Nihayet 2016’nın bittiğini kesin olarak duyuracak yılın en şaşalı ödül töreni geldi çattı. En İyi Kadın Oyuncu ödülü bu yıl birbirinden güçlü adaylara ev sahipliği yapıyor. Bu durum, aday filmleri izlemeyi heyecanlı kılıyor, aktrislere hayranlığı bir kez daha tazeliyor ve kaçınılmaz olarak analizi de zorlaştırıyor.

Adaylar arasından en bol ödüllü ve deneyimli Meryl Streep ile başlayalım. Oyunculuğuyla on yılardır izleyen herkesin kalbini kazanan bu muhteşem kadın, bu yıl, sahip olduğu paraya ters orantılı sesiyle ünlenmiş “opera sanatçısı” Florence Foster Jenkins’e hayat verdi ve altından kalkmayı başardı. Meryl Streep deneyimini filme tam anlamıyla yansıtmayı başarmış. Aktris, bu yıl performansıyla hatırı sayılır bir ödül alamadı fakat Golden Globe’da (Altın Küre) Cecil B. DeMille Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ne layık görüldü ve daha da önemlisi ödül konuşmasında Trump karşıtlığıyla sinema camiası ve izleyicilerinin dikkatini çekmeyi, sesini duyurabilmeyi başardı. Performansa ve toplumdan aldığı desteğe rağmen ödülü kazanmaya uzak bir isim çünkü performansı açık ara öne çıkmadığı gibi rakipleri bu yıl çok güçlü. Zaten birden fazla heykelciğe sahip olduğu için de bu yılın ödülsüz aktrislerinden biri olması kaçınılmaz.

Benzer ödülsüz ayrılma durumu Loving’in yıldızı Ruth Negga için de geçerli. Ruth Negga’nın performansı başarılı fakat şahsen ilk beşe girecek bir performansı olduğunu düşünmüyorum (Ruth Negga yerine Arrival veya Nocturnal Animals filmlerinin yıldızı Amy Adams aday olabilirdi). Loving’in öyküsü izlemeye değer: Virginia Eyaleti’nin evliliklerini tanımadığı Mildred (Negga) ve Richard Loving (Joel Edgerton) çiftinin sürgün yaşamlarına ve verdikleri hukuki savaşa odaklanıyor film. Negga’nın performansı kötü değil fakat Oscar’ı kaldırabilecek bir performans olduğunu düşünmüyorum.

elle-filmloverss

Gelelim asıl çarpışmayı yaşatacak, aralarında tercih yapılacak adaylara. John F. Kennedy’nin eşi, First Lady Jacquilene “Jackie” Kennedy’yi canlandıran Natalie Portman güçlü adaylardan biri. Oyuncu, Jackie Kennedy’nin görüntülerinden, ses kasetlerinden ve hakkında yazılmış kitaplardan faydalanarak rolüne hazırlandı. Ve sonuç harika: Natalie Portman, Jackie’ye dönüşmeyi başarmış. Jackie tasviri Portman’a  Critics’ Choice Movie Awards’ta (Eleştirmenlerin Seçimi Film Ödülleri) ve Boston, Chicago, Houston gibi şehirlerde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini getirdi. Fakat bu ödüller Oscar’daki şansını artırmayabilir. Jackie öncesinde 2 adaylığı olan Natalie Portman, Black Swan (Siyah Kuğu) ile zaten bu kategoride Akademi Ödülü almıştı. Ve aktristi kendisiyle kıyaslayacak olursak Nina Sayers kadar etkisine alan bir karakter değil Jackie ve jürinin bunu göz önünde bulunduracağını düşünüyorum/umuyorum. Natalie Portman güçlü adaylardan biri, hatta Emma Stone’un en güçlü rakibi ve yarışın ikili arasında geçeceğini söyleyebiliriz.  Natalie Portman olur da ödülü kucaklarsa bu sürpriz olmaz.

Oscar 2017: En İyi Kadın Oyuncu Kategorisi Çekişmeli Geçecek

14 adaylığıyla ödül gecesi en çok dikkat çekecek film La La Land. Film çoktan eleştirmenler, birçok farklı jüri ve seyirciler tarafından fazlasıyla beğeni topladı ve haliyle filmin başrol ortağı Emma Stone, kategorisinde en öne çıkan isim. Stone, Oscar hazırlığı diyebileceğimiz BAFTA ve Golden Globe Ödülleri’nde En İyi Kadın Oyuncu seçildi ve ödüllere boğuldu. Herkes tarafından sevilmişken heykelciğe en yakın isim o. “Hollywood glamour” ve nostalji sayesinde filmle bütünleşmeyi başarmış ve çabası görüldüğü üzere meyvelerini veriyor. Fakat Emma Stone ile heykelcik arasına girmesi muhtemel bir yetenek var: Isabelle Huppert. Elle (O) filminin yıldızı Fransa’nın en yetenekli, deneyimli, sayfalarını çevirdiği her senaryonun hakkını veren aktrislerinden biri. İki oyuncunun geçmişlerini bir kenara bırakıp ödülü almalarının yegâne sebebi olacak performans ve karakter gelişimlerine bakacak olursak Huppert’in Stone’u solladığını düşünüyorum. Michèle (Huppert) Mia’ya (Stone) kıyasla daha katmanlı ve altından kalkması zor bir rol. Michèle farklı uzamlarda başkalaşan biri ve bu değişimi güçlü ve egemen bir kadın olmasıyla ilişikli: iş hayatında etkin olduğu kadar şüpheci, sosyal çevresinde baskın ve evinde yalnızken korku sancılarıyla yüzleşen ürkek fakat gözü pek bir kadın. Ve tecavüze uğradığını çevresine söylediği, ofiste tecavüzcüsünü aradığı ve evli komşusu Patrick’in fiziksel etkisinde kaldığı her anda başkalaşıyor. Böylesi bir rolün altından her aktris kalkamaz.

Huppert’in performansı açık ara diğer adayların önünde seyrediyor fakat ödüle ulaşacağına olan inancım düşük; bunun sebebiyse Hollywood endüstrisinin “Amerikan Bağları” ile olan ilişkisi. Elle yabancı bir film ve film Amerikalı seyirciye ne kadar “yabancıysa” şansı o kadar düşük. Tabii geçmişte yabancı dilde olmasına rağmen Sophia Loren, Marion Cottilard, Penelope Cruz En İyi Kadın Oyuncu seçilmeyi başarabildiler. Fakat burada unutulmaması gereken gerçek şu: aktrislerin yer aldığı filmler Amerika’da popüler oldu; yani seyirciyle birebir etkileşime girmeyi başardılar. Elle’in aynı başarıyı gösterdiğini söyleyemeyiz çünkü Amerikan seyircisine muhtaç olduğu tanıtım yapılmadı ve kaçınılmaz olarak bilinen ve benimsenmiş bir karakterin – Emma Stone’un Mia’sı – Oscar’a uzanması “yabancı” birinin uzanmasından daha muhtemel; ne de olsa Hollywood’un törelerinden biri bu.

Amerikan sineması 2016’yı başarıyla atlattı ve bu güçlü adayları listede görmemizi sağladı. Bu da En İyi Kadın Oyuncu ödülünün gidişatının kesinliğini zorlaştırıyor. Ama En İyi Film/Yönetmen adaylıkları, seyirci üzerindeki popülarite gibi filmi öne çıkaran etkenler heykelciklerin sahiplerini belirleyecek. Bu yüzden Natalie Portman ve Emma Stone’u ödüle yakın adaylar olarak görüyorum ne de olsa bu iki isim Amerikalılarca benimsendiler. La La Land’in başarısı Stone’u birkaç adım öne çıkarıyor ve ödüle en yakın isim. Isabelle Huppert ise, her ne kadar bahisler aksini söylese de yabana atılmayacak bir aday. Stone’un Oscar’ı kazanması yüksek ihtimal ama olur da Huppert heykelciğe uzanırsa bu ne sürpriz ne de haksızlık olur.

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU

#OscarsSoWhite (Oscarlar Çok Beyaz) bu yıl aşılmış gibi gözüküyor; Amerika’nın azınlıklarının temsili hâlâ tam olarak sağlanmamış olsa da siyahilerin daha görünür olduğu bir gerçek. Bu açıdan En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu diğer kategorilerden öne çıkıyor çünkü beş adaydan üçü siyahi. Temsil açısından önemli bir kategori olsa da En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’nün diğer aktör/aktris alanları veya En İyi Film/Yönetmen kadar çekişmeli geçmeyeceğini söyleyebilirim çünkü bir isim var ki diğerleri arasında sivriliyor ve performansı yıllarca akıllardan çıkacak gibi değil.

viola-davis-fences

Öncelikle Nicole Kidman’dan kısaca bahsedip geçmekte fayda var nitekim Kidman ödüle en uzak aday. Lion’da oynadığı anne karakteri seyircinin içini ısıtıyor ve güzel aktristin karşımıza çıktığı anaç hali hayranlık uyandırıcı. Yine de bu ödüle layık bir performans değil; ne senaryo ona böylesi bir başarıya götürebilecek alan tanımış ne de diğer adayların performansları arasında fark ediliyor.

Oscarların en “başka” filmiyle, yani Moonlight ile devam edersek, Naomie Harris’in üstlendiği, Chiron’un annesi Paula karakteri, filmdeki en üstüne düşünülesi karakterlerden biri. Paula annelik duygusuyla çatışıyor film boyunca ve ihmal ettiği anneliği seyirciden tepki gelmesine, sevilmemesine sebep oluyor. Anneliği ve uyuşturucu bağımlılığının maddi boyutu arasında sıkışmış bir kadın. Yine de Paula’yı birey olarak görmeye başladığımız ve yaşantısını, ırkî/toplumsal geçmişini anlamaya başladığımızda onun da bir kurban olduğunu anlıyoruz; Paula da Chiron gibi kökeninin değişmez kaderinde sıkışmış bir kurban. Paula, tasviri zor bir kadın ve Harris karakterini başarıyla aktarmayı başardı. Kategoride performansıyla öne çıkan biri fakat ödülü kucaklaması bir hayli zor.

Manchester by the Sea’nin acı çeken, yıkımın yakıcı ateşinde çocuklarını, benliğini kaybetmiş anneyi oynayan Michelle Williams’ın performansının da Naomie Harris’ten aşağı kalır yanı yok. Randi, trajedisinin öncesinde de sonrasında da sahneyi dolduran baskın bir figür. Yine de filmdeki görünürlüğü az, hikâye ona odaklanmıyor. Randi göründüğü her an kendini hissettiriyor ama onun dönüşümünü izlemediğimiz için silikleşiyor. Bunun üzerine Viola Davis’in başarısı da eklenince ödülle arasına mesafe giriyor.

NASA’da çalışan bilim insanı üç siyahi kadının öyküsüne odaklanan Hidden Figures’ün yıldızı Octavia Spencer da heykelciği alamayacak bir diğer isim çünkü rolünün hakkını vermiş olsa da Hidden Figures ne dikkat çekici, öne çıkan bir yapım ne de karakteri Dorothy katmanlı, içimizdeki duyguları gün yüzüne çıkaran biri. Zaten aktris 2012’de The Help filmiyle bu kategorinin kazananı olmuştu ve bu yıl şansı bir hayli düşük. Bu yıl, The Help’teki rol arkadaşı, Fences’in yıldızı Viola Davis’in yılı olacak.

Viola Davis’in bu ödülü kucaklayacağına kesin gözüyle bakabilmemiz için önümüzde birçok sebep var: Öncelikle Fences’te canlandırdığı Rose Maxson karakterine yabancı değil. Aktris 2010’da, Boradway’de aynı karakteri oynadı ve Tony Ödülü’nü kazandı. Denzel Washington’ın yönetmenliği ve rol arkadaşlığında tekrar aynı karaktere bürünmeyi kabul etti ve karakteri içselleştirdiğini, onu yaşadığını ve yaşattığını filmin her anında görüyoruz. Ve bu yıl performansı sayesinde aynı kategoride hatırı sayılır birçok ödül kazandı: Golden Globe, BAFTA, Critics’ Choice… Bu ödüller Oscar’ın izlekleri ve Viola Davis’in Oscar’ı da kazanacağının habercileri. Troy’un (Washington) baskınlığı yüzünden yardımcı role düşen bir karakteri canlandırıyor Davis fakat bu bir avantaj çünkü diğer adaylara kıyasla öyküsüne daha çok odaklanılıyor ve bu sayede onu daha iyi anlayacak, özümseyecek zaman tanınıyor seyirciye. Viola Davis ortaya koyduğu Rose Maxson tasviri aldığı bütün ödülleri ve alacağı Oscar’ı hak eden bir performans.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi