“Why Props Matter” seyircinin bakışını kırmayı hedefleyen ve bunu dahiyane bir şekilde yapan bir video çalışması. Rishi Kaneria Vimeo sayfasında yayınladığı video ile belki de çoğu zaman göz ardı edilen sinemanın gizli aktörlerinin çevresinde gezinerek, bize alışagelmedik bir sinema tarihi dersi veriyor. Filmlerdeki objelere eğilen Kaneria, video çalışması ile öznelerin dünyasında, nesneleri özne pozisyonuna koyup, onların dünyasından bir sinema tarihi videosu ortaya çıkarıyor.

Kaneria Vimeo sayfasında yeni akım bir tarih yazdı dersek sanırım yapmış olduğu çalışmanın hakkını vermiş olurum. Kelimenin anlamıyla yeni bir tarih yazıldı. Film tarihi incelemelerine baktığımızda yönetmenin perspektifinden bir antoloji, oyuncular konusunda, senaryo konusunda, çekim tekniği açısından ve birçok yapı taşlarının odak noktasına alındığı araştırmalar görebiliriz. Fakat Kaneria bir filozof tutumuyla babasına isyan eden oğul pozisyonuna geliyor ve bahsetmiş olduğum gibi tüm bu kendinden önce varolan sinema tarihi üzerine ki kompozisyonları yıkıyor ve yeni bir çatı inşa ediyor. Filmlerdeki nesneler üzerine bir araştırma yapıyor ve 10 dakikalık bir video ile gizli kalmış bu başroller çerçevesinde bir film analizi videosu ortaya çıkarıyor.

Kaneria videonun altında alıntı olarak Çehov’un sözünü paylaşıyor ve bir bakıma kendi çıkış noktasını bize iletiyor. Çehov eğer ilk sahnede duvarda asılı duran bir tüfeği betimlersek, o tüfeğin ikinci veya üçüncü sahnede ateş alması gerektiğini söyler. Eğer o tüfek ateş almazsa, o duvarda gözükmesinin bir anlamı olmadığını ekler. Tıpkı öyküdeki tüfek bir yapı taşıysa hikayenin kurgusu için -Kaneria için de- filmlerdeki objeler filmin kurgusunu, senaryosunu, yapısını destekleyen yapı taşlarıdır. Bu objelerin varlıkları da, yoklukları da filmin ikonografisi konusunda söz sahibidir ve filmden çok sonra bile bu varlık ve yokluk tartışılacaktır. Tıpkı Leonardo Da Vinci’nin Son Akşam Yemeği tablosunda olduğu gibi. Da Vinci İsa’nın havarileri ile yediği son akşam yemeğini tasvir ederken bu yemeğin en önemli noktası olan Hristiyanlık’taki ünlü efsanelerden biri ‘kutsal kase’yi de aslında resmetmiştir. Fakat tabloda, masanın üzerinde hiç kase yoktur ve bu objenin yokluğu hala tablo üzerinde birçok tartışmanın varlığını devam ettirmesine ve gizemini korumasına neden olmuştur. Tıpkı David Fincher’ın Se7en filminde gelen kutunun içinde ne olduğunu görmememiz ve o nesnenin yokluğu ile bir gizem dünyasında kaybolmamız gibi…

Özneleşen nesnenin harikalar diyarında gezinme fırsatı veriyor Kaneria. Objelerin bir film için ne demek olduğunu, gözümüzden kaçan her detayı gün yüzüne çıkarıyor yapmış olduğu kolaj ile. Peter Jackson’ın Lord of the Rings üçlemesinde olduğu gibi bir yüzüğün filmin adını yaratmasında nasıl da dominant olması gibi ya da Robert Zemeckis’in Cast Away’inde olduğu gibi Tom Hanks ile başrolü paylaşan bir aktör olabileceğinin altını çizerek bize bu yardımcıların aslında ne kadar yükü omuzladıklarını ifşa ediyor. Hatta sadece bu yardımcıları gördüğümüzde direkt aklımıza filmin gelmesi gibi bir ulvi görevleri olduğunu hatırlatıyor. Sonuçta hangimiz uçan bir bisiklete, kesilmiş bir atın kafasına, uçan bir kaykaya veya rüzgarda havada ahenkli bir şekilde bir o yana bir bu yana savrulan poşete aşina değiliz ki?

tom-hanks-wilson-cast-away-filmloverss

Geçmişin ve Geleceğin Sembolü

Yukarıda da bahsettiğim gibi bu video kolaj bize her zaman orada olan ama sessiz sedasız dünyanın akışına kendilerini bırakmış olan aktörler ile bizi yakınlaştırıyor. Sinema tarihine belki de çok radikal bir göz ile bakıyor ve bize şimdiye kadar açılmamış olan bir kapıyı gösteriyor Kaneria. Bu kapıdan kolay bir şekilde geçmemiz, yabancılık çekmememiz için bize yol kılavuzu hazırlıyor. Bu kılavuz özneleşen aktörlerimizi kategori haline getirmesi ile oluşmuş. Filmlerden kesitleri kolaj yaparak kategorilerini örneklendiriyor, aynı zamanda da sakin bir anlatıcı ses tonuyla da biz kaybolmayalım diye bize yol gösteriyor. Sinema tarihi 101 dersindeki o meraklı, en önde oturan öğrencilermişiz hissini bizde uyandırıyor bu yaratıcı ve özgün öğretmenimiz.

Bu destekleyici objelerimiz sinema tarihinde basamak olmuş veya en iyi olmuş sahnelerin merkez noktasında yer alabiliyorlar. Stanley Kubrick’in 2001: A Space Odyssey filmi sinema tarihindeki en ünlü sahne atlayışını barındırır. Bir kemiği düşmanlarına karşı gücü elinde bulundurmak için bir silah olarak kullanmayı ve öldürmeyi öğrenen maymunun elinden bu kemik havaya fırlar ve kemik havada dönerken bir anda bir uzay gemisine ‘dönüşür’. Bu kemikten uzay gemisine, bir nesneden diğer nesneye atlayan sahne insanlık tarihini birkaç saniyede anlatabilen destansı bir sahnedir ve gördüğümüz gibi bu sahnenin aktörleri o yardımcı dediğimiz objelerdir. Kaneria bahsettiğim kategorizasyonu yaparken bu objelerin sembol anlamlar taşıdığına değiniyor. Arkadaşlığı, evliliği, bilimi, tanrıyı, geleceği ve geçmişi sembolize ettiklerini söylüyor ve tüm bunları peş peşe gelen film kareleri ile gösteriyor. Onun kurabileceği sayısız cümle artık anlamını yitiriyor ve objelerin temsil ettikleri kavramları sadece arka arkaya sıralaması ve bizim o sahneleri görmemiz bin kelimeye bedel oluyor. Objeler dile geliyor, aramızda sessiz bir diyalog kuruluyor.

Nesneler sinema tarihinde bazen kesişim kümesinde olabiliyor. Bir film bir başka filmden etkilenmiş oluyor veya bir film diğer filmin yaratmış olduğu, yaratmak istediği bütün değerleri yok etmek istediği için onu kendi silahları ile vuruyor. Nedeni ne olursa olsun sinema tarihinde bu kesişim noktalarını görüyoruz ve bu noktalar genellikle özneleşmiş nesnelerimiz oluyor. Bir filmde (The Red Balloon) bir kırmızı balon çocukluğu, yaşamı temsil ederken; bir başka filmde (The Sixth Sense) yine kırmızı bir balon ölümü sembolize ediyor.

İnsan ilişkilerini, soyut dünyayı veya zamanın, yaşamın ötesini sembolize ettiği gibi birçok nesne karakterleri de sembolize eder diye bir nokta da belirtiyor Kaneria kolajında. Sonuçta kırbacı olmayan bir Indiana Jones düşünebilir miyiz ya da pelerini olmayan Süperman, çekici olmayan Thor? Hatta videoda yerleri olmasa da biz de bu listeyiz uzatabiliriz, yeni sanat tarihi dersimizin müfredatını genişletebiliriz. Asası olmayan Potter, kalp şeklinde gözlüğü olmayan Lolita veya satranç tahtası olmayan Ölüm kulağa tuhaf geliyor itiraf edelim. Bu noktada videonun dışına çıkmamın sebebi Kaneria’nın kendisi. Kaneria videoda nesneler izleyicinin hayal gücünde etkiler yarattığını söylüyor. Jurassic Park’taki bardağın içinde titreyen su sahnesinde olduğu gibi, bu korku nesnesi olmayan obje filmin konsepti bağlamında başka bir boyut kazanıyor. İzleyici korku ögesi bağlamından yaklaşarak hayal gücünün sınırsızlığı ile bir bardak suya duygularını empoze ediyor.

10 dakikalık, 136 farklı sahneyi içeren ‘Why Props Matter’ isimli video özetle bize bir bardak kırılması sahnesinin nasıl da ölümü temsil ettiğini ve sayısız diyalogdan daha etkili olduğunu gösteriyor. Rishi Kaneria’nın Vimeo sayfasından bulabileceğiniz videonun açıklama kısmında da saniye saniye sahnelerin hangi filme ait olduğu açıklamasını bulabilirsiniz. Bu mükemmel açıklama ile de filmlere bu videodan sonra geri dönüp bir kez daha bakabilir ve farklı bir perspektiften filmin tandını çıkarabilirsiniz. Özetle video sayesinde öğrenmiş olduğum şudur ki; günün sonunda bu destekleyici malzemelerin sadece birer obje olmadığını artık filmler ve karakterler ile özdeşleştiğini gösteriyor bu video çalışması. Sonuçta denize atılmış elmas kolyeyi gördüğümüz zaman hangimiz içimizden ‘My Heart Will Go On’u söylemiyoruz ki?

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi