Son yıllarda artan devam filmleri furyası, genellikle Hollywood’un özgün içerik üretmekle ilgili sorunlarını görünür kılması düşüncesiyle ele alınır. Bu furyaya eklenen bir diğer yaklaşım ise bu serilerin geçmişini, başlangıcını anlatmaya çalışan prequel ve reboot dediğimiz yapımlar. Seri filmlerin aksine prequel ve reboot filmlere daha anlayışlı yaklaşılabilir; zira yeri geldiğinde bu yapımlar, bilindik kahramanların bilinmeyen yönlerini ortaya çıkarmaya ya da onları modern zamanlara ait gelişmeler ve ideolojiler ile harmanlamaya çalışırlar. Casino Royale ve Batman Begins gibi filmlerin, bu yaklaşımları –ideolojik açıdan yarattıkları tartışmalar hiç bitmeyecek olsa da- başarıyla gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz. Bu noktada tüm olay, bir prequel ya da reboot filmin gerçekten söyleyecek bir sözü olup olmadığı konusunda kilitlenir.

Sinemaya en çok uyarlanan eserlerden biri olan Peter Pan de, Joe Wright’ın yönetmenliğini yaptığı Pan filmi ile bu yola giriyor. Wright ve filmin senaristi Jason Fuchs, genellikle “Peter and Wendy” kitabının uyarlamaları ile tanıdığımız bu karakterin doğuş hikayesine geri dönerken farklı Pan romanlarından faydalanıyorlar. Gerçi bunun bir zorunluluk olduğunu kabul etmek lazım; çünkü “Peter and Wendy”, her ne kadar bize karakteri tanıtsa da, Neverland’i aslında Wendy ve kardeşlerinin gözünden anlatan bir hikayedir. Peter’a ilişkin bilgilerimiz ise oldukça sınırlıdır: Asla büyümeyen, biraz kendini beğenmiş olsa da tehlikelere karşı cesurca hareket eden, mitolojik bir karakter. Pan ise bize anne babasız bir çocuk olan Peter’ın, nasıl “Peter Pan”a dönüştüğünü anlatmak istiyor.

Film, Peter’ın (Levi Miller) bir bebekken annesi tarafından rahibeler tarafından işletilen bir yetimhaneye bırakılmasıyla başlıyor. Barnabas (Kathy Burke) liderliğindeki rahibeler çocuklara sürekli kötü davranırken Peter ise annesiyle ilgili bilgi sahibi olmaya çalışıyor. Bir süre sonra yetimhanedeki çocukların kaybolmaya başlamasıyla Peter, çocukların Var Olmayan Ülke’deki (Neverland) madenlerde çalışmaları için rahibeler tarafından Blackbeard (Hugh Jackman) isimli kaptana satıldıklarını anlıyor. Peter da Neverland’e giderek kendisinden yaşça büyük Hook’la (Garrett Hedlund) tanışıyor ve Blackbeard’e karşı mücadele ediyorlar.

Wright ve Fuchs, hikayeyi 2. Dünya Savaşı’nın ortasına oturtarak aslında akıllıca bir strateji uygulamak istemişler. Savaşın yarattığı yıkımla Peter’ın terk edilmesi nedeniyle yaşadığı yıkım, yine Londra’ya yapılan bombardıman ile Var Olmayan Ülke’de yaşanan maceralar alegorik bir yaklaşımla yansıtılıyor. Hatta ikisinin iç içe geçtiği kısımlar, filmin hem seyir zevki yönünden hem de teknik açıdan zirve bölümlerini oluşturuyor. Bu noktalarda Wright, büyülü bir dünya kurmayı ve bu hissiyatı izleyiciye geçirmeyi başarıyor. John Powell’ın mükemmel müziklerinin de bu başarıdaki payı büyük. Fakat Peter ne zamanki Var Olmayan Ülke’ye gidiyor; sonrası çok sıradan, sırtını bitmek tükenmeyen zincirleme aksiyon sahnelerine ve CGI’ın nimetlerine dayamış bir film izlemeye başlıyoruz.

Temelde ele alınan konu; hiç büyümeyecek olan Peter’ın, duygusal anlamda büyüme hikayesi. Kendine ve yeteneklerine güvenmesi, annesine ulaşması ve bir bakıma yetenekleri sayesinde onun tarafından kutsanması, dostlarına yardım ederek onlar için daha iyi bir dünya kurması bekleniyor. Fakat Peter Pan’a verilen “seçilmiş kişi” payesi, bir noktadan sonra Joseph Campbell’ın “Kahramanın Sonsuz Yolculuğu” anlatısındaki karakter gelişimlerinin bire bir takip edilmesi ile sonuçlanıyor. Aslında salt Campbell’ın yaklaşımı bir sorun teşkil etmiyor; çünkü biliyoruz ki birçok kahramanlık öyküsüne dayanan fanteziler, çoğu zaman bu anlatıyı takip ediyorlar. Fakat Pan’daki sorun, bu yaklaşımın neredeyse sinemayla yeni tanışmış biri tarafından yaratılmış bir yapıya bürünmesi. Yani bu izleğin altını doldurabilecek parlak bir fikri geçelim, kıvılcım dahi görmemiz mümkün olmuyor. Hatta Pirates of The Caribbean ve Harry Potter gibi serileri fazlasıyla hatırlatan bir anlatım var. Pan’ın potansiyel şanslarından biri; sadece Peter’ı değil, Hook, Tiger Lily (Rooney Mara) ve Tinkerbell gibi karakterleri de en baştan ele alma, var olan yapıya yeni dokunuşlarda bulunma fırsatına sahip olması. Buna karşın Hook; kötü espriler yapan bir Indiana Jones, Tiger Lily ise hakkında pek bir bilgi sahibi olmadığımız, değişik ırklardan bireylerin yaşadığı kabilesinde hayatta kalma şansı bahşedilen beyaz bir yerli (!) olmaktan öteye gidemiyor. Gerçi bahsi geçen sorun sadece Tiger Lily ile ilgili değil, Peter Pan özelinde tartışılan bir sorun. J.M. Barrie’nin romanı, yerlilere olan yaklaşımı nedeniyle eleştirilmiş ama genellikle yazıldığı dönem nedeniyle de bir açıdan normal görülmüştür. Pan’ın yaklaşımının ise Barrie’ye kıyasla mazur görülecek bir tarafı yok; beyaz olmayan karakterlerin hain, aptal ya da ölüme mahkum oldukları bir film bu.

Pan: Çocuk Bedeninde İsa

Pan’a bahşedilen “seçilmiş kişi” payesi, kötü rahibemizin isminin Barnabas olmasıyla dini bir boyut da kazanıyor. Bilindiği üzere hıristiyanlıkta Aziz Barnabas, İsa’nın kutsal sayılmasına karşı çıkmış; onun bir insan olduğunu ve ona tapınılmaması gerektiğini söylemiş ve bu nedenle de heretik sayılmıştır. Filmde de Barnabas, Peter’ı sürekli olarak “özel” olmamakla suçluyor ve doğal olarak yanılıyor. Böylece filmin dini dogmalara olan alaycı-eleştirel yaklaşımını kazıdığımızda, altından daha dogmatik bir yaklaşım çıkıyor ve Peter adeta kutsanıyor.

Pan; orijinal hikayeye yaptığı göndermeler ile heyecanlandırsa da ortaya attığı fikrin gerekliliklerini yerine getirmeyen, sırtını devasa bütçesine dayamaya karar veren bir film. İşin üzücü kısmı, herhangi bir memur yönetmenin elinden çıkabilecek filmin arkasında Joe Wright’ın yer alması. Edebiyat uyarlamaları (Pride&Prejudice, Atonement, Anna Karenina) konusunda uzmanlaşmış yönetmenin bu sefer soluk almamıza izin vermeyen ve duygusal şablonları, hiç susmayan bir müzikle izleyiciye dayatan bir filmle karşımıza çıkması oldukça şaşırtıcı. Kendisinin söyleyecek bir sözü kalmamış olacak ki, filmde de sözleri Nirvana’ya bırakmış: “İşte buradayız şimdi/Eğlendir bizi!”

Son yıllarda artan devam filmleri furyası, genellikle Hollywood’un özgün içerik üretmekle ilgili sorunlarını görünür kılması düşüncesiyle ele alınır. Bu furyaya eklenen bir diğer yaklaşım ise bu serilerin geçmişini, başlangıcını anlatmaya çalışan prequel ve reboot dediğimiz yapımlar. Seri filmlerin aksine prequel ve reboot filmlere daha anlayışlı yaklaşılabilir; zira yeri geldiğinde bu yapımlar, bilindik kahramanların bilinmeyen yönlerini ortaya çıkarmaya ya da onları modern zamanlara ait gelişmeler ve ideolojiler ile harmanlamaya çalışırlar. Casino Royale ve Batman Begins gibi filmlerin, bu yaklaşımları –ideolojik açıdan yarattıkları tartışmalar hiç bitmeyecek olsa da- başarıyla gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz. Bu noktada tüm olay, bir prequel ya da reboot filmin gerçekten söyleyecek bir sözü olup olmadığı konusunda kilitlenir. Sinemaya en çok uyarlanan eserlerden biri olan Peter Pan de, Joe Wright’ın yönetmenliğini yaptığı Pan filmi ile bu yola giriyor. Wright ve filmin senaristi Jason Fuchs, genellikle “Peter and Wendy” kitabının uyarlamaları ile tanıdığımız bu karakterin doğuş hikayesine geri dönerken farklı Pan romanlarından faydalanıyorlar. Gerçi bunun bir zorunluluk olduğunu kabul etmek lazım; çünkü “Peter and Wendy”, her ne kadar bize karakteri tanıtsa da, Neverland’i aslında Wendy ve kardeşlerinin gözünden anlatan bir hikayedir. Peter’a ilişkin bilgilerimiz ise oldukça sınırlıdır: Asla büyümeyen, biraz kendini beğenmiş olsa da tehlikelere karşı cesurca hareket eden, mitolojik bir karakter. Pan ise bize anne babasız bir çocuk olan Peter’ın, nasıl “Peter Pan”a dönüştüğünü anlatmak istiyor. Film, Peter’ın (Levi Miller) bir bebekken annesi tarafından rahibeler tarafından işletilen bir yetimhaneye bırakılmasıyla başlıyor. Barnabas (Kathy Burke) liderliğindeki rahibeler çocuklara sürekli kötü davranırken Peter ise annesiyle ilgili bilgi sahibi olmaya çalışıyor. Bir süre sonra yetimhanedeki çocukların kaybolmaya başlamasıyla Peter, çocukların Var Olmayan Ülke’deki (Neverland) madenlerde çalışmaları için rahibeler tarafından Blackbeard (Hugh Jackman) isimli kaptana satıldıklarını anlıyor. Peter da Neverland’e giderek kendisinden yaşça büyük Hook’la (Garrett Hedlund) tanışıyor ve Blackbeard’e karşı mücadele ediyorlar. Wright ve Fuchs, hikayeyi 2. Dünya Savaşı’nın ortasına oturtarak aslında akıllıca bir strateji uygulamak istemişler. Savaşın yarattığı yıkımla Peter’ın terk edilmesi nedeniyle yaşadığı yıkım, yine Londra’ya yapılan bombardıman ile Var Olmayan Ülke’de yaşanan maceralar alegorik bir yaklaşımla yansıtılıyor. Hatta ikisinin iç içe geçtiği kısımlar, filmin hem seyir zevki yönünden hem de teknik açıdan zirve bölümlerini oluşturuyor. Bu noktalarda Wright, büyülü bir dünya kurmayı ve bu hissiyatı izleyiciye geçirmeyi başarıyor. John Powell’ın mükemmel müziklerinin de bu başarıdaki payı büyük. Fakat Peter ne zamanki Var Olmayan Ülke’ye gidiyor; sonrası çok sıradan, sırtını bitmek tükenmeyen zincirleme aksiyon sahnelerine ve CGI’ın nimetlerine dayamış bir film izlemeye başlıyoruz. Temelde ele alınan konu; hiç büyümeyecek olan Peter’ın, duygusal anlamda büyüme hikayesi. Kendine ve yeteneklerine güvenmesi, annesine ulaşması ve bir bakıma yetenekleri sayesinde onun tarafından kutsanması, dostlarına yardım ederek onlar için daha iyi bir dünya kurması bekleniyor. Fakat Peter Pan’a verilen “seçilmiş kişi” payesi, bir noktadan sonra Joseph Campbell’ın “Kahramanın Sonsuz Yolculuğu” anlatısındaki karakter gelişimlerinin bire bir takip edilmesi ile sonuçlanıyor. Aslında salt Campbell’ın yaklaşımı bir sorun teşkil etmiyor; çünkü biliyoruz ki birçok kahramanlık öyküsüne dayanan fanteziler, çoğu zaman bu anlatıyı takip ediyorlar. Fakat Pan’daki sorun, bu yaklaşımın neredeyse sinemayla yeni tanışmış biri tarafından yaratılmış bir yapıya bürünmesi. Yani bu izleğin altını doldurabilecek parlak bir fikri geçelim, kıvılcım dahi görmemiz…

Yazar Puanı

Puan - 45%

45%

Pan; orijinal hikayeye yaptığı göndermeler ile heyecanlandırsa da ortaya attığı fikrin gerekliliklerini yerine getirmeyen, sırtını devasa bütçesine dayamaya karar veren bir film.

Kullanıcı Puanları: 2.85 ( 1 votes)
45
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi