Alper Çağlar’ın yazıp yönettiği üçüncü uzun metrajlı filmi olan Panzehir özellikle yüksek bütçesi ve bu bütçeye dayanan görkemli sahneleriyle ön plana çıkan bir film. Filmde İtalyanca, Almanca ve İngilizce gibi dillerin filmin dili olarak eğreti durmayacak şekilde kullanılması filmin ulusal çizgiden daha öte bir yerde durduğunun en önemli kanıtı ki İstanbul’un bir tür dünya şehri olarak tasviri de bunu kanıtlar nitelikte. Hollywood filmlerinde görmeye alıştığımız New York üzerinde uçan görüntünün benzerinin İstanbul’a da başarıyla uygulandığını görmek öyle şaşalı görsel efektler olmadan bu işin tekniğini kullanarak çok da iyi işler çıkarılabileceğini göstermesi açısından önemli.

İstanbul’da en büyük paya sahip bir baronun tetikçisi olan Kadir Korkut’un artık emekli olmayı istediğini patronu ve aynı zamanda manevi babası olan Kara Cemal’e söylemesiyle film açılıyor. Ardından Kadir için bir tür veda yemeği düzenleniyor. Fakat bu yemeğin sonunda Kadir’e bir anlamda rızası dışında yapması için verilen görevle birlikte tüm işler beklenilenden farlı boyutlara ulaşıyor. Bir de burada beklenmedik bir şekilde tüm olaya aslında gözlem amaçlı orada köstebeklik yapan genç polisin de dahil olması senaryonun orijinalliği açısından oldukça önemli.

Panzehir’in hiç kuşkusuz en büyük başarısı görselleri. Bu konuda benzerlerinin yanında hemen sivriliverdiğini söyleyebiliriz ayrıca oldukça cesur bir kurguya sahip. Kesinlikle ortaya destansı bir film çıkarılmaya çalışılmış ve de görsellikle kurgu bu konuda yönetmenin elinde büyük bir koza dönüşmüş. Fakat senaryo anlamında bazı sıkıntılar var ki filmin tüm bu başarısını bir anda aşağılara çekiyor. Çünkü kurgudaki orijinalliği senaryoda birkaç kısım dışında pek göremiyoruz. Hatta filmin akışı içinde tamamen teatral bir hala dönüşen yumruk yumruğa dövüş sahneleri çekilmez dahi oluyor. Ayrıca filmin finalini bağlayabilmek adına yapılan bazı tutarsızlıklarda görmezden gelinemeyecek seviyede. Bu gerçekten beklenmedik bir başarısızlık çünkü filmin başlarındaki Kadir’e yapılan veda yemeğinde tüm baronların oturduğu masanın İsa ve havarilerinin son akşam yemeği tablosuna gönderme yapacak şekilde oluşturulması gibi başarılı göndermeler barındıran senaryonun böylesine basit bir şekilde harcanması büyük şanssızlık.

Filmdeki en göze çarpan ayrıntı ise hiç kuşkusuz o yemekteki köstebek genç polis olan Cem’in (Tolga Akdoğan) inanılmaz başarılı performansı. Gerçekten de filme katkısı başrol kadar var. Senaryoda da başarılı bir karakter olarak yaratılmış ve oyunculuk performansı olarak ta hakkı verilmiş.

Panzehir’in aksiyon sahnelerinin geneline müzik eşliğindeki ağır çekimler hakim. Birçok sahnede başarılı kullanılmasına karşın bazı yerlerde biraz abartılmış. Ayrıca Kara Cemal’in (Cüneyt Arkın) gençlik halini bizzat oğlu Murat Arkın’ın canlandırmış olması kesinlikle büyük bir artı.

Görsellik ve kurguyla birlikte oldukça destansı başlamasına rağmen senaryodaki boşluklar ve bir türlü aşılmaya cesaret edilemeyen aksiyon klişeleri sebebiyle film olabileceğinden daha azına ulaşabiliyor maalesef. Bazı yerlerde inanılmaz başarılıyken bazı sahnelerde gerçekten kötü bir performans gösterilmesi filmin genelinde düzensiz bir yapı oluşturuyor. Haliyle sonunda güzel bir film olduğuna ikna oluyorsunuz ama filmin gerçekleştirmeye çalıştığı destansı yapıya ulaşması mümkün olmuyor.

Alper Çağlar’ın yazıp yönettiği üçüncü uzun metrajlı filmi olan Panzehir özellikle yüksek bütçesi ve bu bütçeye dayanan görkemli sahneleriyle ön plana çıkan bir film. Filmde İtalyanca, Almanca ve İngilizce gibi dillerin filmin dili olarak eğreti durmayacak şekilde kullanılması filmin ulusal çizgiden daha öte bir yerde durduğunun en önemli kanıtı ki İstanbul’un bir tür dünya şehri olarak tasviri de bunu kanıtlar nitelikte. Hollywood filmlerinde görmeye alıştığımız New York üzerinde uçan görüntünün benzerinin İstanbul’a da başarıyla uygulandığını görmek öyle şaşalı görsel efektler olmadan bu işin tekniğini kullanarak çok da iyi işler çıkarılabileceğini göstermesi açısından önemli. İstanbul’da en büyük paya sahip bir baronun tetikçisi olan Kadir Korkut’un artık emekli olmayı istediğini patronu ve aynı zamanda manevi babası olan Kara Cemal’e söylemesiyle film açılıyor. Ardından Kadir için bir tür veda yemeği düzenleniyor. Fakat bu yemeğin sonunda Kadir’e bir anlamda rızası dışında yapması için verilen görevle birlikte tüm işler beklenilenden farlı boyutlara ulaşıyor. Bir de burada beklenmedik bir şekilde tüm olaya aslında gözlem amaçlı orada köstebeklik yapan genç polisin de dahil olması senaryonun orijinalliği açısından oldukça önemli. Panzehir'in hiç kuşkusuz en büyük başarısı görselleri. Bu konuda benzerlerinin yanında hemen sivriliverdiğini söyleyebiliriz ayrıca oldukça cesur bir kurguya sahip. Kesinlikle ortaya destansı bir film çıkarılmaya çalışılmış ve de görsellikle kurgu bu konuda yönetmenin elinde büyük bir koza dönüşmüş. Fakat senaryo anlamında bazı sıkıntılar var ki filmin tüm bu başarısını bir anda aşağılara çekiyor. Çünkü kurgudaki orijinalliği senaryoda birkaç kısım dışında pek göremiyoruz. Hatta filmin akışı içinde tamamen teatral bir hala dönüşen yumruk yumruğa dövüş sahneleri çekilmez dahi oluyor. Ayrıca filmin finalini bağlayabilmek adına yapılan bazı tutarsızlıklarda görmezden gelinemeyecek seviyede. Bu gerçekten beklenmedik bir başarısızlık çünkü filmin başlarındaki Kadir’e yapılan veda yemeğinde tüm baronların oturduğu masanın İsa ve havarilerinin son akşam yemeği tablosuna gönderme yapacak şekilde oluşturulması gibi başarılı göndermeler barındıran senaryonun böylesine basit bir şekilde harcanması büyük şanssızlık. Filmdeki en göze çarpan ayrıntı ise hiç kuşkusuz o yemekteki köstebek genç polis olan Cem’in (Tolga Akdoğan) inanılmaz başarılı performansı. Gerçekten de filme katkısı başrol kadar var. Senaryoda da başarılı bir karakter olarak yaratılmış ve oyunculuk performansı olarak ta hakkı verilmiş. Panzehir'in aksiyon sahnelerinin geneline müzik eşliğindeki ağır çekimler hakim. Birçok sahnede başarılı kullanılmasına karşın bazı yerlerde biraz abartılmış. Ayrıca Kara Cemal’in (Cüneyt Arkın) gençlik halini bizzat oğlu Murat Arkın’ın canlandırmış olması kesinlikle büyük bir artı. Görsellik ve kurguyla birlikte oldukça destansı başlamasına rağmen senaryodaki boşluklar ve bir türlü aşılmaya cesaret edilemeyen aksiyon klişeleri sebebiyle film olabileceğinden daha azına ulaşabiliyor maalesef. Bazı yerlerde inanılmaz başarılıyken bazı sahnelerde gerçekten kötü bir performans gösterilmesi filmin genelinde düzensiz bir yapı oluşturuyor. Haliyle sonunda güzel bir film olduğuna ikna oluyorsunuz ama filmin gerçekleştirmeye çalıştığı destansı yapıya ulaşması mümkün olmuyor.
Puan - 67 / 100

6.7

Finalde güzel bir film olduğuna ikna oluyorsunuz ama filmin gerçekleştirmeye çalıştığı destansı yapıya ulaşması mümkün olmuyor.

Kullanıcı Puanları: 2.77 ( 3 votes)
7
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi