64. Berlin  Film Festivali’nde Altın Ayı için yarışan filmlerden Paramparça – Aloft, yarışmadan sonra hakkında pek fazla yorum okuyamadan gözlerden kayboldu. Başrollerinde Jennifer Connelly, Cillian Murphy ve Mélanie Laurent gibi isimler bulunan film en basit haliyle bir aile dramasını anlatıyor. Gizem duygusu çözülmeye başladıkça, hareketlenen ve merak uyandırmaya başlayan Paramparça, çok basit ve bağlamından kopuk bir final yapınca yarattığı gizemin hakkını veremiyor.

Paramparça, Ivan’ın (Cillian Murphy) annesiyle olan ilişkisinin ilk zamanlarından başlıyor ve araya giren 20 yılın sonunda kavuşmalarını konu alıyor. Ivan’ın annesi Nana (Jennifer Connelly), kendi ayaklarının üstünde durmaya çalışan yalnız bir anne olarak iki çocuğuna bakmaya çalışır. Küçük oğlunun hastalığını öğrendikten sonra onun tedavisi için elinden gelen her şeyi yapmaya çabalayan Nana’nın hayatı, bir süre oğullarıyla tamamen ayrılır. Ta ki, Jannia (Mélanie Laurent) onları tekrar bir araya getirinceye kadar.

Paramparça, hikayesinden ziyade çekim teknikleri ve kurgusal başarısıyla ön plana çıkıyor. Zamansal atlamalar yaparak, ana hikayeyi geri dönüşler (flashback) ile zenginleştiren yönetmen Claudia Llosa, ilk yirmi dakika itibarıyla iki farklı zamanda geçen iki hikaye anlatmaya başlıyor. Ortak noktası Ivan olan bu hikayeler, birbirlerine kenetlenmiyor ama bağlamlarından da kopmuyorlar. Bu zamansal dengeyi iyi oturtan yönetmen, sonu tahmin edilebilir hikayesini işlemek için başarılı bir yol izliyor. Sahne geçişlerini de etkisini kaybetmeyecek şekilde yapan, yer yer yumuşak geçişlerle filmin temposunu düşüren ya da tam ihtiyacı olduğu anda sert bir geçiş yaparak gizemi arttıran bir atmosfer yaratıyor. Sürükleyiciliği sağlaması açısından bu küçük ayrıntılar filme olumlu yansıyor. 

Filmin aynı zamanda senaristi de olan Claudia Llosa, pek fazla ana karaktere sahip olmasa da karakterlerini derinleştirmede sıkıntı yaşıyor. Performansların başarısı bir yana dursun, hayatlarında tek bir odak noktası var gibi görünen ve başka hiçbir etkileşime sahip olmayan karakterler, filmin fazlasıyla yüzeysel kalmasına neden oluyorlar. Özellikle Nana’nın karakteri aniden değişim gösteriyor. Ayrıca Ivan ve Jannia arasındaki ilişki de çok hızlı ve tutarsız bir biçimde ilerliyor. Filmin kilit karakteri olan Ivan’ın duygusal yapısı, filmin ilerlemesine paralel olarak geliştiğinden bu noktada bir sıkıntı ortaya çıkmıyor neyse ki. Elbette bu noktada Cillian Murphy’nin alıştığımız güçlü performansının da etkisi büyük. Teknik anlamda yakaladığı başarıyı senaryo anlamda tutturamayan Llosa, filmi gerçek anlamda bitiremeyerek bu sıkıntıyı katlıyor. Çok basma kalıp bir final ile filmi bitiren yönetmen, seyirciyi etkileyebilmek için yaptığı bütün hamleleri neredeyse tek seferde öldürüyor.

Claudia Llosa, “Paramparça”da sinema dilini biraz olsun değiştirmiş görünüyor. En başarılı filmlerinden olan, 2009 yılında çektiği Acı Süt (The Milk of Sorrow) ile kıyaslandığında Paramparça’nın farklılıkları hemen göze çarpıyor. Son zamanlarda Amerikan bağımsız filmlerinde sıkça gördüğümüz kamera açıları ve renk kullanımını benimseyip, sekansların hissiyatını arttırmak adına yerli yerinde kullanıyor. Ters ışığa karşı yapılan çekimlerden tutun da, kameranın aksak bir biçimde kullanılması gibi bağımsız sinemacıların sıkça tercih etmeye başladığı bu tarz teknikler, çoğu zaman ekranı buzullarla kaplayan Paramparça’ya dinamik bir atmosfer katıyor. Son bir iki yılda bunlara benzer teknikleri kullanan pek çok örnek görmeye başladık. Geçtiğimiz yıl Justin Long ve Emmy Rossum’un başrollerinde olduğu Comet ve Michael Pitt ile Brit Marling’i bir araya getiren I Origins (Kök) de benzer kamera teknikleri ve renk kullanımlarına sahipti. Claudia Llosa’nın yönetmen kişiliği, bu teknik kullanımlarla daha güçlü bir görüntü sergilemiş. Özellikle, Ivan’ın annesiyle arasındaki bağları tamamen koparmasına sebep olan sahneyi, bu tercihlerle iyice yükseltmeyi başarmış.

Teknik ve görsel başarısını senaryo yapılanmasında gösteremeyen Claudia Llosa, yer yer yükselen, yer yer ise düşük tempoda seyreden biraz dengesiz bir yapım ortaya çıkarmış. Oyuncuların performanslarıyla yönetmene fazlasıyla yardımcı olduklarını düşündüğümüzde, Paramparça’nın senaryo anlamında daha sağlam bir altyapıyla çok başarılı bir film olabileceğini söylemek gerekiyor.

64. Berlin  Film Festivali'nde Altın Ayı için yarışan filmlerden Paramparça - Aloft, yarışmadan sonra hakkında pek fazla yorum okuyamadan gözlerden kayboldu. Başrollerinde Jennifer Connelly, Cillian Murphy ve Mélanie Laurent gibi isimler bulunan film en basit haliyle bir aile dramasını anlatıyor. Gizem duygusu çözülmeye başladıkça, hareketlenen ve merak uyandırmaya başlayan Paramparça, çok basit ve bağlamından kopuk bir final yapınca yarattığı gizemin hakkını veremiyor. Paramparça, Ivan'ın (Cillian Murphy) annesiyle olan ilişkisinin ilk zamanlarından başlıyor ve araya giren 20 yılın sonunda kavuşmalarını konu alıyor. Ivan'ın annesi Nana (Jennifer Connelly), kendi ayaklarının üstünde durmaya çalışan yalnız bir anne olarak iki çocuğuna bakmaya çalışır. Küçük oğlunun hastalığını öğrendikten sonra onun tedavisi için elinden gelen her şeyi yapmaya çabalayan Nana'nın hayatı, bir süre oğullarıyla tamamen ayrılır. Ta ki, Jannia (Mélanie Laurent) onları tekrar bir araya getirinceye kadar. Paramparça, hikayesinden ziyade çekim teknikleri ve kurgusal başarısıyla ön plana çıkıyor. Zamansal atlamalar yaparak, ana hikayeyi geri dönüşler (flashback) ile zenginleştiren yönetmen Claudia Llosa, ilk yirmi dakika itibarıyla iki farklı zamanda geçen iki hikaye anlatmaya başlıyor. Ortak noktası Ivan olan bu hikayeler, birbirlerine kenetlenmiyor ama bağlamlarından da kopmuyorlar. Bu zamansal dengeyi iyi oturtan yönetmen, sonu tahmin edilebilir hikayesini işlemek için başarılı bir yol izliyor. Sahne geçişlerini de etkisini kaybetmeyecek şekilde yapan, yer yer yumuşak geçişlerle filmin temposunu düşüren ya da tam ihtiyacı olduğu anda sert bir geçiş yaparak gizemi arttıran bir atmosfer yaratıyor. Sürükleyiciliği sağlaması açısından bu küçük ayrıntılar filme olumlu yansıyor.  Filmin aynı zamanda senaristi de olan Claudia Llosa, pek fazla ana karaktere sahip olmasa da karakterlerini derinleştirmede sıkıntı yaşıyor. Performansların başarısı bir yana dursun, hayatlarında tek bir odak noktası var gibi görünen ve başka hiçbir etkileşime sahip olmayan karakterler, filmin fazlasıyla yüzeysel kalmasına neden oluyorlar. Özellikle Nana'nın karakteri aniden değişim gösteriyor. Ayrıca Ivan ve Jannia arasındaki ilişki de çok hızlı ve tutarsız bir biçimde ilerliyor. Filmin kilit karakteri olan Ivan'ın duygusal yapısı, filmin ilerlemesine paralel olarak geliştiğinden bu noktada bir sıkıntı ortaya çıkmıyor neyse ki. Elbette bu noktada Cillian Murphy'nin alıştığımız güçlü performansının da etkisi büyük. Teknik anlamda yakaladığı başarıyı senaryo anlamda tutturamayan Llosa, filmi gerçek anlamda bitiremeyerek bu sıkıntıyı katlıyor. Çok basma kalıp bir final ile filmi bitiren yönetmen, seyirciyi etkileyebilmek için yaptığı bütün hamleleri neredeyse tek seferde öldürüyor. Claudia Llosa, "Paramparça"da sinema dilini biraz olsun değiştirmiş görünüyor. En başarılı filmlerinden olan, 2009 yılında çektiği Acı Süt (The Milk of Sorrow) ile kıyaslandığında Paramparça'nın farklılıkları hemen göze çarpıyor. Son zamanlarda Amerikan bağımsız filmlerinde sıkça gördüğümüz kamera açıları ve renk kullanımını benimseyip, sekansların hissiyatını arttırmak adına yerli yerinde kullanıyor. Ters ışığa karşı yapılan çekimlerden tutun da, kameranın aksak bir biçimde kullanılması gibi bağımsız sinemacıların sıkça tercih etmeye başladığı bu tarz teknikler, çoğu zaman ekranı buzullarla kaplayan Paramparça'ya dinamik bir atmosfer katıyor. Son bir iki yılda bunlara benzer teknikleri kullanan pek çok örnek görmeye başladık. Geçtiğimiz yıl Justin Long ve Emmy Rossum'un başrollerinde olduğu Comet ve Michael Pitt ile Brit Marling'i bir araya getiren I Origins (Kök) de benzer kamera teknikleri ve renk kullanımlarına sahipti. Claudia Llosa'nın yönetmen kişiliği, bu teknik kullanımlarla daha güçlü bir görüntü sergilemiş. Özellikle, Ivan'ın annesiyle arasındaki bağları tamamen koparmasına sebep olan sahneyi, bu…

Yazar Puanı

Puan - 57%

57%

57

Teknik ve görsel başarısını senaryo yapılanmasında gösteremeyen Claudia Llosa, yer yer yükselen, yer yer ise düşük tempoda seyreden biraz dengesiz bir yapım ortaya çıkarmış.

Kullanıcı Puanları: 3.9 ( 1 votes)
57
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi