1991 yılında çektiği ilk uzun metrajı Little Man Tate ile yönetmenlik kariyerine başlayan başarılı oyuncu Jodie Foster, sırasıyla -uzun aralar vererek- Yılbaşı Tatili ve Kukla ile yönetmenlik kariyerine de devam etti. Arada televizyon için de birkaç bölüm için yönetmenlik yaparak kendisini geliştirmeye devam eden Foster, en büyük bütçeli ve şaşaalı oyuncu kadrosuna sahip son filmi Para Avcısı ile oyunculuktaki rüştünü yönetmenlikte de ispat etme gayesiyle yola çıkıyor.

Ülkemizde pek de alışık olmadığımız bir şekilde son derece enerjik ve lakayıt bir üslup ile borsa programı sunan Lee Gates (George Clooney), elinde silah ve patlayıcı ile canlı yayın sırasında stüdyoya giren Kyle’yi (Jack O’Connell) yönetmeni Patty’nin (Julia Roberts) de yardımıyla sakinleştirmelidir. Ancak, birkaç saat içerisinde elindeki tüm parasını kaybeden Kyle’nin, yaşanan bu finansal krizin arkasında kimlerin olduğunu ve buna neyin sebep olduğunu öğrenmeden sakinleşmeye niyeti yoktur.

A.B.D’de 2015, Türkiye’de ise 2016’nın hemen başında vizyona giren Büyük Açık (The Big Short) ve 2011 yapımı Oyunun Sonu (Margin Call) son yıllarda, yaşanan finansal krizleri, bu sektörü ele alan yapımlar olarak biliniyor. Özellikle Büyük Açık, sektörün içerisindeki kriz hakkında ve bu krizi nasıl avantaja çevirebileceğimiz yolunda önemli bilgiler içeriyor olsa da finansal terimlerin çokluğu sebebiyle son derece sektörel bir film olarak dikkat çekmişti. Para Tuzağı ise bu iki filmin aksine konuyu finans sektöründen çıkartarak, yaşanan krizlerin halk tarafındaki yansımalarını 2005 yapımı İçerideki Adam’ı (Inside Man) hatırlatan bir rehine gerilimi eşliğinde sunmayı tercih ediyor. Bu açıdan gerilimin son ana kadar düşmemesi filmin en önemli derdi olan, seyirciyi sıkmadan keyifli bir seyir sunmak amacına ulaşmasını sağlıyor. Burada, filmin teknik anlamda en büyük başarısı kurgucusu Matt Cheese’in ellerinden çıkıyor. Yine kurgusuyla öne çıkan Düşler Ülkesi (2004), Lütfen Beni Öldürme (2006), Büyük Dövüş (2011) ve Dünyalar Savaşı Z (2013) filmlerinin de kurgucusu olarak bildiğim Cheese, Jodie Foster’ın bu büyük bütçeli filminin göreceli başarısına yegane katkıyı sunuyor. Lakin, filmin senaryosu zayıf ve özensiz olunca kurgu sadece filmin izlenebilirliğini kolaylaştırmayı sağlıyor. Nitekim, elle tutulur bir senaryodan bahsetmek mümkün değil, olaylar olması gerektiği şekilde sıralandırılarak anlatılıyor, mantık hataları filmin inandırıcılığının yok olmasına sebep oluyor. Senaryoda yer alan tüm detaylar, ulaşılmak istenen mutlak sona birer hazırlık amacı taşıyor, durum böyle olunca da o noktaya ulaşabilmek için akıl almaz mantık hataları göze batıyor. Kyle’nin sinir krizi geçirdiği dakikalarda rehinelerden bir kısmının odadan çıkartılmaya başlanması göze batmıyor ise -ki batıyor- bunun tek sebebi filmin seyirci tarafından ciddiye alınmaması olacaktır. Özellikle filmin açılış sahnesinden itibaren finansal krizin arkasındaki isim olarak sunulan Walt Camby’nin (Dominic West) de sürece dahil edilmesinin ardından film kendisini komik duruma düşürecek hatalarla ilerliyor.

Filmin senaryosunun zayıflığından bahsettik ancak Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek; filmin iyi bir gözleme dayanarak yazıldığından bahsetmek gerekiyor. Sosyal medyanın hayatımıza girmesinin ardından önemli olaylara bakış açımızdaki değişim ve her şeyi unutan bireyler haline dönüşmemiz oldukça başarılı bir gözlemle beyazperdeye aktarılıyor. Bir diğer açıdan ise finansal krizler bu krizlerin nasıl yaşandığı yukarıda da belirttiğimiz filmlerde birçok kez beyazperdeye aktarıldı. Ancak bu noktada bu krizlerin yaşattığı travmaların toplumsal büyüklükte değil, tek bir birey üzerinden yansıtılması kendimizle yüzleşebilmemiz açısından önem teşkil ediyor. Para dünyayı yönetenlerin elindeyken, yaşanan krizler kapitalizmin bir gerekliliği olarak zenginleri daha zengin etmeye devam ediyor; sıradan halk ise bu krizlerden etkilenerek daha çok borçlanmak ve daha çok çalışmak durumunda bırakılıyor. Bu sebeple, sinemasal anlamda zayıf bir filmden bahsediyor olsak da filmin anlatmak istediklerinin değerli olduğunu belirtmek gerekiyor.

Yüksek Risk (2013)’teki performansıyla kendisine hayran bırakan ve ardından Angelina Jolie’nin büyük bütçeli projesi Boyun Eğmez’in başrolünde yer alan Jack O’Connell, Boyun Eğmez de olduğu gibi Para Avcısı’nda da filmden çok daha büyük bir performans gösteriyor. George Clooney ve Julia Roberts’ın ise artık yapay gelen Hollywood anlatısı içerisinde sıkışan oyunculukları karakterlere olan inancımızı kaybetmemize yol açıyor. Özellikle George Clooney’nin canlandırdığı Lee Gates karakteri, Clooney’nin üzerine oturmuyor.

Özetleyecek olursak, Para Tuzağı konusunu ve vadettiklerini görmezden gelerek izlenirse keyifli bir seyirlik sunabilen ancak sinemasal anlamda değerlendirdiğimiz zaman vasatı aşamayan bir film olarak dikkat çekiyor. Yönetmenlik kariyerine uzun aralar vererek devam eden başarılı oyuncu Jodie Foster’ın bu alanda kariyer yapması şimdilik zor gözüküyor.

1991 yılında çektiği ilk uzun metrajı Little Man Tate ile yönetmenlik kariyerine başlayan başarılı oyuncu Jodie Foster, sırasıyla -uzun aralar vererek- Yılbaşı Tatili ve Kukla ile yönetmenlik kariyerine de devam etti. Arada televizyon için de birkaç bölüm için yönetmenlik yaparak kendisini geliştirmeye devam eden Foster, en büyük bütçeli ve şaşaalı oyuncu kadrosuna sahip son filmi Para Avcısı ile oyunculuktaki rüştünü yönetmenlikte de ispat etme gayesiyle yola çıkıyor. Ülkemizde pek de alışık olmadığımız bir şekilde son derece enerjik ve lakayıt bir üslup ile borsa programı sunan Lee Gates (George Clooney), elinde silah ve patlayıcı ile canlı yayın sırasında stüdyoya giren Kyle'yi (Jack O'Connell) yönetmeni Patty'nin (Julia Roberts) de yardımıyla sakinleştirmelidir. Ancak, birkaç saat içerisinde elindeki tüm parasını kaybeden Kyle'nin, yaşanan bu finansal krizin arkasında kimlerin olduğunu ve buna neyin sebep olduğunu öğrenmeden sakinleşmeye niyeti yoktur. A.B.D'de 2015, Türkiye'de ise 2016'nın hemen başında vizyona giren Büyük Açık (The Big Short) ve 2011 yapımı Oyunun Sonu (Margin Call) son yıllarda, yaşanan finansal krizleri, bu sektörü ele alan yapımlar olarak biliniyor. Özellikle Büyük Açık, sektörün içerisindeki kriz hakkında ve bu krizi nasıl avantaja çevirebileceğimiz yolunda önemli bilgiler içeriyor olsa da finansal terimlerin çokluğu sebebiyle son derece sektörel bir film olarak dikkat çekmişti. Para Tuzağı ise bu iki filmin aksine konuyu finans sektöründen çıkartarak, yaşanan krizlerin halk tarafındaki yansımalarını 2005 yapımı İçerideki Adam'ı (Inside Man) hatırlatan bir rehine gerilimi eşliğinde sunmayı tercih ediyor. Bu açıdan gerilimin son ana kadar düşmemesi filmin en önemli derdi olan, seyirciyi sıkmadan keyifli bir seyir sunmak amacına ulaşmasını sağlıyor. Burada, filmin teknik anlamda en büyük başarısı kurgucusu Matt Cheese'in ellerinden çıkıyor. Yine kurgusuyla öne çıkan Düşler Ülkesi (2004), Lütfen Beni Öldürme (2006), Büyük Dövüş (2011) ve Dünyalar Savaşı Z (2013) filmlerinin de kurgucusu olarak bildiğim Cheese, Jodie Foster'ın bu büyük bütçeli filminin göreceli başarısına yegane katkıyı sunuyor. Lakin, filmin senaryosu zayıf ve özensiz olunca kurgu sadece filmin izlenebilirliğini kolaylaştırmayı sağlıyor. Nitekim, elle tutulur bir senaryodan bahsetmek mümkün değil, olaylar olması gerektiği şekilde sıralandırılarak anlatılıyor, mantık hataları filmin inandırıcılığının yok olmasına sebep oluyor. Senaryoda yer alan tüm detaylar, ulaşılmak istenen mutlak sona birer hazırlık amacı taşıyor, durum böyle olunca da o noktaya ulaşabilmek için akıl almaz mantık hataları göze batıyor. Kyle'nin sinir krizi geçirdiği dakikalarda rehinelerden bir kısmının odadan çıkartılmaya başlanması göze batmıyor ise -ki batıyor- bunun tek sebebi filmin seyirci tarafından ciddiye alınmaması olacaktır. Özellikle filmin açılış sahnesinden itibaren finansal krizin arkasındaki isim olarak sunulan Walt Camby'nin (Dominic West) de sürece dahil edilmesinin ardından film kendisini komik duruma düşürecek hatalarla ilerliyor. Filmin senaryosunun zayıflığından bahsettik ancak Sezar'ın hakkını Sezar'a vermek; filmin iyi bir gözleme dayanarak yazıldığından bahsetmek gerekiyor. Sosyal medyanın hayatımıza girmesinin ardından önemli olaylara bakış açımızdaki değişim ve her şeyi unutan bireyler haline dönüşmemiz oldukça başarılı bir gözlemle beyazperdeye aktarılıyor. Bir diğer açıdan ise finansal krizler bu krizlerin nasıl yaşandığı yukarıda da belirttiğimiz filmlerde birçok kez beyazperdeye aktarıldı. Ancak bu noktada bu krizlerin yaşattığı travmaların toplumsal büyüklükte değil, tek bir birey üzerinden yansıtılması kendimizle yüzleşebilmemiz açısından önem teşkil ediyor. Para dünyayı yönetenlerin elindeyken, yaşanan krizler kapitalizmin bir gerekliliği olarak zenginleri…

Yazar Puanı

puan - 33%

33%

33

Para Tuzağı konusunu ve vadettiklerini görmezden gelerek izlenirse keyifli bir seyirlik sunabilen ancak sinemasal anlamda değerlendirdiğimiz zaman vasatı aşamayan bir film olarak dikkat çekiyor.

Kullanıcı Puanları: 2.8 ( 1 votes)
33
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi