John Cassavetes tarafından yazılmış ve yönetilmiş olan 1977 yılı yapımı Opening Night sinema tarihinin en ölümsüz, en asi ve belki de en nevrotik filmlerinden biridir. Opening Night sadece bir film olarak ele alındığında bir tiyatro oyununun çevresinde gelişen iki saatlik bir filmdir ve bu film izleyicisini tiyatro oyuncularının hayatlarına dahil ederek New York’ta gerçekleşecek açılış gecesi öncesi oynanan oyunlara ve yapılan provalara penetre eder. Oyun artık genç olmayan bir kadın hakkındadır ve bu kadın iki erkek arasında kaldığı oyunda ikinci kadındır, tıpkı oyunun ismi Second Woman gibi. Ancak filmin izleyici olan biz gözler asla oyunu tam olarak izleyemeyiz ve anlayamayız çünkü oyunun içerisinde akan akışlar oyunun kendisinden çok daha önemlidir ve filmde de yavaş yavaş oyunun akışı oyunu ele geçirir ve artık her bir gösteri veya prova oyuna yeni bir şey katarak onu Frankenstein’ın farklı bir pratiği gibi diriltmeye başlar.

Filmin ve aynı zamanda filmdeki tiyatro oyununun başrol oyuncusu Gena Rowlands tarafından nefes verilen ünlü aktris Myrtle Gordon. Myrtle artık yaşlanmaya başlamış bir kadındır ve bu yaş meselesi ile elinde olan tek benliğini kaybediyor gibi hissetmektedir. Oyunculuk onun tek eğlencesi ama aynı zamanda da tek hüzün kaynağıdır, bu yüzden de onun hayatı olmuştur. Karakterini anlamak için uykusuz geceler geçirmekten gocunmayan bu kadın oyunculuk ile ve yaratacağı karakter ile kendini bozulmaz bir düğümün içine bırakmıştır. Bu düğüm filmin ilk tehlikeli atar damarıdır çünkü Myrtle’ın canlandırması gereken yaşlı bir kadındır. Bu yaşlı kadının içine girmek onu kendi hayatında da yaşlı sıfatı ile birleştirecektir ve bu onu kabul edememektedir. Bu düğüm içerisinde oluşan nevrotik sancılar bir girdap gibi çevresindekileri de içine çekmeye başlar. Myrtle’ın eski sevgilisi ve oyundaki rol arkadaşı Maurice Aarons (John Cassavetes), oyunun yönetmeni Manny Victor (Ben Gazzara) Manny’nin karısı Dorothy (Zohra Lampert), oyunun yazarı Sarah Goode (Joan Blondell) ve oyunun yapımcısı David Samuels (Paul Stewart) kendilerini sancılı ve tatmin olmanın gazabı ile lanetlenmiş bir girdabın içerisinde savrulurken bulurlar.

Bu girdap bir genç kadının ölümü ile kendini gösterir. Sarah Goode tarafından yazılmış olan bir oyunun oyuncuları olan Myrtle ve Maurice eski aşıklar olsalar da artık sahnede iki profesyoneldirler. Ancak artık oyun ile gerçeklik birbirine girmeye başlar. Yaşlanma ile gelen yalnız kalma ve bununla beraber hayatın esansına sahip olup olmama bilinmezliğinde oyun özellikle Myrtle için bir bilmece ve onu içine çeken bir labirente dönüşmektedir. Gençken her şeyi yapabilen bu kadın artık kendisiyle olan ve duygularıyla olan bağını kaybetmeye başlamıştır. 17 yaşındaki hayranının boynuna atlaması ile beraber kendi içerisinde bir şeyler uyanır ve gençliğin getirdiği enerji vücudunu yakmaya başlar. Ancak bu andan birkaç dakika sonra Nancy (Laura Johnson) bir arabanın çarpması ile ölür. Bu ölüm Myrtle için realitede bir şeyleri yok etse de duyusal alanda bir şeylerin uyanışını tetikler. Artık Myrtle kendi bedeni ve zihnini ayırmaya başlar ve böylelikle yaşlılık ile cebelleşmeye başlayan bedenini genç olmaya ve duygularıyla her şeyi yapmaya yetisi olan ruhu ile yani Nancy ile aldatır. Bu aldatma yavaş yavaş Myrtle’ın gerçekliğin gerçekliğinden kopuşunu doğurur.

Opening Night ilk bakış teması ile böyle bir portre çizse de yazının başında film için sarf ettiğim sıfatları bu perspektif ile kazanmıyor. Cassavetes hem senaryoda kalem ile hem de yönetmenlikte kamera ile o kadar farklı sihir numaraları yapıyor ki filmin izleyicisi kendini büyük bir şaşkınlık içerisinde bulup şovdan sonra gizli sırları ve hileleri öğrenmek için sahneleri tekrar tekrar izleme ihtiyacı hissediyor. Yazının buradan sonraki kısmında Cassavetes’in üstün gözü üzerinden filmi parçalara ayırmayı planlıyorum ve bu parçalar içerisinde hem kameranın görme pratiğini kırmasını ele almak, hem oyuncuların nefes verme ritüelini biraz olsun geri çağırmak ve tüm bunlarla beraber sinemayı yersiz yurtsuz bırakan ruhunu yüceltmek istiyorum.

Opening Night ve Gören Gözün Çığlığı

opening-night-filmloverss-1

Filmin içerisinde kendini var etmeye çabalayan tiyatro oyunu ekseninde Cassavetes izleyicinin usunu yerle bir eden bir oyun oynamaya başlar. Bu oyun iki farklı yönde farklı perspektifleri yıkarak ilerler ve bir veni Medusa’nın saçındaki iki farklı yılan gibi kıvrılarak filme bakan her gözü taşa dönüştürür. İlk yılan başını ele alacak olursam beni derinden etkileyen gözlerin yok eden planların varlığında kameranın bütün gözleri kucaklamasıdır. Cassavetes kamerasını her an değişen bir formda izleyiciye sunuyor ve film boyunca bu değişkenlik kendini derinden hissettiriyor. Kamera aslında tam anlamıyla hiçbir göz olmazken bir yandan da filmdeki bütün gözleri kendi içinde barındırıyor. Tiyatro oyununda izleyicilerin arasında olan ve sadece sahneyi izleyen bu kamera bir anda filmin izleyicisini tiyatronun izleyicisi haline getiriyor ve büyük bir duvarı yıkıyor. Tiyatro sahnesini sinema sahnesine dönüştüren Cassavetes sinemanın çoklu plan sekansını tiyatro ile harmanlayarak gözün kendini beğenmiş üstünlüğünü yıkıyor. Sinemada her şeye hakim olmaya ve her şeyi görmeye alışmış olan göz Opening Night ile beraber bir noktaya sabitleniyor ve sahnede ona ne verildiyse onunla yetinmeye mahkum ediliyor. Göz böylesine büyük bir devrim içerisinde cebelleşirken aynı zamanda da izleyicinin tanımı yeniden yazılıyor ve izleyici büyük bir üçgen ilişki içerisinde kendini tanımlamaya çabalıyor.

Sahneyi izleyen gözler tiyatro izleyicisinin gözleri mi, filmi izleyen sinema seyircisinin gözleri mi yoksa tiyatroyu kaydedip sonra ekranda izleyen ikinci derece seyircinin gözleri mi anlam tamamıyla kayboluyor. Bu kaybolma içerisinde Cassavetes kendi oyununu hazırlıyor ve afacan bir çocuk gibi bu büyük soru işareti ile seyircinin ters yüz edilmesinde büyük bir başyapıt yaratıyor. Bu ters yüz ile beraber Opening Night filmini gören gözler derin bir çığlığın içinde kör oluyorlar çünkü ne yapmaları gerektiğini bilmiyorlar. Cassavetes gözleri yerlerine mıhlayarak onları büyük bir cezanın içerisine atarken bir anda ters köşe yaparak ceza mı yoksa ödül mü olduğu tam anlaşılmayan bir özellik bahşediyor gözlere. Gözler bu sefer tam anlamıyla bir beden buluyor ve oyuncuların peşinden gitmeye başlıyor. Onları takip ediyor ancak bu takip birçok farklı boyuta ulaşıyor. Tanrısal bir bakış ile birçok detayı ve anı içerisinde barındıran bu bakış aynı zamanda Myrtle’ın zihninde yaratmış olduğu Nancy’i de görüyor ve tanrısal bakış olmaktan çıkıp gençliğin özlemi içindeki kadının da gözleri haline geliyor. Tüm bu karmaşa içerisinde Cassavetes boş koridorların sessizliğini son bir çığlık için kullanıyor.

Filmin son kırılma anında Myrtle New York’taki büyük açılışa geç kalıyor ve perde, izleyiciler, herkes onu bekliyor. Myrtle ruh olmadığını yüzüne bağıran Nancy ile son kavgasını yapıp onu öldürdükten sonra artık kendisiyle ve yaşlılığı ile baş başa kalıyor. Bu yalnızlık ve yaşlılık ile sessizliğe bürünen kadın, oyuna zil zurna sarhoş geliyor ama yine de geliyor. Onun geldiğini müjdeleyen Bobby (John Finnegan) ile bir anda biz de koşturmaya başlıyoruz. Cassavetes üçüncü hamlesini de yapıyor ve artık izleyicinin gözünü tamamen boşlukta salınan bir hortlağa dönüştürüyor ve belki de böylelikle bütün bir sinema tarihi bakışına olan nefretini kusuyor. Bu koşturmaca ve takip ile beraber gören göz çığlıklar içerisinde bir o tarafa bir bu tarafa sallanıyor ve tıpkı Myrtle’ın yerden kalmasına kimsenin yardım etmesini istemeyen Manny gibi Cassavetes de izleyicinin gözüne yardım etmiyor, onun ait olduğu yere; sahnenin muğlak sabit yerine kendi başına dönmesini bekliyor.

Cassevetes’in Oyunları Arasında Nefes Alma

opening-night-filmloverss-2

Cassavetes Opening Night filminde sinema tarihi için büyük bir adımı atıyor ve her şeye egemen olmaya alışmış gözün sınırsızlığını hem alt ediyor hem de bununla beraber ona istediği gibi yön vererek onun karmaşa içerisinde yalnız kalmasını sağlıyor. Cassavetes bu oyunu ile beraber bir cehennem tasviri yaratıyor olsa da oyununda sadece göz ile kendini sınırlamıyor; yedi katlı bir cehennem yaratıyor Opening Night ile ve her bir katmanı ayrı ayrı okşuyor. Muazzam zekasını izleyicisinin zekası ile birleştiren yönetmen, oyunculuğunu kullanarak izleyici ile başka bir noktada ilişkiye giriyor. Filmin içerisinde oynanan Second Woman isimli tiyatro oyununda daha önce de bahsettiğim gibi Myrtle kendi hayatının sınırını kaybetmeye başlıyor. Canlandırdığı Virginia karakteri ile iç içe girmeye başlayan ama bir yandan da bundan ölümüne korkan Myrtle yavaş yavaş kendi alt benliğini oluşturmaya başlıyor. Second Woman oyununda ‘second sex’ (ikincil cinsiyet) söylemini duyuyoruz aslında. İkincil cinsiyet olarak görünen ve ataerkil eril hegemonya içerisinde yok sayılan kadın cinsiyetinin bir yansıması olan bu oyun aynı zamanda Cassavetes’in pro-feminst tarafını yansıtıyor gibi de görünebilir. Yaşlanan kadın oyuncunun ikinci plana atılıyor ve ikinci kadın oluyor olmasından başlayan sistem eleştirisi aynı zamanda bir kadın oyuncunun yıldız olması için sahnede tokat yemesi gerektiğini söyleyen sığ yönetmen ile devam ediyor. Böyle bir pro-feminst söylem ile beraber Cassavetes filminin içerisinde tiyatro oyununu kurguluyor ancak bu kurguda nasıl seyirci ile oynadıysa aynı şekilde kurgu ile de oynuyor.

Filmin kurgusu yatay bir zamansallık içerse de filmin içerisinde oynanan tiyatro oyunu filmin izleyicisine doğrudan düz bir anlatım ile aktarılmıyor. Bu boşluklar ile ilerliyor oyun ile beraber de artık oyuncuların kimlikleri belirsizleşmeye başlıyor. Örneğin Virginia karakterini oynayan Myrtle karakterini canlandıran Gena Rowlands bir süre geçtikten sonra her iki seyirci için de ucu açık bir bilmeceye dönüşüyor. Filmin en önemli anlarından biri olan tokat sahnesinde büyük bir patlama gerçekleşiyor ve Gena Rowlands kendini yere atarak bir anda bağırmaya ve ‘artık yeter’ nidaları atmaya başlıyor. Bu hem seyirci için hem de filmdeki karakterler için büyük bir soru işaretini getiriyor çünkü Gena yerde Myrtle olarak mı bağırıyor yoksa Virginia olarak mı bilinmiyor. Bu bilinmezlik ile Cassavetes cehenneminin en büyük kısmını yaratıyor, film ile oyunu birbiri içine sokuyor. Artık oyuncuların sahnede yaptıkları oyunun parçası mı yoksa filmin parçası mı belirsizleşiyor ve bu belirsizlik hem film ile oyunun birbirine dahil edilmesini sağlıyor hem de bu birbirine giren sanatlar oyuncuların yaptıklarının mekansal sanat alanını sorunsallaştırıyor. Film boyunca oyunun sahnesi dışındaki alanlarda yavaş yavaş bir tiyatro sahnesine dönüşüyor ve kameranın sadece bir noktadan baktığı odalar ve başka tarafı görünmeyen mekanlar oyuncuların epiksel davranışları ile birleştiğinde oyunun dışında yeni bir oyunun varlığını sürdürdüğünü hissettiriyor. Tüm bu karmaşa içerisinde izleyici neyi izlediğini neyin merkezde yer aldığını düşünüp duruyor ve bu kırılma ile beraber sanatsal alan içerisinde transparan bir alan yaratıp izleyiciye muazzam bir derin nefes bahşeden Cassavetes böylelikle benim için sinemanın başyapıtlarından birini ortaya çıkarıyor.

Seyirci alkışları ile açılan Opening Night iki saatlik bir serüven içerisinde sinemanın her bir aktörünü yeniden yazıyor. Özellikle oyuncu, karakter, izleyici, sahne, perde, göz ve görme alanları içerisinde kutsallık alanına yükseliyor. Bütün ritüeller içerisinde bir öznenin kutsal olarak ilan edilmesi onun öldürülmesi yani kurban edilmesi ile mümkün olduğu için belki de sinemada da bunu Cassavetes gerçekleştiriyor. Sinemayı kurban ediyor, sinemanın dayandığı bütün duvarları yıkıyor ve bu yıkım ile sinemayı öldürüp onu kutsallaştırıyor. Eğer bu öldürme isteği ile dolu 17 yaşındaki gibi filmi izlemek istiyorsanız yanınıza bir paket sigara ve bir kadeh içki almayı unutmayın; daha sonra yavaşça kendinizi karmaşa içerisinde kaybedin, Nancy’nin temsil ettiği her şeyi öldürüp izlediğinizin gerçekten ‘doğru sahne mi’ olup olmadığını sorgulayın ve tünelin çıkışında Peter Falk’a gülümseyip sahneyi terk edin.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi