26 Şubat gecesi sahibini bulacak olan Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı’nın iki büyük favorisi var. Fakat bu kategoriye bahsi geçen iki filmden ziyade, Akademi ve ülkeler tarafından tercih edilmeyen filmler damga vurmuş durumda.

Yabancı Dilde En İyi Film dalında Akademi Ödülü, tüm dünyanın katılımına açık olsa da kıtalar bazında ödüllerin dağıtımında Avrupa’nın ezici bir üstünlüğü var. Avrupa, dağıtılan 69 ödülün 57’sinin gittiği kıta oldu. Asya kıtası beş kez, Afrika ve Amerika kıtaları üçer kez ödüle uzandılar. Okyanusya ise ilk kez bu yıl Tanna filmiyle adaylık kazanabildi. Avrupa’da bu kategorinin lokomotifi olan İtalya ve İspanya ise bu yıl adaylık elde edemediler.

Bu yıl son beşe kalan filmlerden çok, listeye giremeyen filmlerin tartışma konusu yarattığını söyleyebiliriz. Bunda Akademi kadar adayları belirleyen ülke kurullarının da tercihleri etkiliydi. Altın Küre Ödülleri’nde Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde ödülü kazanan Elle, Akademi tarafından tercih edilmedi. Buna karşın Isabelle Huppert, En İyi Kadın Oyuncu kategorisinde adaylık elde etti. Yine Altın Küre’de adaylık kazanan Pablo Larrain filmi Neruda, eleştirmenlerce çok beğenilmesine karşın Akademi tarafından görmezden gelindi. İtalya’yı temsil eden Gianfranco Rosi belgeseli Fire At Sea, “En İyi Belgesel” dalında adaylık kazanırken İsviçre’yi temsil eden My Life as a Zucchini (Ma vie de courgette) ise “En İyi Animasyon” kategorisinde kendisine yer bulabildi. Bu dalda iddialı olduğu düşünülen Pedro Almadovar’dan Julieta, Andrei Konchalovsky’den Paradise, Cristi Puiu’dan Sieranevada, Danis Tanovic’ten Death in Sarajevo, Athina Rachel Tsangari’den Chevalier ve Juho Kuosmanen’den The Happiest Day in the Life of Olli Mäki kısa listeye kalamayan önemli filmlerdi. Kanada’dan Xavier Dolan’ın son filmi It’s Only the End of the World ise Aralık ayında açıklanan kısa listeden çıkmadı ve kimse de bu karara fazla üzülemedi. Türkiye’yi temsil eden Mustafa Kara’nın filmi Kalandar Soğuğu da adını son beşe yazdıramayan filmlerdendi.

Oscar 2017 Yabancı Dilde En İyi Film: Brezilya ve Güney Kore’den Yanlış Tercihler Geldi

Amerikan Eleştirmen Birlikleri’nin son birkaç ayda bu kategoride dağıttığı ödüller, bazı ülkelerin yaptığı stratejik hataları da ortaya koydu. Güney Kore, Kim-Jee-Won’un tarihi politik filmi The Age of Shadows’u tercih etti ama eleştirmen birlikleri Chan Wook Park’ın The Handmaiden filmini tabiri caizse ödüle boğdu. İlk bakışta riskli bir tercih olarak görünen The Handmaiden’a gösterilen coşku şaşırtıcı olsa da filmin aykırı yapısıyla, adaylık kazansa bile ödül kazanması çok da mümkün değil gibiydi. Bir diğer tartışmalı karar da Brezilya’dan geldi. Cannes Film Festivali’nde gösterildiği andan itibaren çokça konuşulan Aquarius, film ekibinin ülkede yaşanan politik gelişmelere tepki göstermesi sonucu bir bakıma cezalandırıldı. Onun yerine seçilen David Schurmann’ın Little Secret filmi ise kötü bir tercih olarak eleştirildi. Açık konuşmak gerekirse Aquarius aday gösterilseydi, epik bir drama olarak Akademi üyelerinin aklını çelecek önemli bir aday haline gelebilirdi. Hatta başrol oyuncusu Sonia Braga, daha çok dikkat çekebilirdi. Bu filmlerin yokluğunda ise mücadelenin iki film arasında geçeceğini söyleyebiliriz.

Oscar 2017 Yabancı Dilde En İyi Film: Tek Güçlü Aday Yok

Öncelikle belirtmem lazım ki; bu yıl kategoriyi domine eden bir film olduğunu söylemek güç. Son beş yılda Son of Saul, The Great Beauty ya da A Separation gibi filmler, törenden haftalar önce galibiyetlerini ilan etmişlerdi. Bu yıl ise önceki paragrafta bahsettiğim iki filmin dışında kalan üç filmin hemen hemen hiç şanslarının olmadığını düşünüyorum. İsveç’i temsil eden A Man Called Ove, aynı zamanda “En İyi Makyaj” kategorisinde de adaylık kazandı. Ülkesinde daha çok vasat komedi filmleri ile tanının Hannes Holm, bu filminde yaşlı bir ustabaşının hayatını anlatıyor. Mizahi ögeler barındıran bir dram filmi olarak A Man Called Ove, anlatı sinemasının birçok klişesini fütursuzca kullanırken İskandinav mizahının ve stilize sanat yönetiminin de katkısıyla izleyiciyi güldürürken ağlatmayı hedefliyor. Fakat bunu yaparken de izleyiciyi çok fazla itiyor, manipüle ediyor ve bu durum senaryonun ikna kabiliyetini de düşürüyor. Kısacası, A Man Called Ove’un son beşe kalması bile büyük bir başarı.

a-man-called-ove-filmloverss

A Man Called Ove

Avustralya’yı temsil eden Tanna ise tamamı Güney Pasifik’te konuşulan Nauvhal dilinde çekilmiş bir film. Daha önce televizyona yaptıkları belgeseller ile tanınan Martin Butler ve Bentley Dean, bu filmde Tanna adasında yaşanan gerçek bir olaydan esinlenerek kabilelerince belirlenen kaderden kaçmaya çalışan iki aşığın öyküsünü anlatıyorlar. Sıklıkla Romeo ve Juliet ile karşılaştırılan Tanna, iki yıl Venedik Film Festivali’nden İzleyici Ödülü kazanmasına karşın Amerika’da ancak geçtiğimiz yıl gösterime girebildi. Venedik dışında Londra Film Festivali’nde de ses getiren Tanna ile Avustralya, ilk kez bu dalda adaylık kazandı. Ödüle ulaşmaları halinde ise Bosna Hersek ve Fildişi Sahili’nden sonra ilk adaylıkta ödül kazanan üçüncü ülke olacaklar. Fakat şanslarının oldukça az olduğunu belirtelim.

“Nazili film” kontenjanından son beşe kalan Danimarka filmi Land of Mine ise İkinci Dünya Savaşı’nda Danimarka sahillerine gömülen mayınların çıkarılmasını konu alıyor. Savaş esiri olan ve neredeyse çocuk yaştaki Alman askerlerin bu işe verilmesi, beraberinde ahlaki ve duygusal çatışmaları getiriyor. Kariyerine kurgucu olarak başlayan Martin Zandvliet’in üçüncü filmi olan Land of Mine, düşük tempolu bir drama olarak hem Danimarkalı hem de Alman karakterlere şefkatle yaklaşıyor olsa da en önemli iki adayın gölgesinde kalıyor.

Oscar 2017 Yabancı Dilde En İyi Film: Favoriler The Salesman ve Toni Erdmann

İran’da hafta sonu gişe açılış rekorunu kıran The Salesman, Asghar Farhadi’nin Oscar’a gönderilen dördüncü filmi oldu ve yönetmen ikinci kez adaylık kazandı. Cannes Film Festivali’nden En İyi Senaryo ve En İyi Erkek Oyuncu ödülleri ile dönse de film, Farhadi’nin diğer filmleri gibi A Separation ile karşılaştırılmış ve aynı seviyede bulunmamıştı. Yeni taşındıkları evde eşinin saldırıya uğraması üzerine suçluyu aramaya başlayan bir aktörün hikayesini ele alan film, aynı zamanda Arthur Miller’ın Satıcının Ölümü isimli oyunu ile paralellikler taşıyor. Yönetmenin klasik sinemasından izler taşıyan; vicdan, suçluluk duygusu ve güven üzerine güçlü çıkarımlarda bulunan The Salesman’i öne çıkaran olay ise ABD Başkanı Donald Trump’ın Müslümanlara yönelik ülkeye giriş yasağı koyma çabası oldu. Yönetmen Asghar Farhadi ve filmin başrol oyuncularından Taraneh Alidoosti’nin ödül törenini boykot edeceklerini açıklamaları, bu süreçte çok konuşuldu. Sonuç olarak; En İyi Film dalının güçlü adaylarından birinin Moonlight olması ve oyunculuk kategorilerinde birçok siyahi oyuncunun bulunması ile bu yıl çoğulculuk mesajı veren Akademi’nin The Salesman’i ödüllendirmesi hiç şaşırtıcı olmaz.

the-salesman-6-filmloverss

The Salesman

Alman yönetmen Maren Ade’nin Cannes’dan bugüne kadar olay yaratan son filmi Toni Erdmann ise bu kategorinin diğer güçlü adayı. Kendi babasıyla olan ilişkisinden yola çıkan Ade, bu filminde kızıyla olan ilişkisini düzeltmek ve onun hayata bakış açısını değiştirmek için farklı bir kılığa bürünerek Toni Erdmann isimli sahte karakter yaratan bir babanın öyküsünü anlatıyor. 162 dakikalık süresiyle ilk bakışta zorlu bir yapım olarak algılanan Toni Erdmann, bir yıllık süre içerisinde çok iyi eleştiriler aldı ve başrolünde Jack Nicholson’ın yer alacağı bir yeniden çevrim planlandı bile! Her ne kadar yıl sonuna doğru Eleştirmen Birlikleri ve Altın Küre gibi ödüllerde göz ardı edilse de Toni Erdmann, The Salesman ile birlikte ipi göğüslemesini beklediğim iki filmden biri. Açıkçası bu iki filmden birinin ödülü alması durumunda itiraz eden fazla sinemasever olmayacaktır.

toni-erdmann-filmloverss

Toni Erdmann

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi