Geçen sene, adından sıkça söz ettiren, beş dalda Oscar adaylığı bulunan ve bunlardan üçünü kazanan 12 Yıllık Esaret’in (12 Years a Slave) yapımcılarının imzasını taşıyan, 1960’ların Amerika’sında artık özgür görünen siyahilerin aslında devam eden esaretinin bir başka boyutuna odaklanan Özgürlük Yürüyüşü – Selma, Martin Luther King’in “bir hayalim var” diyerek başlattığı mücadelenin önemli bir adımı olan Oy hakkı kanununun yürürlüğe koyulması adına göğüslenen zorlukları ve kazanılan zaferi konu ediyor.

Özgürlük Yürüyüşü’nün yönetmen koltuğunda, daha önce siyahilerin hip hop kültürüyle ilgili belgesel çalışmaları yapmış ve bu kültür içerisinde kadın duruşunu incelemiş Ava DuVernay var.  Bu noktada belgesel geçmişinin olması, gerçek bir olaya ve tarihi kişiliklere dayanan filmin belgesel tekniğine yakın ögeler taşımasına ve bu sayede filmin inandırıcılığının artmasına sebep olmuş denilebilir.

Martin Luther King rolünde izlediğimiz David Oyelowo, King’in halka yaptığı ve tarihe geçen bu önemli konuşmalarda takındığı tavrı, tonlamalarını oldukça başarılı bir şekilde kotarmış. Ancak King’in özel hayatına, arkadaşlarıyla olan ilişkilerine gelindiğinde Oyelowo’nun ortaya koyduğu karakter daha silikleşmesiyle biraz havada kalıyor denilebilir.  Filmde benim için, kısa rolüne rağmen dikkat çeken performanslardan biri ise Alabama’da eyalet valiliği yapan ve siyahilerin oy kullanmasına karşı sergilediği sert tutumundan geri adım atmayan George Wallace’i canlandıran Tim Roth oldu.

Sinemada yakın tarihi canlandırmanın daha kolay olması beklenirken, aslında içerdiği ayrıntılar ve yaşanan hızlı değişimler yüzünden daha zordur denilebilir. Herkesin bildiği, yalnızca 50 yıl önce gerçekleşmiş bu özgürlük mücadelesini beyazperdeye aktarmak bu açıdan elbette zor olacaktır. Fakat film izleyiciyi birçok ayrıntının yanı sıra birlik olunan sahnelerde kullandığı sıcak renklerle ya da Martin Luther King’in çaresiz hissettiği anlarda kullandığı dramatik ışık seçimleriyle de hikayeye ortak eden, başarılı kostüm ve mekan kullanımıyla dönemi ve şartlarını hissettirebilen bir yapım.

Filmde Gandhi’nin pasif direniş yolunu seçen Martin Luther King’in, Selma kentinde başlayacak ve sahip oldukları oy hakkını işin yokuşa sürülmesi ve seçmen kağıdının onaylanmaması sebebiyle kullanamayan siyahilerin bu duruma son vermek için yapacakları barışçıl yürüyüşü, polis güçlerinin provoke edeceğini biliyor oluşu, kartlarını buna göre oynaması ve sesimizi duyurmak için “bize drama gerekiyor” düşüncesini dile getirmesi yüzünden 7 Mart’ta yaşanan Kanlı Pazar olayıyla ilgili, kendi insanlarını ateşe attığına dair bir tablo çiziliyor gibi görünür. Filmin ilerleyen dakikalarındaysa King’in, 9 Mart’ta içinde destek amaçlı gelen beyazların da bulunduğu oldukça kalabalık bir kitleyi, olası tehlikelere karşı Edmund Petrus Köprüsü’nde geri çevirmesi bu algıyı kırar.  Bu noktada belki de, filmin takındığı tavra, olayları izleyicinin yorumuna bırakan, dürüst bir tavır demek doğru olabilir.

Altın Küre Ödülleri’nden John Legend ve Common’un film için besteledikleri Glory şarkısıyla En İyi Film Müziği ödülünü kazanan film, aynı kategoride Oscar’a da aday. Oldukça başarılı olan Glory, filmin iki saatte yaşattığı tüm duyguları üç dakikaya sığdırabilmesiyle Oscar’ı hak ediyor.

En iyi film dalında da Oscar’a aday olan Özgürlük Yürüyüşü – Selma, hala çeşitli şekillerde ırkçılığa maruz kalan siyahilerin, 1960’ların Amerika’sında Martin Luther King’in önderliğinde verdikleri uzun yıllara yayılan bu büyük mücadelenin bir parçası olan oy hakkının tanınması adına yapılan özgürlük yürüyüşüne ve bu yürüyüşün sonucunda verilen kayıplara, polis tarafından uygulanan orantısız şiddete odaklanıyor. Film, oy kullanma, dolayısıyla kendini temsil edecek kişileri seçme hakkını ne olursa olsun kazanmak isteyen siyahi halkın verdikleri yoğun mücadele sonucunda Başkan Johnson’ın geri adım atışını ve kazanılan bu büyük zaferi başarılı bir şekilde anlatan bir film oluşuyla, verileni kabul etmeyip direnen insanların, kendi tarihini yazışına tanık olma imkanı sunuyor. 

İyi seyirler.

Geçen sene, adından sıkça söz ettiren, beş dalda Oscar adaylığı bulunan ve bunlardan üçünü kazanan 12 Yıllık Esaret’in (12 Years a Slave) yapımcılarının imzasını taşıyan, 1960’ların Amerika’sında artık özgür görünen siyahilerin aslında devam eden esaretinin bir başka boyutuna odaklanan Özgürlük Yürüyüşü - Selma, Martin Luther King’in “bir hayalim var” diyerek başlattığı mücadelenin önemli bir adımı olan Oy hakkı kanununun yürürlüğe koyulması adına göğüslenen zorlukları ve kazanılan zaferi konu ediyor. Özgürlük Yürüyüşü’nün yönetmen koltuğunda, daha önce siyahilerin hip hop kültürüyle ilgili belgesel çalışmaları yapmış ve bu kültür içerisinde kadın duruşunu incelemiş Ava DuVernay var.  Bu noktada belgesel geçmişinin olması, gerçek bir olaya ve tarihi kişiliklere dayanan filmin belgesel tekniğine yakın ögeler taşımasına ve bu sayede filmin inandırıcılığının artmasına sebep olmuş denilebilir. Martin Luther King rolünde izlediğimiz David Oyelowo, King’in halka yaptığı ve tarihe geçen bu önemli konuşmalarda takındığı tavrı, tonlamalarını oldukça başarılı bir şekilde kotarmış. Ancak King’in özel hayatına, arkadaşlarıyla olan ilişkilerine gelindiğinde Oyelowo’nun ortaya koyduğu karakter daha silikleşmesiyle biraz havada kalıyor denilebilir.  Filmde benim için, kısa rolüne rağmen dikkat çeken performanslardan biri ise Alabama’da eyalet valiliği yapan ve siyahilerin oy kullanmasına karşı sergilediği sert tutumundan geri adım atmayan George Wallace’i canlandıran Tim Roth oldu. Sinemada yakın tarihi canlandırmanın daha kolay olması beklenirken, aslında içerdiği ayrıntılar ve yaşanan hızlı değişimler yüzünden daha zordur denilebilir. Herkesin bildiği, yalnızca 50 yıl önce gerçekleşmiş bu özgürlük mücadelesini beyazperdeye aktarmak bu açıdan elbette zor olacaktır. Fakat film izleyiciyi birçok ayrıntının yanı sıra birlik olunan sahnelerde kullandığı sıcak renklerle ya da Martin Luther King’in çaresiz hissettiği anlarda kullandığı dramatik ışık seçimleriyle de hikayeye ortak eden, başarılı kostüm ve mekan kullanımıyla dönemi ve şartlarını hissettirebilen bir yapım. Filmde Gandhi’nin pasif direniş yolunu seçen Martin Luther King’in, Selma kentinde başlayacak ve sahip oldukları oy hakkını işin yokuşa sürülmesi ve seçmen kağıdının onaylanmaması sebebiyle kullanamayan siyahilerin bu duruma son vermek için yapacakları barışçıl yürüyüşü, polis güçlerinin provoke edeceğini biliyor oluşu, kartlarını buna göre oynaması ve sesimizi duyurmak için “bize drama gerekiyor” düşüncesini dile getirmesi yüzünden 7 Mart’ta yaşanan Kanlı Pazar olayıyla ilgili, kendi insanlarını ateşe attığına dair bir tablo çiziliyor gibi görünür. Filmin ilerleyen dakikalarındaysa King'in, 9 Mart’ta içinde destek amaçlı gelen beyazların da bulunduğu oldukça kalabalık bir kitleyi, olası tehlikelere karşı Edmund Petrus Köprüsü'nde geri çevirmesi bu algıyı kırar.  Bu noktada belki de, filmin takındığı tavra, olayları izleyicinin yorumuna bırakan, dürüst bir tavır demek doğru olabilir. Altın Küre Ödülleri'nden John Legend ve Common'un film için besteledikleri Glory şarkısıyla En İyi Film Müziği ödülünü kazanan film, aynı kategoride Oscar'a da aday. Oldukça başarılı olan Glory, filmin iki saatte yaşattığı tüm duyguları üç dakikaya sığdırabilmesiyle Oscar'ı hak ediyor. En iyi film dalında da Oscar'a aday olan Özgürlük Yürüyüşü - Selma, hala çeşitli şekillerde ırkçılığa maruz kalan siyahilerin, 1960’ların Amerika’sında Martin Luther King’in önderliğinde verdikleri uzun yıllara yayılan bu büyük mücadelenin bir parçası olan oy hakkının tanınması adına yapılan özgürlük yürüyüşüne ve bu yürüyüşün sonucunda verilen kayıplara, polis tarafından uygulanan orantısız şiddete odaklanıyor. Film, oy kullanma, dolayısıyla kendini temsil edecek kişileri seçme hakkını ne olursa olsun kazanmak isteyen siyahi halkın verdikleri yoğun mücadele…

yazar puanı

puan - 73%

73%

Oy kullanma hakkını ne olursa olsun kazanmak isteyen siyahi halkın verdikleri yoğun mücadele sonucunda Başkan Johnson’ın geri adım atışını, kazanılan bu büyük zaferi başarılı bir şekilde anlatan bir film oluşuyla, verileni kabul etmeyip direnen insanların, kendi tarihini yazışına tanık olma imkanı sunuyor.

Kullanıcı Puanları: 4.85 ( 2 votes)
73
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi