Akademi Ödülleri’nin en heyecanlı ve belirleyici kategorilerinden biri olan En İyi Yönetmen kategorisi, bu sene de günahları ve sevaplarıyla beş yönetmen adayın çetin mücadelesine sahne olacak.

Oscar 2016: En İyi Yönetmen

Akademi’nin bu kategoride iki farklı anlayışı temsil ettiğini söyleyebiliriz: İlki,  gecenin en öne çıkan filminin yönetmenine ödül verilmesidir. İkincisi ise, son düzlüğe iyi giremeyen filmlerin “yaratıcı” olarak adlandırılabilecek yönetmenlerine “iyi iş çıkardın” ödülü verilmesidir. Son on yıldaki tercihlere baktığımızda 2006-2011 yılları arasında “En İyi Film” ödülünü kazanan eserlerin yönetmenlerinin bu ödülü kucakladığını görüyoruz. 2012 ve 2013 yıllarında ise Ang Lee ve Alfonso Cuaron, ikinci kategoriden ödül kazanan isimler oldular. Daha çok filmlerinin teknik başarıları ile anılan bu iki isme, geçen yılın “En İyi Film” ve “En İyi Yönetmen” galibi Alejandro Gonzalez Inarritu’yu eklemek mümkün. Çünkü Birdman de hikayesi ya da temalarından çok plan sekans-gibi yapan tekniğiyle konuşuldu ve takdir edildi. Kısacası Inarritu, bir taşla iki kuş vurmuştu. Geçen yıl Inarritu’nun en büyük rakibi Richard Linklater’ın Boyhood filminin de “12 yılda çekildiği” vurgusunu unutmamak lazım.

Adaylara geçmeden önce son beşe kalamayan bazı isimleri anabiliriz. Carol, ödül sezonunda adı çok geçen bir film olmasına rağmen biraz da hikayesi ve “tema”sı nedeniyle geri planda bırakıldı. Bu açıdan Todd Haynes’in aday olmaması üzücüydü. The King’s  Speech ile ödülü kazanan Tom Hooper, yine bir dönem draması ile şansını denedi ama son beşe kalamadı. Ex-Machina ile yönetmenlikte kendi yolunu çizen Alex Garland, bilimkurgu türüne biraz soğuk yaklaşan Akademi’nin aklını çelemedi. Ryan Coogler’ın Creed ile aday olamaması; genel olarak Akademi’nin ırkçılık yaptığı iddiası ile birlikte ele alınsa da, filmin çok da üst düzey bir yapım olmadığını kabul etmek lazım. Oscar’dan Oscar’a gördüğümüz David O. Russell, bu yıl senaryo ve kurgu kurbanı oldu. Kariyerlerinin vasat dönemlerinde olduğunu düşündüğüm Steven Spielberg ve Quentin Tarantino da bu yıl adaylar arasında yer alamadılar. Son olarak Ridley Scott da beklendiğinden fazla sevilen The Martian’ın başarısına rağmen belki de George Miller’ın varlığıyla geri planda kaldı.

Adaylara gelecek olursak bu yılın sürpriz ve hiç şansı olmayan ismi Lenny Abrahamson. What Richard Did ile İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale Ödülü’nü kazanan, Frank ile gönüllerimize taht kuran Abrahamson, Emma Donoghue’nun aynı isimli romanından uyarlanan Room ile ilk kez Oscar adayı oldu. İrlandalı yönetmen Room’da atmosfer kurma açısından bir başarı sağlamış olsa da hikayenin bütününde aynı etkiyi gösteremeyen ve ele aldığı romanın felsefi altyapısının hakkını veremeyen bir yönetmenlik sergiledi. Özellikle iki bölüme ayırabileceğimiz filmin ikinci kısmı, orta halli bir aile dramasından farksızdı ve Abrahamson bu bölüme ancak 1-2 teknik numara ile damgasını vurabildi. Sonuç olarak Room, Abrahamson’un yolunu açan ama kendisi çabuk unutulacak bir filme döndü.

McKay ve McCarthy’nin Pek Şansları Yok

Bugüne kadar Will Ferrell ile yaptığı ortak çalışmalarla tanıdığımız ve kendince bir hayran kitlesi edinen Adam McKay’in belki de ilk “önemli” işi olan The Big Short, beklentileri aşan bir yapım oldu. Ekonomik kriz gibi işlenmesi ağır bir konuyu dinamik kurgusu ve komedi altyapısı ile izleyiciyle buluşturan McKay, bir bakıma belgesel ve kurmaca tarzları arasında iyi bir köprü kurmayı başardı. Perdede görünümleri açısından büyük dönüşümler geçiren usta oyuncuları yönetme konusunda da sınıfı geçen McKay’in şansı, biraz da The Big Short’un Oscar gecesi göstereceği performansa bağlı. Yine de filmin, “En İyi Uyarlama Senaryo” dalı dışında çok fazla şansı yok.

tom-mccarthy-spotlight-filmloverss

Tom McCarthy – Spotlight

Oscar yarışının en güçlü iki adayından biri olan Spotlight’ın yönetmeni Tom McCarthy, bugüne kadar sadece 2009 “En İyi Orijinal Senaryo” dalında adaylık kazanan Up filmine verdiği katkı ile törenin bir parçası olabilmişti. Spotlight ise birkaç ay önce arkasına aldığı rüzgarı, en büyük rakibi The Revenant’a kaptırmışa benziyor. Zaten McCarthy’nin bu kategoride pek şansı olduğu söylenemez. Sürekli olarak “konuşan kafalar” filmi çekmekle eleştirilen ve Hitchcock’un sinemanın görselliği ile ilgili anekdotları aracılığıyla yerin dibine batırılan McCcarthy’nin; eli yüzü düzgün, neredeyse idealist bir gazeteci objektifliğinde, herhangi bir insani duyguyu istismar etmeden mümkün olduğunca gerçekçi bir biçimde kotardığı Spotlight’ın hakkının verilmesini pek beklememek gerekiyor.

Oscar 2016: En İyi Yönetmen – Bu Yılın “Yaratıcı Yönetmen”i Kim Olacak?

alejandro-gonzalez-inarritu-george-miller-filmloverss

Alejandro Gonzalez Inarritu ve George Miller

Gelelim bu kategoride en yüksek şansa sahip iki yönetmene… Mad Max: Fury Road ile 30 yıl sonra çocuğuna kavuşan bir baba edasıyla ortalığı ateşe veren George Miller, hepimizin aklını alan fantastik bir evren kurmayı başardı. Sırtını tamamen görsel efektlere dayamadan ve politik meselelerden kaçınmadan içi boş aksiyon filmlerinin oluşturduğu çölde bir vaha yarattı. Yönetmenliğini yaptığı 2006 tarihli Happy Feet ile “En İyi Animasyon” dalında ödülü kucaklayan Miller, bu sefer daha önemli bir dalda adaylık kazanmayı başardı. 70 yaşına merdiven dayayan Avustralyalı yönetmen; Mad Max’in teknik dallar dışında ödül kazanmasının zor olduğu düşünüldüğünde, yazının başında bahsettiğimiz “ikinci tercih” yoluyla ödülü kucaklayabilir. Bu noktada yönetmenin eşi Margaret Sixel’in imza attığı kurgu çalışmasının ödüllendirilip ödüllendirilmeyeceği de belirleyici olacaktır.

Geçtiğimiz yılın galibi Alejandro Gonzalez Inarritu, ise The Revenant ile zoru başarmanın peşinde: İki yıl üst üste bu ödülü kazanmak. Bu başarıya ulaşabilen sadece iki isim var: 1940 ve 1941 yıllında ödülü kazanan John Ford (The Grapes of Wrath ve How Was Green My Valley) ile 1949 ve 1950 yıllarında ödüle uzanan Joseph L. Mankiewicz (A Letter to Three Wives ve All About Eve). Tabii Inarritu ödülü kazanırsa, ABD dışından bu unvana erişen ilk isim olacak. Daha önce Babel filmi ile de adaylık kazanan Meksikalı yönetmen, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da tam zamanında ön plana çıktı ve Yönetmenler Birliği Ödülü’nü (DGA) kazanarak yine favori hale geldi. 68 yılda 61 kez Oscar kazanan yönetmeni işaret eden DGA’yı etkileyen en önemli unsur; şüphesiz ki Inarritu’nun özenli görüntü çalışması ve teknik becerisiydi. Bu yıl onunla birlikte adı sıklıkla anılan Emmanuel Lubezki’nin görüntü yönetmenliği, filmin değerine değer kattı. Terrence Malick’ın The New World filminde de görev alan Lubezki’nin yine benzer bir dünyada geçen hikayeyi görselleştirmedeki başarısı, Inarritu’nun her seferinde biçim olarak daha zorlayıcı tercihler yapma çabası ile birleşti. Kendi adıma bu biçimsel denemelerin; senaryoyu ve karakterlerin gelişimini geri planda bırakan, tema ve bütünlük açısından dağınık sonuçlar verdiğini düşünsem de Inarritu, şu an Miller’ın bir adım önünde görünüyor. Ve bu ödülün üçüncü kez üst üste bir Meksikalı’ya gitmesi olası bir seçenek.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi