88. Akademi Ödüllerinde karşımıza oldukça iddialı bir En İyi Uyarlama Senaryo kategorisi çıkıyor. Bu senenin en iddialı filmlerinden üçünü barındıran kategoride, kazanan film şimdiden belli gibi dursa da, bir süprizle karşılaşma ihtimalimiz de söz konusu.  

Geçtiğimiz yıl, En İyi Uyarlama Senaryo kategorisinde karşımıza American Sniper, Inherent Vice, The Theory of Everyting, Whiplash ve son olarak ödülü kazanmış olan The Imitation Game filmleri çıkmıştı. Geçen sene kategoride 2 otobiyografik kitap, bir biyografik kitap ve bir de kısa film uyarlaması vardı. Bu sene ise ilginç bir biçimde kategoride yer alan filmlerin her biri birer roman uyarlaması.

İsterseniz, kategoride yer alan filmleri bir anımsayalım:

En İyi Uyarlama Senaryo Ödülünü Hangi Film Kazanır?

Colm Tóibín’in aynı ismi taşıyan romanından Nick Hornby tarafından uyarlanan Brooklyn, İrlanda’dan Amerika’ya göç eden, burada da İtalya göçmeni bir erkekle tanışan genç bir kadının hikayesini anlatıyor. Nick Hornby’yi Wild ve An Education filmlerinin senaristi olarak anımsayabilirsiniz. Brooklyn izlemesi keyifli bir film olsa da, kategorideki en zayıf halka. Hatta Brooklyn’in yerinde David Ebershoff’un aynı isimli romanından uyarlanan The Danish Girl’ü bu kategoride görmeyi beklerdim.

The Martian’a gelirsek, pekala başarılı bir uyarlamayla karşı karşıyayız. Andy Weir’ın ana akımlaşmasını hiç beklemediği, hatta yayınevleri tarafından uzunca bir süre reddedildikten sonra, kendi kendisine yayınlamak durumunda kaldığı romanından uyarlanan film, Matt Damon’ın olağanüstü oyunculuğuyla bizi en çok eğlendiren filmlerden bir tanesi oldu. Matt Damon’ın zaten kendisi de En İyi Erkek Oyuncu dalinda bu filmdeki performansıyla aday. Drew Goddard tarafından uyarlanan The Martian, En İyi Uyarlama Senaryo ve En İyi Erkek Oyuncu dışında 5 farklı kategoride daha Akademi Ödülü’ne aday. Belki başka bir sene olsa, Martian En İyi Uyarlama Senaryo Ödülü’nü rahatlıkla alırdı belki, ama bu sene Martian’ın karşısında çok sıkı rakipler var.

Room, oldukça orijinal bir hikayeyle karşımıza çıkıyor. Yazar Emma Donoghue’un yedinci romanından uyarlanan filmin senaristi yazarın bizzat kendisi, tıpkı Gone Girl’deki gibi. 19 yaşındayken kaçırılıp 7 yıldır aynı odada tutulan bir kadının ve beş yaşındaki oğlunun hikayesini anlatıyor film. İkisi odadan kurtulmayı başardıklarında, dışarıda Jack’i hayatı boyunca dışarıda olduğunu bilmediği bir dünya, annesini ise çoktan varlığını unuttuğu bir dünya bekliyor. Room, oldukça güçlü bir film, fakat sürpriz bir atak yapmazsa eğer, Akademi Ödülü’nü eve götürecek filmin Room olmasını da beklemiyorum.

Gelelim Carol’a. Carol gerek oyunculuklarla, gerek dönemin atmosferiyle, bizi alıp başka diyarlara sürükleyen bir film. Son yıllarda film endüstrisinde yer alan en içi dolu, en gerçekçi, en içinizi parçalayan aşk hikayelerinden biri ve film bunu yaparken dozu hiç kaçırmıyor.  Patricia Highsmith’in The Price Of Salt romanından uyarlanan film, iki kadının imkansız aşklarını mümkün kılma çabalarını anlatıyor. Senaryoyu başarıyla uyarlayan isim Phyllis Nagy. Gönlüm Carol’ın kazanmasından yana, özellikle LGBTİ temsilinin ön plana çıkması bakımından da Carol’ın En İyi Senaryo Ödülünü alması iyi olacaktır. Fakat En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dahil, filmin toplamda altı kategoride Oscar adayı olması, bu kategorinin ödülünün çok daha ilginç bir senaryo yapısına sahip bir filme gitmesi ihtimali karşısında üzülmeye engel oluyor.

Gönlüm Carol’ın kazanmasından yana olsa da, aklımı dinlediğim zaman En İyi Uyarlama Senaryo ödülünü The Big Short’ın kazanacağı sonucuna varıyorum. Zaten oldukça karmaşık ekonomik terimleri içeren bir olay akışını sadeleştirmekte kullanılan taktikler, seyirciyle sürekli diyalog halinde kalan bir film bunu işaret ediyor. Yabancı eleştirmenler de bu konuda benimle hemfikirler. Film 2000’lerin sonunda patlayan ekonomik krizin gerekçelerini bize basitçe ve akıcı bir hikayeyle anlatıyor. Bir yandan da bizi etik bir pozisyona, The Wolf of Wall Street’teki olumlu bakış açımızın tam tersine, oturtuyor. Michael Lewis’in The Big Short: Inside the Doomsday Machine kitabı da, Adam McKay ve Charles Randolph’un bu kitabı senaryolaştırırken şahane bir serüvene çevirmeyi başarmaları da filmle kurduğumuz yakınlığa temel bir katkı sağlıyorlar.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi