Gelecekte geçen distopyaların giderek gerçeğe dönüştüğü bir dünyada yaşıyoruz.

George Orwell’in 1984’ü, yazıldığı döneme alegorik göndermeler yapsa da aslında içinde yaşadığımız çağın tasvirinden başka bir şey değil. Evlerin içinde düzenli olarak vatandaşın her hareketini izleyerek düşünce okuma yeteneğine sahip, hain düşünceleri tek tek devlete raporlayan Teleekranlar; her adımımızı yazdığımız sosyal medya paylaşım platformlarına bağlantı sağlayan, 24 saat boyunca yatak odalarımıza bile giren internetten çok da farklı değil. Ya da sokaklarda kurulmuş her saniye kayıt yapan kameralar, trafik kaydı tutma bahanesiyle dikilen mobeselerin iyi birer taklidi demek yanlış olmaz. Tüm bunlar 1940’lı yıllarda Orwell’ın hayal gücünden asla gerçekleşmesi istenmeyen hikayeler olarak ortaya çıkmıştı. Ama yazmanın bir eylem olduğunu kabul edersek Orwell o satırları yazarken evrenin kaderini de çizdiğinin ne kadar farkındaydı bilemiyorum. 

Hayali kurulan, arzulanan olarak tanımlayabileceğim ütopya’nın zıddı distopya, edebiyat konusunda başlı başına önem arz eder. Distopik romanlar deyince akla ilk gelen 1984 olsa da en az onun kadar önemli birçok eser bulunuyor. Bunlardan biri de 1961’de Anthony Burgess tarafından yazılan Otomatik Portakal (A Clockwork Orange). Kitap, roman uyarlamalarına pek düşkün sinema dünyası tarafından Amerikan-İngiliz ortak yapımı olarak  1971 yılında Stanley Kubrick yönetmenliğinde beyazperdeye uyarlandı. 

Zamansız bir gelecekte, İngiltere’de geçen olaylarda bir grup gencin içindeki şiddet duygusunu bastırmak için devletin geliştirdiği deneysel metot ve bu gençlerin verdikleri tepkiyi konu alan film Kubrick ustanın ellerinde muhteşem bir yapıma dönüşmüştür. Öyle ki klasik müzik eşliğinde şiddet dolu sahnelerde izleyiciye ulaşan duygu Burgess’ın tasvir ettiği sayfalarla büyük benzerlik gösterir.

Tecavüz ve cinayetten hapse mahkum edilen Alex, devletin denemekte olduğu sisteme gönüllü olarak katılmaya karar verir. Çünkü bu sistem sayesinde mahkumiyet süresi kısalacaktır.  Kötülerin ıslah edilerek ahlaki olarak daha iyi bireyler olmasını sağlamak üzerine kurulan metotla beraber Alex’in düşünme yeteneği de elinden alınmaktadır bir anlamda. “Seçim yapmak özgürlüktür!” ve “İnsanın içindeki kötülük kontrol altına alınabilir bir duygu mudur?” gibi pek çok farklı konudan yola çıkan film tam bir sistem eleştirisi sunuyor. “Otomatik Portakal” ismiyle de organik bir varlığın, bir mekanizmaya dönüştürülme çabasına gönderme yapılmakta. Toplum ahlakı anlamında herhangi bir değerden söz edemeyeceğimiz yapımda 15-16 yaşlarındaki Alex rolünü o dönem 27 yaşında olan Malcolm McDowell canlandırıyor. Tim Curry ve Jeremy Irons tarafından reddedilen Kubrick son çare olarak gördüğü oyuncu için “Eğer o da kabul etmeseydi, filmi çekmekten vazgeçecektim” diyor.

Romanın film telif hakkının Kubrick’e geçme süreci de bir hayli ilginç. Burgess acil paraya sıkışınca film için telif hakkını 500 dolar’a Mick Jagger’a satar. Jagger’ın amacı The Rolling Stones ekibiyle bu filmi çekmektir ama sonra bu fikirden vazgeçer ve aldığı paradan daha yüksek bir teklife satar. Burgess başlarda Kubrick seçeneğinden pek memnun olmasa da sonrasında bu fikrinde ne kadar yanıldığını anlayacaktır. 

1971 yılında çekilen film 1973 yılında Kubrick ve karısının ölüm tehditleri alması üzerine İngiltere’de gösterimden kaldırıldı ve toplatıldı. 80’li ve 90’lı yıllarda birçok insan filmi Fransa’dan getirilen kaçak kopyalarla izledi. Talepler öyle ciddi boyutlara ulaştı ki İngiltere’de video kiralayan dükkanların camlarına “ Hayır, Otomatik Portakal satmıyoruz!” levhaları astıkları rivayet edilir. 1993 yılında Londra’da oldukça popüler olan Scala Film Club filmi izinsiz yayınlayınca Warner Bros, Kubrick’in baskılarıyla şirketi dava ederek yüklü bir tazminata mahkum etti. O kadar ki Scala Film Club neredeyse iflasın eşiğine geldi. Film tüm Britanya’da ancak Kubrick 2000 yılında öldükten sonra vizyona girdi ve 18 yaş sınırı konuldu.

İdeolojisiyle çığır açan kitap kadar, film uyarlamasındaki sahne ve kostümlerle de fenomen haline gelen Otomatik Portakal yapılışının üzerinden 41 yıl geçmiş olmasına rağmen halen en iyi filmlerden biridir. Hala filmi izlemediyseniz kesinlikle hem okuma hem de izleme listenize dahil etmenizi öneririm, pişman olmazsınız.

İyi seyirler.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi