Orange is The New Black’in 4. sezonu, Netflix tarafından 17 Haziran’da, yani gelenekselleştiği üzere dünyanın her tarafında onur haftası kutlanırken, yayınlandı. Bu sezon önceki sezonlar kadar iç açıcı sayılmaz, ama dizinin verdiği mesajlar eskisinden çok daha açık ve seçik, politik ton ise hepten ön plana çıkıyor. Kısacası dizinin ciddileşmesi, diziden hiçbir şey götürmemiş.

Orange is The New Black, hayatlarımıza ilk girdiğinde eşcinsel-dostu, etnik açıdan zengin ve kadın hapishanesinde geçen bir komedi olarak emsallerinden farkını ortaya koydu. Böylelikle özgün bir yapım olarak kült diziler arasında yerini aldı ve dördüncü sezon da dizinin rüştünü bir kez daha ispat eder nitelikte.

Netflix sezonun tamamını tek seferde yüklediği için, dizi maratonu konseptine uygun olarak biz de hızlıca sezonun tamamını tek yazıda ele almayı planlıyoruz. Henüz izleme fırsatını yakalayamayanlar olabilir diye belirtelim, yazı mümkün olduğunda genel bir çerçeveden, sezonu izleme keyfinizi kaçıracak önemli spoilerlardan kaçınmaya çalışılarak kaleme alındı. Bu sebeple mümkün olduğunca olay akışının kendisinden değil, dizinin bu sezon verdiği referanslardan ilerlemeye çalışacağız. Yine de dizinin büyük bir hayranıysanız ve hiçbir sürprizin bozulmamasını tercih ediyorsanız, Orange is The New Black 4. sezon bölümlerinin tamamını izledikten sonra bu yazıyı okumayı tercih edebilirsiniz.

piper season 4-filmloverss

Orange is The New Black 4. Sezon: Mekanda Azınlık Olmak

Amerikan kültüründe LGBTİQ+ hareketi ve etnik azınlıkların mücadelesi ayrıştırılamayacak kadar iç içe geçmiş durumda, dünyanın pek çok yerindeki azınlık mücadeleleri gibi. Fakat popüler kültürde LGBTİ bireylerin hayatının görünürlük kazanmasıyla sık sık yüzeysel bir bakışa sebebiyet verip, iki hareketi birbirinden ayrı tutan perspektiflerle karşılaşmamıza neden olabiliyor. Hatırlayanlar olacaktır, 2015 yapımı Stonewall filmi bu tartışmayı beyaz, toplumsal normlara uygun, isyanın özündeki heterojenliği yansıtmayan ana kahramanlar seçerek şiddetli bir biçimde yeniden başlatmıştı. Elbette Stonewall türünün tek örneği değil, tıpkı feminist hareket gibi LGBTİ hareketinin de revaçta olması, pek çok yapımın yüzeysel bir biçimde hareketten nemalanma çabası içerisine girmesine yol açabiliyor.

Orange is The New Black ise yayın hayatı başladığından beri asla bu hataya düşmedi, farklı azınlık hallerinin farklı bedenlerde ortaya çıkmasının, bireylerin kimliklerini ve gördükleri muameleyi nasıl şekillendirdiğini en baştan beri sergilemeyi başardı. Bunu yaparken farklı azınlık olma hallerinin bir bedende buluşmasının, hayata nasıl geriden başlamaya sebep olabileceğini sürekli olarak sergiledi. Çok kalabalık bir oyuncu kadrosu olmasına rağmen, karakterlerin geçmiş hikayelerinin bugünkü halleriyle bağlarını sürekli olarak gösterdiği için dizi, bunu didaktik bir üsluptan uzak bir biçimde gerçekleştirdi. Dizinin yüzeysellikten oldukça uzak bir tavırla, popüler kültürde azınlık mücadelelerine böylesine bir katkı sağlayan en önemli yapımlardan biri olduğunu söylemek hiç de abartmak sayılmaz.

Bu sezon da dizi bu misyonu yerine getirmeyi sürdürüyor. Öncelikle Piper’ın dördüncü sezonda başına açtığı belalar, azınlık olma halinin mekânsal olarak değişimler gösterebildiğini, alt kimliklerin ve üst kimliklerin yer aldığımız mekanda bize atfedilen sıfatlar vesilesiyle akışkanlaşabildiğini gösteriyor. Beyaz, eğitimli ve avantajlı bir yerde büyümüş olan Piper’ın başına açtığı belalar ve siyahi olmasına rağmen iyi eğitimli ve tanınmış bir aileden gelen Poussey’nin başına gelenler bu sezon bunun en belirginleştiği kısımlar olsa gerek.

Sezonun yeni karakteri Judy King ise, ayrıcalıkların gerekli nüfuza sahip olunduğunda nasıl muhafaza edildiğini muazzam bir biçimde sergileyen bir karakter. Judy King, gerçek hayatta Martha Stewart’tan esinlenilmiş bir karakter. Martha Stewart, tıpkı Judy King gibi kısa bir süre hapishanede kalmıştı. King karakterinin diğer ilham kaynağı ise ırkçı söylemiyle kariyerini riske atan Paula Deen. Deen’e benzer bir hikayeyle zenginleştirilen King, dördüncü sezonda ırkçılığa dair önemli bir tartışmanın kısıtlı bir kolunu üstlenirken, dizi vermek istediği referansı vermek hususunda şaşırtıcı bir biçimde Piper’dan faydalanıyor.

blm-filmloverss

Orange is The New Black 4. Sezon: “Black Lives Matter” – Siyahilerin Hayatları Önemlidir

Sezonun ortalarında Piper, bir süredir hapishanede sürdürdüğü girişimcilik macerasında rekabet riskiyle karşılaşınca, çareyi gardiyanlardan birine olası bir çeteleşmeye karşı örgütlenebileceklerini söylemekte buluyor. Fakat beraber hareket ettiği kadınların hatırı sayılır kısmının meseleyi yanlış anlayıp “Beyazların hayatları önemlidir” diye slogan atmaya başlamasıyla, kendisi yanlışlıkla ırkçı bir çetenin kurulmasına vesile olmuş oluyor. “Beyazların Hayatları Önemlidir” anlaşılacağı üzere 2013 itibariyle Amerika’da başlayıp ulusötesi bir biçimde örgütlenen “Siyahilerin Hayatları Önemlidir” (Black Lives Matter-BLM) hareketinin sloganının çarpıtılmış hali. Black Lives Matters, 17 yaşındaki Trayvon Martin’in polis tarafından vurularak öldürülmesiyle bir hashtag etrafında şekillenmeye başladı ve ertesi yıl isimleri Michael Brown ve Eric Garner olan iki siyahinin daha polis tarafından öldürülmesiyle hareket Amerika ve Dünya genelinde tanınırlık kazandı.

Orange is The New Black, sadece bu çarpıtma vesilesiyle değil, siyahi karakterlerine sloganı orijinal halini de kullandırarak harekete destek çıkıyor. Hapishanedeki nüfus artışı ve yeni gardiyanların gelmesiyle beraber hapishane içerisinde gerçekleşen polis şiddetinde bu sezon ciddi bir artış yaşanıyor ve şiddet açık bir biçimde etnik köken gözetilerek ve insan haklarını ihlal ederek uygulanıyor. Tam da bu nedenle Orange is The New Black alıştığımızdan daha ciddi bu sezon. Dizi mizahi tonunu yitirmese de, dördüncü sezon şu ana kadar yayınlanmış en sert sezon. Eskiden Litchfield’da rastlamadığımız ya da nadiren denk geldiğimiz nahoş hapishane klişeleri, bu sezon epey görünür bir hal almış durumdalar. Sezon sonuna doğru, özellikle Eric Garner’ın öldürülüş biçimine çok açık bir gönderme de var. Yani dizi bu sezon “Siyahilerin Hayatı Önemlidir” hareketine, LGBTİ mücadelesine benzer bir destek çakarak politik duruşunu hepten keskinleştiriyor.

sophia season 4-filmloverss

Orange is The New Black 4. Sezon: İktidarın Beden Politikası

Bu sezon ön plana çıkan temalardan biri Foucault’nun kelimeleriye ifade edecek olursak eğer, iktidarın beden politikası, yani otorite sahibi olanların mahkum kadınlar üzerinde uyguladığı baskı. Foucault iktidarı söylemsel olarak kurgulanan eşitsiz ilişkiler üzerinden açıklar. Gardiyanlar ve mahkumlar arasındaki ayrım, tam da böyle bir ayrım. Özellikle önceki sezonlarda gardiyan-mahkum ilişkilerinin dördüncü sezondakinden çok daha az hiyerarşik olması bu durumu hepten görünür kılıyor. Yeni mahkumların gelişi ve hapishanenin bir şirket gibi işletilmeye başlanması beraberinde ciddi bir beden politikasını da getiriyor. Durumun ilk emaresi, Sophia’nın hormon haplarının verilmesinin kesilmesiydi.

Joan W. Scott, “Toplumsal Cinsiyet: Faydalı Bir Tarihsel Analiz Kategorisi” isimli kitabında toplumsal cinsiyet ayrımının, iktidar ilişkilerini nasıl da belirrgin kılmak için inşa edildiğini detaylıca anlatır. Devletlerin iktidar ilişkilerini belirlemek için nasıl da toplumsal cinsiyet ayrımını sivrileştirdiğine dair Fransız Devrimi’nden Nazi Almanyası’na, Stalin’den Ayetullah Humeyni’ye pek çok örnek sıralar ve kadınların kamusal alandan alıkonulup nasıl mahrem alana hapsedilmeye çalışıldıklarını örnekler. Bu dediğimiz, Türkiye’de sürekli kadın bedeni üzerinden dönen tartışmalardan aşina olduğumuz bir mesele zaten. Orange is The New Black bir kadın hapishanesinde geçtiği için buna benzer bir mesajı alelade veremeyeceği için, elindeki araçları kullanarak bunu yapıyor. Tecrit ve normal hapishane ortamı arasında, kamusal-mahrem alan ayrımına bir benzerini kurarak iktidarın beden politikasını gerek bir tehtid gerekse baskı aracı olduğunu sergiliyor. Bir taraftan da hapishanede mahkumlar dışında kalan yegane kadın, Artesian McCullough isimli yeni gardiyan ve o da erkek meslektaşlarının cinsiyetçi tavırları karşısında tavrını zaman zaman ortaya koyuyor.

Toplumsal cinsiyet ayrımı, iktidarı belirginleştiren unsur olsa da, görünürdeki iktidar ilişkilerini üç başlıkta sıralandırabiliriz; hapishanenin işletmesini devralan MCC ve hapishane müdürü Caputo arasındaki iktidar ilişkisi, Caputo ve gardiyanlar arasındaki iktidar ilişkisi ve gardiyanlar ve mahkumlar arasındaki iktidar ilişkisi. Bunun dışında grupların kendi içlerindeki sürtüşmeler de mevcut elbette, özellikle yeni gardiyanlardan Desi Piscatella’nın her alana yayılmak isteyen iktidar arzusu, tüm bu sürtüşmeleri tetikleyen ana unsura dönüşmeye başlıyor sezon ilerledikçe. Piscatella’nın annesi tarafından eşcinselliğini “tedavi ettirmek” için gençliğinde kampa yollanması gibi ekstra unsurlarla da dizi, izlediğimiz  iktidar ilişkilerinin kaynağının hapishaneyle sınırlı olmayışını bize bir kez daha gösteriyor.

resistance orange is the new black season 4-filmloverss

Orange is The New Black 4. Sezon: Attica İsyanı

Sezonun son bölümünde, oldukça kayda değer bir tarihsel gönderme var. Orange is The New Black bu göndermeyi dizi içerisinde İngilizce tabiriyle “White trash” karakterlerimiz Leanne Taylor ve Angie Rice’ın cehaletinden ortaya çıkan durum komedisiyle güldürmek için kullansa da verilen referans oldukça önemli.

1971’de yaşanan Attica İsyanı, Türkiye’de Hayata Dönüş Operasyonu ve Ulucanlar Katliamı gibi devlet eliyle yapılan bir katliamla sonuçlanmış olaylarla kıyaslayabileceğimiz bir isyan. Attica Hapishanesi’nde koşullarının insanlık dışı olması dolayısıyla gelişen hak talebi sonucu bir direniş ortaya çıkıyor ve 2200 mahkumun hapishaneyi ele geçirip gardiyanları rehin almasıyla olaylar gelişiyor. Zamanın New York valisi Rockefeller’ın umursamaz tavırları sonucu, anlaşmaya varılmak üzere dahi olunsa polis hapishaneye oldukça sert bir müdahalede bulunuyor. Bu müdahale 33’ü mahkum, 10’u gardiyan olmak üzere 43 kişinin ölümüyle sonuçlanıyor.

İşin korkutucu yani, yine New York’ta benzer bir lokasyonda konumlanan bir hapishane Litchfield. Bu yazıda da belirttiğimiz gibi, sezon boyu hapishanenin üzerinde dolaşan gündem mahkumların gardiyanlardan insanlık dışı muamele görmeye başlamasıydı. Son bölümün bıraktığı yerde, bir de Attica referansını göz önünde bulundurunca, gelecek sezonun bundan çok daha karanlık bir tona bürünerek başlamasını beklemek kaçınılmaz hale geliyor.

Olaylar böyle mi gelişecek yoksa bir şekilde tatlıya mı bağlanacak görmek için seneye onur haftasını beklememiz gerekecek. Eğer hala Orange is The New Black 4. sezon bölümlerini izlemediyseniz, hemen başlayın deriz!

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi