bir çiftin Paris macerasına odaklandığı Paris’te Bir Hafta Sonu (Le Week-End), romantik komedi türünde altı oldukça doldurulmuş, beklentilerin üzerinde bir film.

Bir kolejde felsefe eğitimi veren Nick ile biyoloji öğretmeni eşi Meg otuzuncu evlilik yıl dönümlerini kutlamak için hafta sonlarını Paris’te geçirmeye karar verirler. Fakat yıllar önce kaldıkları otelin kapısına gelmeleriyle işlerin pek de istedikleri gibi gitmeyeceği belli olur. Kutlamaları zamanla çatışmaya, öç almaya evrilir ama sonunda bir süredir görmezden geldikleri bir şeyi fark ederler.

Filmin geneli Paris’in ışıltılı, karmaşık yaşamı ve oldukça etkileyici bir sadeliğe sahip anlatının başarılı bir harmanından oluşuyor. Buna her halde dense dense sade bir güzellik denir, hele ki açılış ve final sahneleri tam anlamıyla mest edici. Baştan sona sıra dışı bir romantik komedinin içinde olduğunuzu iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Mekan olarak Paris’in seçilmesi çiftimizin ise İngiliz olmaları oldukça geniş bir hikaye seçeneğiyle birlikte bazı klişe yapıları da beraberinde getiriyor. Ama yönetmen bu durumu çok iyi analiz etmiş olacak ki klişelere hiç bulaşmadan her an ilgiyi ayakta tutan bir hikaye dinamiği oluşturmayı başarmış. Özellikle de İngiliz Özgür Sineması’nın altında yatan felsefeye çakılan selamlar ve bunları geçmişten tatlı bir anı olarak anlatma yolunu seçerek de bir tür modernizm eleştirisi ve özeleştirisi yapılan bölümler oldukça güzel. Hatta daha da güzel olanı bu bölümlerin didaktik olma hatasına düşmenin ucundan bile geçmemesi. Bu konuda Nick’in yıllar sonra karşılaştığı eski dostu Morgan’ın oğluyla olan ilişkisi hem inanılmaz komik hem de altında günümüz ilişkilerine dair oldukça değerli fikirler yatan çok parlak bir fikir.

Ait olduğu türün klasik anlatılarının dışına çıkmayı başaran filmin en önemli artılarından biri de Meg ve Nick karakterlerinin gerçekten çok orijinal ve derinlikli oluşturulması. Fakat aynı başarıyı yan karakterlerde görmek maalesef mümkün değil. Özellikle de Morgan karakteri filmin genel başarısını ve atmosferini sekteye uğratmış. Bir de bazı karakterlerin, kişisel geçmişlerinin aksi yönde hareket etmeleri senaryonun genelindeki etkileyiciliğe bakıldığı zaman gerçekten de beklenmedik bir şey.

Gerek oldukça başarılı komedi unsuruyla gerekse derinlikli metniyle gerçekten başarılı bir film Paris’te Bir Hafta Sonu. Yer yer rahatsız edici zayıflıktaki yan karakterlere rağmen kendini zevkle izletmeyi başarmanın yanı sıra düşündürmeyi de başarabilmesi takdire şayan.

 

İngiliz yönetmen Roger Michell’in yaşlı bir çiftin Paris macerasına odaklandığı Paris’te Bir Hafta Sonu (Le Week-End), romantik komedi türünde altı oldukça doldurulmuş, beklentilerin üzerinde bir film. Bir kolejde felsefe eğitimi veren Nick ile biyoloji öğretmeni eşi Meg otuzuncu evlilik yıl dönümlerini kutlamak için hafta sonlarını Paris’te geçirmeye karar verirler. Fakat yıllar önce kaldıkları otelin kapısına gelmeleriyle işlerin pek de istedikleri gibi gitmeyeceği belli olur. Kutlamaları zamanla çatışmaya, öç almaya evrilir ama sonunda bir süredir görmezden geldikleri bir şeyi fark ederler. Filmin geneli Paris’in ışıltılı, karmaşık yaşamı ve oldukça etkileyici bir sadeliğe sahip anlatının başarılı bir harmanından oluşuyor. Buna her halde dense dense sade bir güzellik denir, hele ki açılış ve final sahneleri tam anlamıyla mest edici. Baştan sona sıra dışı bir romantik komedinin içinde olduğunuzu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Mekan olarak Paris’in seçilmesi çiftimizin ise İngiliz olmaları oldukça geniş bir hikaye seçeneğiyle birlikte bazı klişe yapıları da beraberinde getiriyor. Ama yönetmen bu durumu çok iyi analiz etmiş olacak ki klişelere hiç bulaşmadan her an ilgiyi ayakta tutan bir hikaye dinamiği oluşturmayı başarmış. Özellikle de İngiliz Özgür Sineması’nın altında yatan felsefeye çakılan selamlar ve bunları geçmişten tatlı bir anı olarak anlatma yolunu seçerek de bir tür modernizm eleştirisi ve özeleştirisi yapılan bölümler oldukça güzel. Hatta daha da güzel olanı bu bölümlerin didaktik olma hatasına düşmenin ucundan bile geçmemesi. Bu konuda Nick’in yıllar sonra karşılaştığı eski dostu Morgan’ın oğluyla olan ilişkisi hem inanılmaz komik hem de altında günümüz ilişkilerine dair oldukça değerli fikirler yatan çok parlak bir fikir. Ait olduğu türün klasik anlatılarının dışına çıkmayı başaran filmin en önemli artılarından biri de Meg ve Nick karakterlerinin gerçekten çok orijinal ve derinlikli oluşturulması. Fakat aynı başarıyı yan karakterlerde görmek maalesef mümkün değil. Özellikle de Morgan karakteri filmin genel başarısını ve atmosferini sekteye uğratmış. Bir de bazı karakterlerin, kişisel geçmişlerinin aksi yönde hareket etmeleri senaryonun genelindeki etkileyiciliğe bakıldığı zaman gerçekten de beklenmedik bir şey. Gerek oldukça başarılı komedi unsuruyla gerekse derinlikli metniyle gerçekten başarılı bir film Paris’te Bir Hafta Sonu. Yer yer rahatsız edici zayıflıktaki yan karakterlere rağmen kendini zevkle izletmeyi başarmanın yanı sıra düşündürmeyi de başarabilmesi takdire şayan.  
Puan - 74 / 100

7.4

Gerek oldukça başarılı komedi unsuruyla gerekse derinlikli metniyle gerçekten başarılı bir film Paris’te Bir Hafta Sonu. Yer yer rahatsız edici zayıflıktaki yan karakterlere rağmen kendini zevkle izletmeyi başarmanın yanı sıra düşündürmeyi de başarabilmesi takdire şayan.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
7
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi