Schrödinger’in Kedisi*, Avusturyalı fizikçi Erwin Schrödinger tarafından ortaya atılmış, kuantum fiziğiyle ilgili hakkında çok tartışılmış bir düşünce deneyidir.  Genellikle kuantum mekaniği ve Kopenhag Yorumu’yla ilgili bir paradoks olarak bilinen Schrödinger’in Kedisi 1935 yılında ortaya atılmış ve tamamen teoride kalmıştır.

Deneyde kapalı bir kutunun içinde bir düzenek ve başlangıçta canlı olan bir kedi vardır. Bozunma olasılığı %50 olan bir parçacık, bu parçacığın bozunmasıyla ortama yayılacak olan zehirli gazdır. Bu deneydeki önemli nokta, olasılığının tam olarak %50 olmasıdır. Sonuç olarak kedi, kutu açıldığında ya zehirlenip ölmüş ya da diri olarak görülecektir. Ancak deneyin paradoks olarak tanımlanmasının nedeni sonuç değil, gözlemlenmeyen deney aşamasıdır. Önemli kısım, gözlem yapılmadan önce kutunun içinde neler olduğudur. Kutu açılmadan önce kedinin durumu her zaman soru işareti kalacaktır ve kuantum fiziğine göre kedi hem ölü hem de diridir.

Yazıya bu deney hakkında kısa bir ön bilgiyle başlamamın sebebi, filmin arasına sıkıştırılmış olmasının yanı sıra çıktıktan sonra darmadağın olan zihni bir nebze olsun toplamak açısından faydalı olması. Bir kuyrukluyıldızın Dünya’nın yakınından geçtiği bir gece yarısı, bir evde toplanan sekiz arkadaşın sıradan geceleri bambaşka bir hal alıyor. Elektriklerin sadece kendi evlerinde kesilmediğini fark eden grup, sokakta ışıkları yanan tek evin sakinlerinden yardım alma konusunda karara varınca, bu durum onları akıl almaz olayların içine atacaktır.

Paralel evren ziyadesiyle kuantum fiziği, birçok filme konu olurken “Paralel Evren” (Coherence)’in 2010 yapımı Başka Bir Dünya (Another Earth) ile yakın bir bağ oluşturduğunu söyleyebiliriz. Düşük bütçelerinin yanı sıra konu itibariyle de oldukça benzerlik gösteren iki filmi yan yana koyduğumuzda Paralel Evren de en az Başka Bir Dünya kadar cesur ve yenilikçi.

Film, açılış sekansıyla birlikte yaşanacak olayların sinyalleri vermeye başlıyor. Kuyrukluyıldızın Dünya’ya yakın geçmesi daha önce yaşanan olaylarla pekiştirilirken, yönetmenin bu fikirle yola çıkmasının altında 1908 yılında yaşanan Tunguska olayı olduğu filmin her dakikasında hissediliyor. Zira yönetmen diyaloglara yerleştirdiği bilgilerle seyircinin filmi sindirmesine yardımcı olurken, bu bağlamda karakterlerin sorgulanma süreciyle seyircinin konuya vakıf olmasını sağlıyor.

Neredeyse tek mekanda geçen, bilimkurgu türüne ait bu bağımsız ve senaryosuz filmin görsel efekt açısından bir şey sunduğunu söylemek mümkün değil zira film sorguladığı konularla ayakta duran bir yapıya sahip. James Wan Bykrit’in ilk uzun metraj deneyimi olan film, “bazı filmler bittikten sonra başlar.” deyişinin ne kadar haklı bir söylem olduğunun da canlı kanıtı niteliğinde.

33.İstanbul Film Festivali programının gizli cevheri Paralel Evren belki bir başyapıt değil ama beyin fırtınası yapmak ve bugüne kadar beyazperdede benzer konularda deneyimlediğimiz filmlere bir yenisini eklemek için birebir.

İyi seyirler…

*Kaynak: Wikipedia

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi