Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 1 [2] => 12794 [3] => 208 [4] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) [1] => Array ( [name] => Komedi [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/komedi/ ) [2] => Array ( [name] => Savaş [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/savas/ ) )
Ostře sledované vlaky
1966 - Jirí Menzel
93
Çekoslovakya
Senaryo Bohumil Hrabal (roman), Bohumil Hrabal, Jirí Menzel
Oyuncular Václav Neckár, Josef Somr, Vlastimil Brodský
Ecem Şen
Senaryosu Bohumil Hrabal’ın romanına dayanan Ostře sledované vlaky, sinematografik açıdan da siyah ve beyazın gücünü başarılı bir biçimde taşıyor.

Ostře sledované vlaky

Jiri Menzel’in yönettiği, Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ını kazanan 1966 yapımı Ostře sledované vlaky, İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına yaklaşıldığı bir dönemde Çekoslovakya’da tren istasyonunda hareket memurluğu yapan Milos Hrma’nın erkeklik hezeyanları etrafında şekillenen bir film. Senaryosu Bohumil Hrabal’ın romanına dayanan Ostře sledované vlaky, sinematografik açıdan da siyah ve beyazın gücünü başarılı bir biçimde taşıyor.

Filmin açılış sahnesinde tanıştığımız Milos Hrma (Vaclav Neckar), izleyiciye kısa bir özet halinde aile geçmişini anlatırken film boyunca, bir erkeklik temsili olarak üzerinde göreceğimiz üniformasını henüz giymemiştir. 48 yaşında emekli olup hayatını yatarak geçiren babasından, bir çalışma alanına gidip çalışanlarla alay etmeyi huy edinmesi sebebiyle sürekli dayak yiyen büyük dedesinin, en sonunda dövülerek öldürülmüş olmasından ve trenleri hipnotize ederek durdurmaya çalışan dedesinden bahseden Milos, ilk iş gününde annesinin yardımıyla üniformasını giyer. Henüz çok genç bir erkek olan Milos, üniformasını annesinin yardımıyla giyse de ritüelin tamamlandığı yani üniformayı tümüyle giydiği anda annesi ortadan kaybolur. Burada yönetmen Jiri Menzel, Milos için yeni işinin ilk gününde artık annesinden bağımsız bir erkek oluşunun vurgusunu yapar. Zaten bütün film tam da bu “erkek olma” meselesi üzerinedir.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgali altında olan Çekoslovakya’da bir tren istasyonunda hareket memurluğu yapmaya başlayan Milos’un odağı, beklenildiği üzere ülkedeki işgal ve direniş hali değildir. Jiri Menzel, İkinci Dünya Savaşı’nın yaşandığı bir dönemde filminin odağına cinselliği yerleştirmeyi tercih etmiştir. Ancak bu öyle bilinçli bir tercihtir ki, Jiri Menzel film boyunca savaş vurgusunu sık sık tekrarlayarak ortalama bir insanın normal olmayan şartları bile normalleştirerek yaşantısına devam edişini izleyiciye en yalın haliyle sunar. Üzerine bomba düşen bir evden ziyade, sevişirken koltuğun kumaşının yırtılması, Jiri Menzel’in dünyasında daha ilgi çekicidir. Bu bakışın iki sebebinin olduğu söylenebilir. Öncelikle izleyici olayları, karakterleri Milos’un gözünden tanımlamaktadır. Milos ise bakir bir genç erkektir. Cinselliği bir erkek olma meselesi haline getiren Milos’un gözünden etrafında yaşanan her durum da cinsellikle ilgili olacaktır. İkinci sebep ise Menzel’in cinsellik üzerinden savaşın gereksizliğini vurguluyor olmasıdır.

Ostře sledované vlaky: Milos ve Çekoslovakya

Genç Milos’un bütün tecrübesizliğiyle hareket memurluğu yapmaya başlamasının ardından istasyonda ona işi öğreten Hubicka, hem kendinden eminliği hem de kadınlarla rahatça kurabildiği ilişkiler sebebiyle Milos’un rol modelidir. Ancak bu rol model, klasik anlatı sinemasında yer alan mentor işlevi görmez. İzleyicinin sempatisini kazanmaktan birkaç adım geride duran Hubicka, aslında Menzel’in sınırlarını çizdiği salt bir erkek tanımıdır. Bu sebeple Milos için “tam bir erkek” olmak Hubicka gibi olmaktır. Yanı sıra üst rütbeli Zednicek’in, karısı üst katta olduğu halde bir başka kadınla flört etmesi ve flört esnasında, seslenen karısına doğru döndüğünde yüzüne yerleşen bakış ile yanındaki kadına döndüğünde değişen bakış evliliğin vahim durumunu ortaya koyar. Bununla da kalmaz, karısının yanına dönmek zorunda kalan Zednicek, kadınla Hubicka’nın beraber olduğunu gördüğünde olayı zinaya, dinsizliğe vurarak içten içe gerçekleştirmek istediği bir durumu din aracılığıyla karalamaktan da geri durmaz.

Sürekli kadınlarla flört halinde olan ve cinselliği, kadına bakışta öncelik olarak belirleyen erkeklerin arasında Milos ise git gide içine kapanır. Kız arkadaşının ilgili tavırları onu ilk cinsel deneyimini gerçekleştirmeye kadar taşır ancak durum tam bir hüsranla sonuçlanır. Eril bir simge olarak gördüğü üniformasını Milos’un üzerinde görmediğimiz bir diğer sahne ise, bu hüsranın ardından gerçekleşir. Bu ana karakterin üniformasıyla birlikte erkek olma saplantısından da kurtulacağı andır. Milos etrafında gördüğü gibi bir “erkek” olamadığı için bir genelevin odasında yalnız başına bileklerini keserek intihar eder ancak bunu da başaramaz. Bulunduğu gibi hastaneye yetiştirilen Milos kurtarılır ve doktorunun öğütlerine kulak verir. Bu noktada doktor rolünü bizzat Menzel’in kendisinin canlandırması da oldukça manidardır. Menzel tecrübesiz ve naif hastasına yaşadığı erken boşalma probleminin çok doğal olduğunu ve kendisinin de yaşadığını söyleyerek Milos’u rahatlatır. Cinsel birliktelik sırasında futbolu düşünmesini ya da tecrübeli bir kadından yardım almasını önerir.

Bu öğütleri uygulayan Milos “erkek” olma konusunda başarıya ulaşır, Hubicka’nın yırttığı koltuğu Milos da yırtar ve sabah uyandığında keyifle ıslık çalarak Hubicka’ya dönüşümünü tamamlamış olur. Bu noktadan itibaren Menzel’in Milos’a yönelttiği kamerasında da farklılıklar görmek mümkündür. Milos artık kadrajın kenarında köşesinde kalmak yerine onu doldurmaktadır. O artık, izleyiciye yukarıdan yöneltilen ezici bir bakışla sunulmaz; izleyici ile eşit konumlandırılır. Tüm bunlar Milos’un dönüşümünü tamamladığının birer kanıtı olarak sunulabilir.

Genç bir erkek üzerinden başlayan ve ilerleyen Ostře sledované vlaky filminin salt bir ilk cinsel deneyim filmi olduğunu söylemek yetersiz hatta yanlış olacaktır. Filmde Milos’un hikayesiyle Çekoslovakya’nın akıbeti de paralel ilerliyor gibidir. Bu paralellik filmin son sahnesinde daha çok açığa çıkar. İşgal altında kalan  Çekoslovakya’da direnişçiler, Alman cephanesi taşıyan bir treni patlatmak istemektedirler. Ancak bu plan tam da Milos’un özgüveninin geri gelmesiyle gerçekleşir. Öncesinde işgal mutlak bir kabulleniş halinde ilerlerken, Milos’un değişim yaşamasıyla birlikte izleyiciye de ilk kez Çekoslovakya’daki direniş hareketi yansır.

İnsan var oluşunu en yalın ve naif haliyle izleyiciye sunan Ostře sledované vlaky, bizzat savaşmadığı sürece kendisi için soyut kalan savaşın bir bireyi yaşamsal anlamda ne kadar etkileyeceğini sorunsallaştıran bir film olarak görülebilir. Öte yandan Milos’un bütün zayıf noktalarının onun bir karakter olarak gerçekçiliğini artırıyor oluşu da yadsınamaz. Milos’un bu denli gerçek olması bize benzemesinden kaynaklanır gibidir. Menzel’in Milos’u belki de herkesin mükemmel göründüğü bir çevrede, kendini sorgulayan her bir bireye ayna tutuyordur.

 



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol