Efsane yönetmen Francis Ford Coppola’nın torunu olan Sofia’den sonra şimdi de diğer torunu Gia Coppola ilk filmi Palo Alto ile sinema dünyasına giriş yapıyor. Aynı zamanda filmde hatırı sayılır bir rolü olan James Franco’nın kısa hikayelerinden uyarlanan yapım gerçekten ilk film için beklenmedik derecede başarılı.

Filmin oyuncu kadrosu bayağı geniş, hatta başrol diyebileceğimiz en az dört karakterin olması gibi gerçekten oldukça sıra dışı bir durumu var. Özellikle Emma Roberts’ın canlandırdığı April karakteri çok başarılı. Roberts role öylesine uygun ki sadece duruşu bile müthiş bir performansa dönüşmüş. İlginç bir anekdotsa yine başrollerden biri olan Jack Kilmer. Bu film onun bilinen ilk profesyonel işi ve böylesine büyük bir rolün altından kalkabilmiş olması oldukça değerli bir yeteneğin izlerini taşıyor gibi.

Palo Alto bir çok hikaye anlatıyor, ama daha da önemlisi bu kısa hikayeler sonunda eksiksiz ve oldukça eleştirel bir Amerikan kasabası portresini çok incelikli bir şekilde oluşturuyor. Bu başarının sırrıysa sayıca fazla başrolden ziyade altları güzel doldurulmuş ve gerçekten orijinal yan karakterler. Gerçekten filmde anlatılamaz bir zenginlik var.

Başta belirttiğim, böyle bir başarıyı beklemiyor olmam elbette ilk film olmasında kaynaklanıyor. Çünkü yönetmen kurguda, görsellerde öylesine ustalıkla ve işini bilir şekilde çalışıyor, hatta bununla da yetinmeyip yeni şeyler deniyor ki şaşırmamak elde değil. Üstelik hikayenin hayatlarının kırılgan bir döneminde olan gençleri anlatıyor olması aynı konuda benzer temalı binlerce filmdeki gibi bazı klişelere başvurma hatasının yanına dahi yaklaşmıyor. Aynı başarıyı diyaloglarda ve hikayenin derinlikli yapısında da görüyoruz. Diyaloglar öylesine tam tadında oluşturulmuş ki yönetmenin merak unsuru oluşturmasına gerek kalmamış, film akıp gidiyor. Ve hikayedeki derinlik, evet…

Gia Coppola akıcı bir şekilde hikayeyi anlatırken bir yandan da göze sokmadan hatta özellikle belli belirsiz bazı yan hikayecikler oluşturmuş. Bunlar aslında öylesine önemli ki o karakterin niye öyle davrandığını açıklamak için en güçlü argüman olarak düşünebilirsiniz. Yönetmenin bu yaklaşımından yola çıkarak kendisini ana akım sinemanın dışında gördüğünü düşünmek çok da yanlış olmaz sanırım. Kaldı ki finalini düşünürsek bu, kesinlikle kendine has tarzı olan özel bir film.

Hikaye ve diyalogdaki akıcılığı sağlamada yönetmenin oldukça başarılı bir şekilde kullandığı bir araç var aslında, mizah. Kesin bir şekilde söyleyebilirim ki birçok komedi filmden çok daha kaliteli ve bol mizahi yapıya sahip bir film Palo Alto. Bunu; yerel hikayeyi sade bir şekilde anlatırken, bir anlamda derdini anlatırken mizahı cesurca, sırıtmayacak bir şekilde filme yayıyor olması kesinlikle ortaya keyifli bir seyir çıkarıyor.

Tek sıkıntıysa filmin, bazı klasik sahnelerde kalıpları kıramıyor oluşu. Eğer bir ev partisi sahnesi varsa bunun nasıl çekileceğini görmek için binlerce birbirinin aynısı filme bakabilirsiniz. İşte Palo Alto birçok sahnede başardığı klişe yıkma durumunu bu tür sahnelerde gerçekleştiremiyor. Bir anda sıradan bir filme dönüşüyor.

Açık söylemek gerekirse Gia Coppola çok büyük bir iş başarmış. Palo Alto Amerikan bağımsız sineması içinde kendine has bir yeri hemen sağlamayı başarıyor. Ayrıca yönetmenin James Franco ile yaptığı işbirliği kesinlikle takdir edilesi. Henüz 27 yaşında olan ve çok başarılı bir ilk film çeken yönetmen için sinema kariyeri gerçekten çok parlak duruyor. Umarız ileride çok daha iyi filmlerle yine karşımıza çıkar.

Efsane yönetmen Francis Ford Coppola’nın torunu olan Sofia’den sonra şimdi de diğer torunu Gia Coppola ilk filmi Palo Alto ile sinema dünyasına giriş yapıyor. Aynı zamanda filmde hatırı sayılır bir rolü olan James Franco’nın kısa hikayelerinden uyarlanan yapım gerçekten ilk film için beklenmedik derecede başarılı. Filmin oyuncu kadrosu bayağı geniş, hatta başrol diyebileceğimiz en az dört karakterin olması gibi gerçekten oldukça sıra dışı bir durumu var. Özellikle Emma Roberts’ın canlandırdığı April karakteri çok başarılı. Roberts role öylesine uygun ki sadece duruşu bile müthiş bir performansa dönüşmüş. İlginç bir anekdotsa yine başrollerden biri olan Jack Kilmer. Bu film onun bilinen ilk profesyonel işi ve böylesine büyük bir rolün altından kalkabilmiş olması oldukça değerli bir yeteneğin izlerini taşıyor gibi. Palo Alto bir çok hikaye anlatıyor, ama daha da önemlisi bu kısa hikayeler sonunda eksiksiz ve oldukça eleştirel bir Amerikan kasabası portresini çok incelikli bir şekilde oluşturuyor. Bu başarının sırrıysa sayıca fazla başrolden ziyade altları güzel doldurulmuş ve gerçekten orijinal yan karakterler. Gerçekten filmde anlatılamaz bir zenginlik var. Başta belirttiğim, böyle bir başarıyı beklemiyor olmam elbette ilk film olmasında kaynaklanıyor. Çünkü yönetmen kurguda, görsellerde öylesine ustalıkla ve işini bilir şekilde çalışıyor, hatta bununla da yetinmeyip yeni şeyler deniyor ki şaşırmamak elde değil. Üstelik hikayenin hayatlarının kırılgan bir döneminde olan gençleri anlatıyor olması aynı konuda benzer temalı binlerce filmdeki gibi bazı klişelere başvurma hatasının yanına dahi yaklaşmıyor. Aynı başarıyı diyaloglarda ve hikayenin derinlikli yapısında da görüyoruz. Diyaloglar öylesine tam tadında oluşturulmuş ki yönetmenin merak unsuru oluşturmasına gerek kalmamış, film akıp gidiyor. Ve hikayedeki derinlik, evet… Gia Coppola akıcı bir şekilde hikayeyi anlatırken bir yandan da göze sokmadan hatta özellikle belli belirsiz bazı yan hikayecikler oluşturmuş. Bunlar aslında öylesine önemli ki o karakterin niye öyle davrandığını açıklamak için en güçlü argüman olarak düşünebilirsiniz. Yönetmenin bu yaklaşımından yola çıkarak kendisini ana akım sinemanın dışında gördüğünü düşünmek çok da yanlış olmaz sanırım. Kaldı ki finalini düşünürsek bu, kesinlikle kendine has tarzı olan özel bir film. Hikaye ve diyalogdaki akıcılığı sağlamada yönetmenin oldukça başarılı bir şekilde kullandığı bir araç var aslında, mizah. Kesin bir şekilde söyleyebilirim ki birçok komedi filmden çok daha kaliteli ve bol mizahi yapıya sahip bir film Palo Alto. Bunu; yerel hikayeyi sade bir şekilde anlatırken, bir anlamda derdini anlatırken mizahı cesurca, sırıtmayacak bir şekilde filme yayıyor olması kesinlikle ortaya keyifli bir seyir çıkarıyor. Tek sıkıntıysa filmin, bazı klasik sahnelerde kalıpları kıramıyor oluşu. Eğer bir ev partisi sahnesi varsa bunun nasıl çekileceğini görmek için binlerce birbirinin aynısı filme bakabilirsiniz. İşte Palo Alto birçok sahnede başardığı klişe yıkma durumunu bu tür sahnelerde gerçekleştiremiyor. Bir anda sıradan bir filme dönüşüyor. Açık söylemek gerekirse Gia Coppola çok büyük bir iş başarmış. Palo Alto Amerikan bağımsız sineması içinde kendine has bir yeri hemen sağlamayı başarıyor. Ayrıca yönetmenin James Franco ile yaptığı işbirliği kesinlikle takdir edilesi. Henüz 27 yaşında olan ve çok başarılı bir ilk film çeken yönetmen için sinema kariyeri gerçekten çok parlak duruyor. Umarız ileride çok daha iyi filmlerle yine karşımıza çıkar.
Puan - 86 / 100

8.6

Palo Alto Amerikan bağımsız sineması içinde kendine has bir yeri hemen sağlamayı başarıyor. Ayrıca yönetmenin James Franco ile yaptığı işbirliği kesinlikle takdir edilesi.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
9
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi