Harrison Ford ile Gary Oldman’ı beyazperdede son kez birlikte gördüğümüz Hava Kuvvetleri Bir (Air Force One), 90’ların ortalarında zirve yapan “kahraman Amerikan Başkanı” şablonunun dışına çıkamamıştı. İkiliyi tekrar bir araya getiren Paranoya ise Robert Luketic – Liam Hemsworth ortaklığının kurbanı oluyor.

Joseph Finder’ın romanından uyarlanan film, iki teknoloji devi şirket arasında sıkışan Adam Cassidy’nin yaşadığı çıkmazı ele alıyor. Terazinin bir tarafında hedefleri, diğer tarafında ise yapması gereken “bilgi casusluğu” bulunan Cassidy, bir süre sonra kendi hayatını korumak için mücadele etmek zorunda kalıyor.

Daha ilk dakikadan itibaren irtifa kaybetmeye başlayan filmin senaryosunda özensizlikler göze çarpıyor. “İnternet dipsiz bir kuyu”, “Teknolojik araçlar yüzünden her hareketimiz takip ediliyor” gibi dillere pelesenk olmuş korkular üzerinden ilerlemek istenirken değil 21. Yüzyıl, 19. yüzyılda bile kolayca ortaya çıkarılabilecek bir casusluk öyküsüne inanmamız bekleniyor. “21” ile romantik komedilerden gerilimlere geçiş yapan Luketic, belli ki senaryonun açıklarını oyuncuları ile kapatmak istemiş. Bu alanda ise Hemsworth kardeşlerin küçüğü olan Liam’ın, Adam Cassidy rolü için fazla dikkat çekici kaldığı söylenebilir. “21”deki başarılı Jim Sturgess tercihinin aksine Hemsworth, başarısız cast seçimi sonucunda karakterin inandırıcılığına darbe vururken vasat diyaloglar kendisine pek yardımcı olmuyor. Gary Oldman, Harrison Ford ve Richard Dreyfuss’un varlıkları ne kadar heyecan vericiyse de yardımcı karakterler olarak sınırlı alanlara sahipler. Bir noktadan sonra “Lost”un rüzgarıyla (!) figüran oyuncuya dönüşen Josh Holloway’i görmek ya da Harrison Ford’un ne kadar yaşlanmış olduğunu fark etmek bile daha ilginç deneyimler haline geliyor.

Paranoya, iki baskın gücün arasında kalan kırılgan insanları ya da teknolojinin hayatımız üzerindeki hükümranlığını ele alan bir film değil. Daha çok babasının (Sam Amca’nın kemikleşmiş hali olan Richard Dreyfuss) direktifleri doğrultusunda bildiğini okuyarak sisteme entegre olmaya çalışan bir çocuğun hikayesi. Ama baba oğul ilişkisinin bile neredeyse robotik performanslarla işlendiği düşünülürse kendisinin, korktuğu şeye dönüştüğü söylenebilir.

Harrison Ford ile Gary Oldman’ı beyazperdede son kez birlikte gördüğümüz Hava Kuvvetleri Bir (Air Force One), 90’ların ortalarında zirve yapan “kahraman Amerikan Başkanı” şablonunun dışına çıkamamıştı. İkiliyi tekrar bir araya getiren Paranoya ise Robert Luketic - Liam Hemsworth ortaklığının kurbanı oluyor. Joseph Finder’ın romanından uyarlanan film, iki teknoloji devi şirket arasında sıkışan Adam Cassidy’nin yaşadığı çıkmazı ele alıyor. Terazinin bir tarafında hedefleri, diğer tarafında ise yapması gereken “bilgi casusluğu” bulunan Cassidy, bir süre sonra kendi hayatını korumak için mücadele etmek zorunda kalıyor. Daha ilk dakikadan itibaren irtifa kaybetmeye başlayan filmin senaryosunda özensizlikler göze çarpıyor. “İnternet dipsiz bir kuyu”, “Teknolojik araçlar yüzünden her hareketimiz takip ediliyor” gibi dillere pelesenk olmuş korkular üzerinden ilerlemek istenirken değil 21. Yüzyıl, 19. yüzyılda bile kolayca ortaya çıkarılabilecek bir casusluk öyküsüne inanmamız bekleniyor. “21” ile romantik komedilerden gerilimlere geçiş yapan Luketic, belli ki senaryonun açıklarını oyuncuları ile kapatmak istemiş. Bu alanda ise Hemsworth kardeşlerin küçüğü olan Liam’ın, Adam Cassidy rolü için fazla dikkat çekici kaldığı söylenebilir. “21”deki başarılı Jim Sturgess tercihinin aksine Hemsworth, başarısız cast seçimi sonucunda karakterin inandırıcılığına darbe vururken vasat diyaloglar kendisine pek yardımcı olmuyor. Gary Oldman, Harrison Ford ve Richard Dreyfuss’un varlıkları ne kadar heyecan vericiyse de yardımcı karakterler olarak sınırlı alanlara sahipler. Bir noktadan sonra “Lost”un rüzgarıyla (!) figüran oyuncuya dönüşen Josh Holloway’i görmek ya da Harrison Ford’un ne kadar yaşlanmış olduğunu fark etmek bile daha ilginç deneyimler haline geliyor. Paranoya, iki baskın gücün arasında kalan kırılgan insanları ya da teknolojinin hayatımız üzerindeki hükümranlığını ele alan bir film değil. Daha çok babasının (Sam Amca’nın kemikleşmiş hali olan Richard Dreyfuss) direktifleri doğrultusunda bildiğini okuyarak sisteme entegre olmaya çalışan bir çocuğun hikayesi. Ama baba oğul ilişkisinin bile neredeyse robotik performanslarla işlendiği düşünülürse kendisinin, korktuğu şeye dönüştüğü söylenebilir.

Yazar Puanı

Puan - 35%

35%

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
35
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi