Muazzam paralar harcanarak üzerinde aylarca çalışılmış zombiler ya da kimyasal tepkimeler sonucu mutantlaşan yaratıklardansa amatör hissi uyandıran, el kamerasıyla çekilen ve bilinmeyen varlıklar tarafından kovalanan karakterler her zaman daha korkunçtur. Çünkü tasvir kısmı izleyicinin hayal gücüne bırakılmıştır ve filmin içine çekme kapasitesine bağlı olarak bu korkutuculuğun seviyesi de izleyicinin konsantre olmasıyla doğru orantılı olarak artar

2007 yılında düşük bir bütçeyle ilki çekilen Paranormal Activity serisi, az önce bahsettiğim konuyla ilintili olarak bize yönetmenin bakış açısından gördüklerinden çok bizim görmeyi umduğumuz, görmekten korktuğumuz şeyleri sunuyor. Film, ilk defa Oren Peli tarafından çekildiğinde muhtemelen ekip de böyle bir başarı beklemiyordu. Fakat 15.000 Dolar gibi komik bir bütçeyle çekilen ilk film tüm dünyada 193 milyon dolarlık bir gişe başarısı sağladı. Kimine göre ucuz bir korku replikası olan film, kimine göreyse gerçekten korku türünde son zamanların en iyilerinden biriydi. Kim ne derse desin değişmeyen bir şey var ki, insanlar bu filmi merak ediyor ve izliyordu. Hal böyle olunca devam serisi de kaçınılmaz oldu. Aynı temayı farklı konularla aktarmaktansa, aynı konu üzerinden bir seri oluşturularak devam filmlerinde olayları ortasından, sonundan ve başlangıcından anlatan bir üçleme yaratıldı.

Katie ve Micah adlı genç bir çiftin yeni taşındıkları evde yaşadıkları sıra dışı olaylarla başlayan ilk filmden sonra ikinci filmde karşımıza Alison’ın ailesi çıkıyor ve ilkindekine benzer olaylar bu defa onların evinde yaşanıyor. İkinci filmin sonunda öğrendik ki tüm bunlar bir tesadüf değildir çünkü Alison ve Katie kardeştir. Serinin sonu olduğunu düşündüğüm üçüncü filmdeyse herşey en başından, iki kardeşin başına bunların neden geldiğini anlatıyordu. Fakat sonu açık biten film yine bir devam filmine göz kırpıyordu. 2012 yılına geldiğimizde ise olaylar ikinci filmin yarım bıraktığı kapıyı sonuna dek aralamak için yeniden beyazperdeye aktarıldı.

Alex ve ailesinin normal bir hayatı vardır. Taa ki karşı komşuları bekar anne Katie rahatsızlanıp, hastaneye kaldırıldıktan sonra minik Robbie’ye göz kulak olmak zorunda kalana dek. Alex ve erkek arkadaşının bilgisayar kameraları üzerinden kayıt yaparak çektikleri sahneler itiraf etmeliyim ki oldukça korkutarak gerilim anları yaratıyor.  Sıradan sahnelerde bile görünmeyen unsurlar her an perdenin arkasından ekranın bir köşesinden çıkacakmış hissi peşinizi bırakmıyor. Dördüncü filmde teknolojiden daha fazla yararlanılarak görünmeyen varlıkları öncekilere göre daha görünür kılmak amaçlanmış. Bu duygu yer yer absürtlüklere sebep olsa da yarattığı gerilimin seviyesini düşürmüyor. Öte yandan filmin yavaş ilerlemesi ve zaman zaman aile günlükleri moduna dönüştüğü bazı sahneler de izleyicinin konudan kopmasına sebep olabiliyor. 

Film vizyona girer girmez yapımcılar beşinci filmin de yolda olduğunu doğruladılar. Bu da zaten bu filmin de yine bir sonuca bağlanmayacağının kanıtıydı. Para kazanmak uğruna insanları sıkacak düzeye gelmeden artık tadında bırakılmasını umduğum seri istenirse pembe dizi kıvamında otuz sekiz bölüm bile uzatılabilir. Bu da tabii ki yapımcıların en hoşuna gidecek etken. Ama bir yerden sonra kabak tadı vereceği (ki bence dördüncü filmde bunu hissetmek mümkün) bir gerçek.

Keyifli seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi