Bu sene En İyi Animasyon Oscar’ını alacak animasyonu tahmin etmek hiç de zor olmayacak, çünkü hem Akademi’nin eğilimi hem de sene içinde gözlemlenen başarı ivmesi, ödül oklarını direkt olarak Inside Out’a çevirmeye itiyor bizi.

2001 yılında başlatılan Animasyon kategorisinde Shrek ile ilk ödülü kucaklayan DreamWorks Animation’dan sonra heykelciğin genelde –Spirited Away (2002, Studio Ghibli), Wallace & Gromit: The Curse of the Were-Rabbit (2005, DreamWorks & Aardman), Happy Feet (2006, Warner Bros.) ve Rango (2011, Nickelodeon Movies) dışında – Disney ve Pixar stüdyolarının işlerine gittiğini görürüz. Şu ana kadar ödüllerin yarısını toplayan Pixar’ın yerini son iki senedir –Brave ve Frozen ile –  Disney almışsa da bu sene The Good Dinosaur ve özellikle de Inside Out ile yeniden geri dönüşünü gerçekleştirmiştir Pixar. Animasyon kategorisinin, bu kategoride yarışan filmleri En İyi Film’den egale etmek için oluşturulduğu düşüncesi, WALL-E (2008)’nin yılın en çok konuşulan filmlerinden biri olmasına rağmen kategoride kendine yer bulamamış olmasından ortaya çıkmıştı; ama hemen ardından Up (2009) ve Toy Story 3 (2010)’ün En İyi Film adaylığı alması ile kategorinin animasyon yapımlara verdiği destek gibi olumlu yönleri tekrardan ön plana çıkartıldı. Fakat bu sene de bu tartışmanın tekrar gündeme geldiği gözlemlenebilir, çünkü aslında Pixar’ın başta The Good Dinosaur’u animasyon kategorisi için düşündüğü ve Inside Out’u ise yılın en iyi filmlerinden biri olarak değerlendiren eleştirmen ve izleyicilerin de beklediği gibi – tıpkı hak ettiği üzere En İyi Orijinal Senaryo dalında adaylığını aldığı gibi – En İyi Film’de yarıştırmak niyetinde olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bu sene animasyon dalını önemli kılan ise, ödülün neredeyse genel geçer kabul edilebilecek bir sahibinin olması değil, aksine diğer adayların ondan nasıl ayrıldığıdır bana göre. Çünkü Pixar egemenliğinden de öte, şu ana kadar bu kategoride bilgisayar temelli CGI animasyonların baskın varlığı, onları hem Oscar’da hem de gişede bir adım öteye taşımıştır. Buna tek istisna ise stop-motion tekniğiyle yapılan Wallace & Gromit: The Curse of the Were-Rabbit’in ödülü aldığı ve yine stop-motion tekniği ile yapılan Tim Burton yapımı Corpse Bride ile geleneksel yöntemlerle çizilen usta Miyazaki eseri Howl’s Moving Castle’ın yarıştığı 2005 senesidir. Bu sene ise tek CGI animasyon Inside Out olarak karşımıza çıkarken diğer adayların teknik ve bütçe açısından çeşitliliği ve yabancı yapımların ağırlığı bu dalın en büyük rengi olmuştur.

Anomalisa-charlie-kaufman-stop-motion-filmloverss

Anomalisa

Bu senenin benim için en önemli adayı kesinlikle Charlie Kaufman ve Duke Johnson ortaklığından bağımsız bir yapım olarak çıkan Anomalisa’dır. Çünkü animasyon filmlerinin izleyici kitlesinin genelde çocuklu aileler olduğu algısı çok yaygınken, Anomalisa’nın tam aksine 18 yaş altı izleyiciye engellenmesine (R-rated) rağmen, tamamen stop-motion’a dayalı tekniği sayesinde bu dalda adaylık alması (En İyi Yabancı Film’e aynı şekilde aday olan 2008 yapımı Waltz with Bashir’den sonra) benim nezdimde pek değerlidir. Kaufman’ın merakla beklenilen filmi, sürrealist  stili ile metaforik anlatımını koruyarak ve tam da onun yaralarını, insana dair en basit detayları ve yakın ilişkilerdeki patolojik seçimleri irdeleyen; bunu yaparken de hem animasyonu canlı aksiyon filmlerden ayıran güçleri kullanıp hem de ince el emeği ve sinematografisi ile yakaladığı gerçekçi his ile eşsiz bir yapım olarak karşımıza çıkar. Diğer bir stop-motion örneği ise Mark Burton ile Richard Starzak’ın yönetmenliğini üstlendiği, İngiliz Aardman Animations yapımı olan ve daha önce televizyon dizisi olarak bildiğimiz evreni sinema perdesine aktaran Shaun the Sheep Movie’dir. Hem animasyon tekniği hem de dile dayanmayan basit ama etkili anlatımı ile dikkat çeken film, takibi kolay, eğlenceli plotu ve sevimli karakterleri ile çocuklara hitap ettiği kadar göndermeleri ve ince mizahı ile yetişkinleri de izleyici kitlesine dahil eder.

Geleneksel animasyon yöntemleriyle yapılan diğer adaylarda ise ilk olarak, daha çok Miyazaki’nin ismiyle anılan ve onun emeklilik kararı ile duraklama evresine geçen Studio Ghibli’nin Hiromasa Yonebayashi yönetmenliğindeki son filmi When Marnie was There dikkatleri çekiyor. Joan G. Robinson’un aynı isimli eserinden uyarlanan ve Studio Ghibli animelerinin eşsiz çizgisi ve hayallere daldıran atmosferi ile birleştiren bu filmin de, aynı şekilde, bir çocuğu ve yetişkini, farklı bilinç düzeylerinde ama aynı etkileyicilikte kendine çektiği ve bir şeyler verdiğini söylemek mümkün. Çocukluk travmalarına dokunarak her izleyicisinde kişisel bir etki yaratacak derinliğe sahip filmin, hayal ve gerçeklik arasında kurduğu köprünün yakınlığını hissettirebilmesi onu buraya taşıyan en önemli faktörlerdendir. Kategorinin belki en sade ama yine de en etkileyici filmlerinden biri ise Brezilya yapımı olan ve Alê Abreu’nun senaryosunu, yönetmenliğini ve kurgusunu üstlendiği Boy & the World olarak karşımıza çıkıyor. Minimalist çizgisi ve sonsuz hayal gücünü yansıtan renkleri ile bir çocuğun gözünden tekrar görebilmemizi sağlayan bu bağımsız yapım, yine bizi dilin sınırları içine hiç sokma gereği duymadan, tamamen görsel uyarıcıları ile çocukluk anılarımıza dalmamıza vesile olur.

ters-yuz-inside-out-disney-pixar-filmloverss

Inside Out

Son olarak ise tekrardan bu yılın favorisine, Pixar yapımı Inside Out’a dönmek istiyorum. Pixar yapımlarının çoğunun, bilhassa Toy Story serisinin, çocukluğumuzla olan bağa dokunuşu ile etkileyiciliğini yakaladığı inkar edilemez. Monster Inc. (2001) ve Up (2009)’ın yönetmenliğini üstlenen Pete Docter ile  birçok Pixar – Disney yapımında çizgisini konuşturan Ronnie del Carmen’in yönetmen koltuğunu paylaştığı Inside Out da, tam bu bağı zayıflatmaya başladığımız ana, ergenliğe götürür bizi ve – kafamızın tam içinde bir anı küresi yaratarak – bunu asla unutulmayacak bir biçimde zekice bir bakış açısıyla sunarak, temel duygu temsillerini izletirken bir yandan da bu duyguların hepsini bir arada kabul ettiren eğlenceli ve bir o kadar da duygusal bir yolculuğa çıkarır.

Bu seneki En İyi Film Animasyon Oscar adaylarının en büyük ortak noktasının yetişkin izleyiciyi koltuklarına bağlama özelliği olduğunu söylemek yanlış olmaz sanıyorum. Hepsinin bunu çok farklı bir bağlamda ele alması normal şartlarda seçim yapmakta zorlardı bizi, fakat tüm filmlerin kendi güçlü yanlarının ötesinde, en başında da belirttiğim üzere, hem zaten Akademi’nin alışık olduğumuz eğilimi hem de, ve asıl sebebi budur kuşkusuz, yılın en iyi filmlerinden biri olarak karşımıza çıkan Inside Out’un bu daldan ödülle dönecek isim olduğunu söylemek risksiz bir bahis olacaktır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi