Dostoyevski’yi neden severiz? Kendi adıma bu soruyu “elbette karakterleri nedeniyle” diye cevaplayabilirim. Romanlarında yarattığı karakterler ne dünyanın en erdemli ne de en alçak insanlarıdır. Onları yaftalamaktan, tek boyuta indirgemekten kaçınır; hatalarının ve sevaplarının toplamı olarak ele alır. Raskolnikov basit bir katil değildir; aynı Fyodor Pavloviç Karamazov’un aşağılık bir insan olmaması gibi. Sonuçta yazarın kendisi dememiş midir “İnsan çok derin bir varlıktır. Tanrı olsaydım, bu denli derin yaratmazdım” diye.

İngiliz yönetmen Richard Ayoade’nin, yazarın aynı adlı kısa romanından uyarladığı “Öteki”, insan denen varlığa farklı bir bakış atıyor ve son zamanlarda fazlasıyla karşımıza çıkan “çift-gezer” yani “tamamen birbirine benzeyen iki insan” kavramını tekrar gündeme taşıyor. İnsanların görmezden geldiği, utangaç Simon (Jesse Eisenberg) bir gün işe gittiğinde kendisine tıpatıp benzeyen James (doğal olarak tekrar Jesse Eisenberg) ile karşılaşır. James, kişilik olarak Simon’ın tamamen zıttıdır ve Simon’un kendisinde hayal ettiği tüm özelliklere sahiptir. İkili arasındaki yakınlık, James’in Simon’un hayatına yavaş yavaş girmesiyle gerilimli bir hal almaya başlayacaktır.

Rüyayı andıran bir sekansla açılan “Öteki”, bize zamanla rüyadan uyanamayacağımızı ve hatta bir karabasana sürüklendiğimizi hissettirecek kadar özenle yaratılmış bir dünyaya davet ediyor. Distopik bir geleceği andırsa da zamansız olma özelliğine sahip bu dünya, yaratılan mekanlar ve kullanılan eşyalardan televizyonlarda yayınlanan şovlara kadar başarıyla tasarlanmış. Simon’un işyeri, karanlık dehlizleri ve absürt karakterleriyle insana “Brazil” filmini ve Sam Lowry karakterini hatırlatırken ışık kullanımı, usta bir yönetmenin elinden çıkmış havası veriyor. Bürokratik bir cehennem ortamı yaratılarak bu düzen içerisinde insanın ve insanlığın yitişi başarılı bir biçimde perdeye yansıtılıyor.

Bu açıdan James karakterinin ortaya çıkışı da tam yerini buluyor. Simon’un naif ve hayalci kişiliğine karşın James tam bir düzen adamı, araçsal aklın temsilcisi olarak karşımıza çıkıyor. Fakat bu karşıtlıkların iş ve aşk boyutunun dışına çıkamaması hikayeyi sınırlamaya başlıyor. James’in Simon üzerinden ulaştığı başarılarla önce işyerindekilerin ardından ise Simon’un aşık olduğu Hannah’ın (Mia Wasikowska) ilgisini çekmesi hikayenin beklediğimiz bir gidişata girmesine yol açıyor. Bu noktalarda Ayoade’nin tercih ettiği mizah duygusu tam karşılığını bulamıyor hatta yer yer aşırı absürtlük ters tepiyor. Yönetmenin sınırlarını keskin biçimde çizdiği karakterleri karikatürize etmesi, akla “Submarine” filminin başarıyla çizilmiş karakteri Oliver Tate’i getiriyor. Zamanla Simon’un yaşadığı dönüşümün yansıtılmasında ise pek sevdiğim Edgar Allan Poe’nun başyapıtlarından olan “William Wilson” öyküsünden fazlasıyla esinlenilmiş. Tırmanan gerilimin çözüme ulaştığı final bölümü belki de bu nedenle çok etkileyici durmuyor.

“Öteki”, aslında Ayoade’nin yönetmenlik potansiyelini ortaya koyma açısından başarılı sayılabilir. Yönetmen henüz ikinci filminde sinemanın teknik unsurlarını başarıyla harmanlayarak gerçeklik algımızla oynamayı başarıyor. (Özellikle kendisini, The IT Crowd’un “nerd” karakteri Moss olarak tanıyanlar için Ayoade’nin yönetmenlik yapması tamamen gerçekdışı bir deneyim) Buna karşın “çift-gezer” karakterlerini Dostoyevski’nin deyimiyle derinlemesine işleyemiyor ve referans olarak aldığı eserleri aşamıyor. Gerçi bu bile yönetmenin sonraki projesini heyecanla beklememize engel olamayacak.

Dostoyevski’yi neden severiz? Kendi adıma bu soruyu “elbette karakterleri nedeniyle” diye cevaplayabilirim. Romanlarında yarattığı karakterler ne dünyanın en erdemli ne de en alçak insanlarıdır. Onları yaftalamaktan, tek boyuta indirgemekten kaçınır; hatalarının ve sevaplarının toplamı olarak ele alır. Raskolnikov basit bir katil değildir; aynı Fyodor Pavloviç Karamazov’un aşağılık bir insan olmaması gibi. Sonuçta yazarın kendisi dememiş midir “İnsan çok derin bir varlıktır. Tanrı olsaydım, bu denli derin yaratmazdım” diye. İngiliz yönetmen Richard Ayoade’nin, yazarın aynı adlı kısa romanından uyarladığı “Öteki”, insan denen varlığa farklı bir bakış atıyor ve son zamanlarda fazlasıyla karşımıza çıkan “çift-gezer” yani “tamamen birbirine benzeyen iki insan” kavramını tekrar gündeme taşıyor. İnsanların görmezden geldiği, utangaç Simon (Jesse Eisenberg) bir gün işe gittiğinde kendisine tıpatıp benzeyen James (doğal olarak tekrar Jesse Eisenberg) ile karşılaşır. James, kişilik olarak Simon’ın tamamen zıttıdır ve Simon’un kendisinde hayal ettiği tüm özelliklere sahiptir. İkili arasındaki yakınlık, James’in Simon’un hayatına yavaş yavaş girmesiyle gerilimli bir hal almaya başlayacaktır. Rüyayı andıran bir sekansla açılan “Öteki”, bize zamanla rüyadan uyanamayacağımızı ve hatta bir karabasana sürüklendiğimizi hissettirecek kadar özenle yaratılmış bir dünyaya davet ediyor. Distopik bir geleceği andırsa da zamansız olma özelliğine sahip bu dünya, yaratılan mekanlar ve kullanılan eşyalardan televizyonlarda yayınlanan şovlara kadar başarıyla tasarlanmış. Simon’un işyeri, karanlık dehlizleri ve absürt karakterleriyle insana “Brazil” filmini ve Sam Lowry karakterini hatırlatırken ışık kullanımı, usta bir yönetmenin elinden çıkmış havası veriyor. Bürokratik bir cehennem ortamı yaratılarak bu düzen içerisinde insanın ve insanlığın yitişi başarılı bir biçimde perdeye yansıtılıyor. Bu açıdan James karakterinin ortaya çıkışı da tam yerini buluyor. Simon’un naif ve hayalci kişiliğine karşın James tam bir düzen adamı, araçsal aklın temsilcisi olarak karşımıza çıkıyor. Fakat bu karşıtlıkların iş ve aşk boyutunun dışına çıkamaması hikayeyi sınırlamaya başlıyor. James’in Simon üzerinden ulaştığı başarılarla önce işyerindekilerin ardından ise Simon’un aşık olduğu Hannah’ın (Mia Wasikowska) ilgisini çekmesi hikayenin beklediğimiz bir gidişata girmesine yol açıyor. Bu noktalarda Ayoade’nin tercih ettiği mizah duygusu tam karşılığını bulamıyor hatta yer yer aşırı absürtlük ters tepiyor. Yönetmenin sınırlarını keskin biçimde çizdiği karakterleri karikatürize etmesi, akla “Submarine” filminin başarıyla çizilmiş karakteri Oliver Tate’i getiriyor. Zamanla Simon’un yaşadığı dönüşümün yansıtılmasında ise pek sevdiğim Edgar Allan Poe’nun başyapıtlarından olan “William Wilson” öyküsünden fazlasıyla esinlenilmiş. Tırmanan gerilimin çözüme ulaştığı final bölümü belki de bu nedenle çok etkileyici durmuyor. “Öteki”, aslında Ayoade’nin yönetmenlik potansiyelini ortaya koyma açısından başarılı sayılabilir. Yönetmen henüz ikinci filminde sinemanın teknik unsurlarını başarıyla harmanlayarak gerçeklik algımızla oynamayı başarıyor. (Özellikle kendisini, The IT Crowd’un “nerd” karakteri Moss olarak tanıyanlar için Ayoade’nin yönetmenlik yapması tamamen gerçekdışı bir deneyim) Buna karşın “çift-gezer” karakterlerini Dostoyevski’nin deyimiyle derinlemesine işleyemiyor ve referans olarak aldığı eserleri aşamıyor. Gerçi bu bile yönetmenin sonraki projesini heyecanla beklememize engel olamayacak.

Yazar Puanı

Puan - 68%

68%

Kullanıcı Puanları: 3.83 ( 3 votes)
68
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi