Siyasi kimliği ve politik filmleriyle tanıdığımız İngiliz yönetmen Ken Loach, son filmi Özgürlük Dansı ile hem eski dönem filmlerindeki siyasi yoğunluğu yeniden yakalıyor hem de olgunluk döneminin getirisiyle sinematografik anlamda da çok hoş bir film ortaya koyuyor.

Jimmy Gralton, iç savaşın eşiğindeki İrlanda’da kendi köyünde bir dans kulübü açar. Zamanla insanların öğrenmek, tartışmak ve hayal kurmak için geldiği bir mekana dönüşen bu kulüp, kilisenin ve politikacıların düşüncelerine ters yönde hareket edince istenmeyen adam ilan edilen Jimmy çareyi Amerika’ya kaçmakta bulur. Amerika’da geçirdiği on yılın ardından tekrar kasabasına dönen Jimmy sakin bir hayat hayalleri kurarken, gençlerin yoğun ısrarı ve şahit olduğu yoksulluk ile baskı karşısında eski aktivist ruhunun uyandığını fark eder. Her şeye hazır bir şekilde kulübü yeniden açmaya karar veren Jimmy bu defa daha sert bir muhalefetle karşılaşacaktır.

Meleklerin Payı filmiyle önceki filmlerine nazaran daha naif bir tutum sergileyen Loach, yeni filminde eski günlerindeki keskin yapısına tekrar geri dönüyor. İrlanda’nın harika doğası ve neşeli danslarıyla, müzikleriyle süslenen film, diğer taraftan yoğun ve sert siyasi söylemleriyle dikkat çekiyor. Filmografisine baktığımızda başka filmlerinde gördüğümüz bazı sahneleri, durumları bu filmde de yakalamak mümkün. Bir köy enstitüsü olarak düşünebileceğimiz ve insanların edebiyattan, müziğe, spordan diğer çeşitli branşlara ücretsiz bir şekilde eğitim alıp eğlendikleri bu mekan, aynı zamanda kritik toplantıların düzenlendiği, bir masa etrafında toplanan insanların bir konu hakkında fikirlerini açıkça paylaşabilecekleri özel bir konumda. İşçi sınıfının yanında yer aldığını hem söylemlerinde hem de fimlerinde görmeye alışık olduğumuz Loach, bu filmde de din, sermaye ve totaliter rejimlere karşı laflarını esirgemiyor. Hem eski dönemlere göre daha geniş imkanlara sahip olması, hem de sinema dilini tam anlamıyla oturtabilmesinden ötürü, içerik anlamında hiçbir zaman sıkıntı yaşamamış olan yönetmen, artık teknik anlamda da kusursuz işler ortaya çıkartabiliyor. Jimmy’nin kasabadan ayrılmadan önce beraber olduğu sevgilisiyle dans kulübünde dans ettikleri sahnede muazzam bir ışık yakalanmış ve sahnenin yoğunluğunu on kat arttırmış. 1930’ların başında geçen film, dönemi yaratma konusunda da hiçbir sıkıntı içermiyor.

Özgürlük Dansı, belki bir Ülke ve Özgürlük değil ama son dönem işleri içinde yönetmenin en başarılı işlerinden biri. Özlenen Ken Loach filmlerinden alınan hissi yeniden yaşatabiliyor seyirciye. Godard gibi yaşlandıkça saçmalamayan, olgunlaşması ve gelişimi durmaksızın devam eden bu ustanın filmlerini izlemek her zaman büyük keyif.

Siyasi kimliği ve politik filmleriyle tanıdığımız İngiliz yönetmen Ken Loach, son filmi Özgürlük Dansı ile hem eski dönem filmlerindeki siyasi yoğunluğu yeniden yakalıyor hem de olgunluk döneminin getirisiyle sinematografik anlamda da çok hoş bir film ortaya koyuyor. Jimmy Gralton, iç savaşın eşiğindeki İrlanda’da kendi köyünde bir dans kulübü açar. Zamanla insanların öğrenmek, tartışmak ve hayal kurmak için geldiği bir mekana dönüşen bu kulüp, kilisenin ve politikacıların düşüncelerine ters yönde hareket edince istenmeyen adam ilan edilen Jimmy çareyi Amerika’ya kaçmakta bulur. Amerika’da geçirdiği on yılın ardından tekrar kasabasına dönen Jimmy sakin bir hayat hayalleri kurarken, gençlerin yoğun ısrarı ve şahit olduğu yoksulluk ile baskı karşısında eski aktivist ruhunun uyandığını fark eder. Her şeye hazır bir şekilde kulübü yeniden açmaya karar veren Jimmy bu defa daha sert bir muhalefetle karşılaşacaktır. Meleklerin Payı filmiyle önceki filmlerine nazaran daha naif bir tutum sergileyen Loach, yeni filminde eski günlerindeki keskin yapısına tekrar geri dönüyor. İrlanda’nın harika doğası ve neşeli danslarıyla, müzikleriyle süslenen film, diğer taraftan yoğun ve sert siyasi söylemleriyle dikkat çekiyor. Filmografisine baktığımızda başka filmlerinde gördüğümüz bazı sahneleri, durumları bu filmde de yakalamak mümkün. Bir köy enstitüsü olarak düşünebileceğimiz ve insanların edebiyattan, müziğe, spordan diğer çeşitli branşlara ücretsiz bir şekilde eğitim alıp eğlendikleri bu mekan, aynı zamanda kritik toplantıların düzenlendiği, bir masa etrafında toplanan insanların bir konu hakkında fikirlerini açıkça paylaşabilecekleri özel bir konumda. İşçi sınıfının yanında yer aldığını hem söylemlerinde hem de fimlerinde görmeye alışık olduğumuz Loach, bu filmde de din, sermaye ve totaliter rejimlere karşı laflarını esirgemiyor. Hem eski dönemlere göre daha geniş imkanlara sahip olması, hem de sinema dilini tam anlamıyla oturtabilmesinden ötürü, içerik anlamında hiçbir zaman sıkıntı yaşamamış olan yönetmen, artık teknik anlamda da kusursuz işler ortaya çıkartabiliyor. Jimmy’nin kasabadan ayrılmadan önce beraber olduğu sevgilisiyle dans kulübünde dans ettikleri sahnede muazzam bir ışık yakalanmış ve sahnenin yoğunluğunu on kat arttırmış. 1930’ların başında geçen film, dönemi yaratma konusunda da hiçbir sıkıntı içermiyor. Özgürlük Dansı, belki bir Ülke ve Özgürlük değil ama son dönem işleri içinde yönetmenin en başarılı işlerinden biri. Özlenen Ken Loach filmlerinden alınan hissi yeniden yaşatabiliyor seyirciye. Godard gibi yaşlandıkça saçmalamayan, olgunlaşması ve gelişimi durmaksızın devam eden bu ustanın filmlerini izlemek her zaman büyük keyif.

Yazar Puanı

Puan - 79%

79%

Özgürlük Dansı, belki bir Ülke ve Özgürlük değil ama son dönem işleri içinde yönetmenin en başarılı işlerinden biri. Özlenen Ken Loach filmlerinden alınan hissi yeniden yaşatabiliyor seyirciye.

Kullanıcı Puanları: 4.08 ( 3 votes)
79
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi