Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 1 [1] => 1859 [2] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Tarihi [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/tarihi/ ) )
Babam ve Ustam
Padre Padrone
1977 - Paolo Taviani, Vittorio Taviani
114
İtalya
Senaryo Gavino Ledda, Paolo Taviani, Vittorio Taviani
Oyuncular Omero Antonutti, Saverio Marconi, Marcella Michelangeli

Padre Padrone

1960 sonrası sinemacı kuşağının en önemli temsilcileri arasında yer alan Taviani Kardeşler’in Güney İtalya’nın toplumsal sorunlarını ele aldıkları filmlerinden biri Padre Padrone.  Dilimize “Babam ve Ustam” olarak çevrilmiş film, çıktığı dönemde Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ve Uluslararası Eleştirmenler Ödülü’ne layık görülerek kardeşlere ün kazandırmıştı. Şimdiyse yeni kuşak tarafından keşfedilmeyi bekleyen bir hazine…

İtalyan yazar Gavino Ledda’nın otobiyografik romanından uyarlanan başarılı yapım, toplumsal sorunlara değinmesi ve gerçekçiliğe eğilimi yönünden bana Yılmaz Güney filmlerini anımsattı. Hikâyeyi inceleyelim.

6 yaşında maddi imkânsızlıklardan dolayı okuldan alınan Gavino’nun 18 yaşına kadar çobanlık yaptığı yıllara gidiyoruz. Babanın sınıfa girip kapitalist düzene ve hükümete karşı nefret kusan söylemlerinin ardından “O benim!” deyip çocuğunu istemesiyle başlıyor hikâye… Süt dağıtırken, odun keserken, ekin biçerken sürüsüyle ilgilenemeyen baba, haydutlara ve kurtlara karşı sürüsünün başına küçücük yavrusunu getirmesini düzenin zorunluluğu olarak tarif ediyor ve ekliyor: “Çobanlar kanatları olmadan da uçabilirler.”

İlkokul zorunlu ama yoksulluk kadar dayanması güç bir zorunluluk değil. Baba daha fazla tek başına taşıyamıyor bu yükü. Gavino, çocuk bedeni ve tüm ürkekliğiyle öğretmenine sımsıkı sarılıyor. Ve ondan devam etmesini sağlayacak tüm umudu olan o kelimeleri işitiyor: “Arkadaşlarından önce öğrenmelisin hayatını kazanmayı…” Sınıftan çıkarlar ama çocuğun, acizliğini altına kaçırarak dışa vurduğu duruma sınıftakiler güler. Ve bunu duyan baba, hırsla içeri girip ilk dersini verir. “Kimse oğluma gülmesin! Bugün onun dönüşü yarın sizin!” Oldukça realist bir tokattır bu. Bir sonraki sekansta sınıftaki çocuklarla birlikte seyirci de kendi hayatı ve korkularıyla yüzleşip empatiye dönüştürür bu ânı.

Annesi Gavino’yu gülmekle ağlamak arasında bir ritüel eşliğinde gidişine hazırlar bir sonraki sahnede. Bu yükü çaresizce küçücük yavrusuna vermek sinirini harap etmiş olacak ki aniden kahkahalara dönüşür ritüel. Tam o sırada ilk isyanını yaşar Gavino. Bir yanardağın patlaması gibi tüm öfkesini ve şiddetini annesinin elini ısırarak ve etrafı dağıtarak gösterir. Etkileyici ve çok kısa bir durulma ânıyla son bulur bu sahne. Bir tabloyu andırır annenin yavrusuna sarılışı. Ve babanın sesiyle bölünür ritüel. Hz. İbrahim gibi kurban etmeye hazırdır oğlunu bu çarka…

Karanlığın içinde uzayıp giden yol boyunca baba, oğla yabani hayata karşı nasıl savaşması gerektiğinden bahseder. Babanın, oğlunun göz hizasına eğilip doğayı duyma dersi verdiği sahnede seyirci de meşe ağacının rüzgârda çıkardığı sesleri, dağların arasından akıp giden çayı ve nice uğultuları hisseder. Görselin ve anlatıcının nefis tasviri eşliğinde Gavino’nun omzuna yüklendiği ve onunla birlikte ah’lar çekmemize sebep olacak ağır süt tenekesinin içimize işlediği kederle kapanır sahne…

Ve babası onu doğayla baş başa bırakır. Bir kilisenin çanından bile irkilecek kadar farkındalık güdüsü gelişmemiş çocuğun büyümeye attığı ilk hoyrat adım, ikinci çandan sonra dışarıya attığı o ürkek adım aslında. Cesur olmaya çalışır ama çocukluğu onu rahat bırakmaz. Daha hızlı daha çok koşar babasının ardından. Ve baba sindiği köşeden çıkıp yakasına yapışır çocukluğunun. Zayıflığı babasını öfkelendirir, defalarca tokatlanarak sürünün yanına gönderilir. Babasından aldığı en acı derse isyankâr bakışıyla kararır bu sahne de.

Bir gün sürünün peşine bir yılan düşer. Baba, yılandan korkup kaçan çocuğun gözleri önünde tüm ustalığı ve vahşetiyle yılanı avlar, üstelik bununla yetinmez, derisini çocuğu tokatlamak için kullanır. Eğitim, gittikçe sadomazoşist bir hâl alır. İklimi kadar hoyrat babaların coğrafyasında şiddet gören tek çocuk Gavino değildir. Tüm masumiyetiyle oyun oynamak için buluştuğu arkadaşıyla ödemesi gereken bedel aynıdır. Gavino, ağlayarak cezasına razı gelinceye dek kaçar ama… Acı ve şok onu bayıltana kadar çalıyla dayak yemekten kurtulamaz. Dehşetle izlediğimiz bir ders daha… Gavino, bir sonraki emre tepki vermeyince babası şefkati ve öfkesi arasındaki çizgide hormonal ve sonunda doğal bir tepki vererek oğlunu kucaklar. Bu sahne filmin can alıcı ikinci tablosudur. Babanın yüz ifadesi acıya ve dönüştüğü şeye karşılık korkuya evrilir.

Sonraki sahne de oldukça çarpıcıdır. Gavino, yediği dayakların fiziksel ve psikolojik tüm izleriyle karşımızdadır. Bir koyunun sütünü sağar ve koyun birden sütün içine pisler. Gavino, sinirlerinin boşalmasıyla sütü devirir ve koyunu tekmelemeye başlar. Tıpkı babası gibi tekmeler atar, emirler yağdırır ve küfürler savurur. Ve Taviani Kardeşler eğlenceli olduğu kadar düşündüren bir sekansla baş başa bırakır seyirciyi. Gavino, zihniyle koyunu konuşturur. Aralarındaki diyalog, çocuğun bilinçaltının yansımasıdır. Nedenler sonuçlar birbirine bağlanır ve bir şekilde Gavino, yine babasından dayak yiyeceği korkusuyla yüzleşir. Koyun ikinci kez pisler. Çocuk, onu pisliğiyle boğmaya çalışır. Tam o sırada çiftleşen hayvanları görür. Bu, çocuğun arzularını uyandıran ilk cinsel ilişkidir. Gavino’nun bu duyguyla tanışma ânı, içindeki olanca öfke ve şiddetle birleşince bambaşka bir eyleme dönüşür.

Gavino’nun ereksiyon olduğunu yoğun ses girişleriyle anladığımız sahnede başka bir çocuğun da aynı deneyimi bir eşekle yaşamak üzere olduğunu görürüz. Muhtemelen aynı şiddet ortamında yetişen bir grup çocuğun kümesteki tavuklara saldırdığı bir sonraki sahne takip eder bu sekansı. Gavino’nun babası o sırada oradan geçer ama çocukları durdurmaz. Kendi ereksiyonunu tamamlamak üzere eve geçer. Ve seyirci farklı evleri, farklı insanları hep aynı kendinden geçmiş ifadeyle izlerken, birbirine karışan seslerle baş başa kalır. Doğanın her zaman içinde barındırdığı varlıklarla uyumlu olmadığını, insanınsa bu uyumsuzluğun en şiddet içeren canlısı olduğunu rahatsız eden bir dille vurgular Taviani Kardeşler.

Yoğun işlenen bu sahnenin ardından kişisel olarak iki kısma ayırdığım filmin ikinci bölümü başlar. Gavino, 20 yaşına basar. Yine bir gün ağılda otururken bisikletli ve akordeonlu iki adam görür. Büyülenmiş bir şekilde peşlerine düşer ama sürüsü onu rahat bırakmayınca geri döner. Tam umudunu ve akordeonun sesini yitirmişken iki adam adres sormak için geri döner. Gavino bunu fırsat bilir. Bir kuzuyu öldürerek (ne yazık ki olduğu gibi bu şiddete maruz kalıyor seyirci) akordeonla takas teklif eder. Sanata ilk merhabası iki kuzuya bedel olur ama artık bozuk da olsa bir akordeonu vardır.

Babasının geldiğini gören Gavino, akordeonu saklar ve bıçakla ağzını keserek ona iki kuzuyu haydutlara kaptırdığı yalanını söyler. Babasının, onu denemek için elini kaldırıp başını kaşımasına verdiği tepki çok acıdır. İletişim kurma sorunu yaşayan Gavino, seyirci karşısında bir kez daha acınası ve savunmasız kalır.

Arzularını uykusu sırasında istemsizce dışarı vuran Gavino’nun gitmek için başkaldırmak üzere olduğunu anlayan baba, bu kaybı yaşamamak için tüm çıkarları uğruna iki kan davalı kişiyi barışma tezgâhıyla karşı karşıya getirir. Taraflardan biri oyunu bozarken diğeri ölür. Bu sahne ne yazık ki gerçekçilikten oldukça uzak ve sahte ele alınıyor ama sonraki sahnede katilin maktule olan şiddetin tasviri oldukça toparlayıcı ve vurucu. Katilin maktulün ayağını ısırdığı sahne bana kalırsa filmin üçüncü akla kazınan tablosu…

Kapitalist düzenin alt basamaklarında geçinip gitmeye çalışan baba, beyinin ölmesi hanımının ise can havliyle kaçık gitmek istemesi üzerine bunu fırsat bilip akıllıca bir anlaşma yapar. Makul bir bedelle zeytinliklerin sahibi olur. Ve babanın bu hırsı, aile bireylerine de yansır. Gavino dâhil herkes zengin olma hayalleri kurmaya başlar. Hepsi elindekinden daha fazlasına sahip olmayı arzular. Elbette bu acımasız çarkta sınıf atlamak kolay değil. Hayat her fırsatta nereye ait olduklarını, nereden geldiklerini özellikle babaya hatırlatmakta ustadır. Baba, pazarlık için oturduğu bir sofrada bu yolda harcadığı ömrün çocuğuna ait olduğu gerçeğiyle bu sırada yüzleşir.

Her şeyin bir bedeli var elbette, hırsın da. Bahar havasında geçen Ocak ayı, ürünlerin erken filizlenmesine neden olunca Şubat ayı soğuğu ve don tüm kazancı alaşağı eder. Baba, bir kez daha çıkarları yüzünden oğlunu ateşlere atar. Babasının isteğiyle orduya katılan Gavino, İtalyanca bilmeyişi, köyünün şivesiyle konuşması yüzünden yeni hayatında da ezilir. Çocukken yaşadığı psikolojik evreler bu süreç içerisinde gün yüzüne çıksa da azim ve hırsı sonucu yapabileceklerini keşfeder.

Mektuplaşmalar ve restleşmeler sonucu yine yüz yüze gelen baba-oğul arasındaki ilk eylem, babanın vurur gibi yapıp oğlun kendini sakınması şeklinde. Bu da babanın otoritesinin devam ettiğinin göstergesi… Gavino’nun kendini keşfetmiş olması elbette dengelerin değişeceğine işaret. Babasının baskısı sonucu sürünün başında duran Gavino, gece gündüz sürekli okur. O kadar ki;  fiziksel ve ruh sağlığı bozulmak üzereyken beklenen patlamayı yaşar. Yoksulluğa karşı emek ve terin eğitimden daha önemli olduğunu vurgulayan babasına Gavino, bugüne dek onu bir aletmiş gibi kullanmasına sadece kan bağı olduğu için izin verdiğini söyleyerek onun ustası değil yalnızca babası olduğunu haykırır. Ve çocukluğunu yitirmesine sebep olan, ömründen çalan, yıllar süren bir ders biter…

Gavino Ledda:  Yalnızca benim değil bütün çobanların öyküsü bu. Ben değil onlar bu kitaba, filme hayat verdi. Ben sadece tüm bunları yazabilmek için gerekli özgür ortamı yarattım kendime.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol