Son yılların en üretken yönetmenlerinden Onur Ünlü’nün BluTV’de yayınlanan ve büyük ses getiren yeni projesi Dudullu Postası’nın setini ziyaret ettik; usta yönetmenle Dudullu Postası’nı, filmlerini, Türkiye sinemasını ve yeni projelerini konuştuk. 

Röportaj: Utku Ögetürk & Ecem Şen

Deşifre: Hazal Şen

Fotoğraflar: İlknur  Yılmaz

dudullu-postasi-filmloverss

Ecem Şen: Öncelikle, hem bizleri hem de projelerinizi yakından takip edenleri oldukça heyeclandıran Dudullu Postası’nı konuşalım. Dudullu Postası’nı böyle bir dizi olarak uyarlama fikri nasıl gelişti?

Onur Ünlü: Bu fikir ilk bizim aklımıza gelmedi, Limon Film bununla ilgilenmiş, yıllardır bunu yapmaya çalışmışlar. Başka senaryolar yazılmış, oyuncularla konuşulmuş fakat olmamış. Son bir senedir biz uğraşmaya başladık, araya başka işler girdi çıktı, onları yaptık ve şimdi Dudullu Postası’nı yapıyoruz.

Dudullu Postası’nda absürtlüğün dozunu yavaş yavaş artırıyoruz.

Utku Ögetürk: Senaryoya müdahaleniz oluyor mu?

Onur Ünlü: Var. Ben de işin içindeyim, senaryoyu Funda Alp ve ekibi yazıyor. Ben de hikâye kurulurken içinde yer aldım, almaya da devam ediyorum.

Ecem Şen: Daha çok absürt kısımlarıyla ilgili oluyorsunuz herhalde.

Onur Ünlü: Oluyorum tabii, o biraz daha yavaş yavaş gelişen bir şey. Absürtlüğün dozunu yavaş yavaş artırıyoruz.

dudullu-postasi-set

Utku Ögetürk:. BluTV Türkiye’de online film izleme platformu konusunda bir öncü ve bu açıdan çok da önemli. Daha önce bir Youtube projeniz oldu ancak böyle bir platformda ilk projeniz. Buraya dahil olma fikri de Limon Yapım aracılığıyla mı oldu?

Onur Ünlü: Hayır, BluTV kurulurken ilk görüştüğü insanlardan biri benim. O zamanlar daha hiçbir şey yapmamışlardı. İnsanlarla görüşüyorlardı, bizimle de görüştüler. Bir şekilde anlaşamadığımız için o zamanlar ilgilenmedim. Daha sonra başka işler yaptılar, ben başka işler yaptım ve Dudullu Postası’nda buluştuk, çok da iyi oldu.

Utku Ögetürk: Peki YouTube projenizde, istediğiniz kitleye ya da sizin hedef kitlenize ulaşabildiniz mi?

Onur Ünlü: Ben bununla hiçbir zaman ilgilenmedim. YouTube işi bir sponsor işiydi. Sponsorun bayağı bir işine yaradı. Çok ciddi rakamlara ulaştılar. Biz de böylece işimizi yapmışız gibi düşündük.

Şaka yaparken aklımıza küfür veya cinsellik gelmiyor.

dudullu-postasi-afis

Utku Ögetürk: Sizce, online platformlarda özgürlük alanı, Türkiye’deki dizi sektörüne göre biraz daha geniş mi?

Onur Ünlü: Bizim açımızdan şöyle oldu. Daha önceden uzun süren bir komedi dizisi yaptık. O dizi de Leyla ile Mecnun’du. O dizide de hiç küfür kullanmamıştık, cinsellik de yoktu. Ama bunu böyle olmasın diye düşünmemiştik. Tarzımız bu, bir şaka yaparken aklımıza küfür, cinsellik gelmiyor. O yüzden çok da farklı değil gibi.

Utku Ögetürk: Peki bu sinemada değişiyor mu?

Onur Ünlü: Ben sinemada komedi yapmıyorum.

Dudullu Postası bir iki bölüm sonra çok farklı uçuk ama çok iyi bir yöne doğru gidecek.

Utku Ögetürk: Komediden ziyade kullandığınız dilden bahsediyorum.

Onur Ünlü: Hikâyeler daha sert olduğu için durumlar da daha sert oluyor ve mizah da daha sert oluyor. O zaman bir kara mizah yapmış oluyorsun. Burada öyle değil, burada daha yumuşak bir iş yapıyoruz. Çünkü kara mizah zor.

Utku Ögetürk: Dudullu Postası’na dönelim. Henüz ilk iki bölümü yayınlandı; sizce Dudullu Postası’nı özel kılan nedir.

Onur Ünlü: Harika bir oyuncu kadrosu yakaladık. Çok yetenekliler. Birçoğuyla ilk kez çalışıyorum ancak söyleyebilirim bu projede oyuncu konusunda çok şanslıyım. Bu konuda kendimi iyi hissediyorum. Sadece bu kadro için bile izlenir.

Utku Ögetürk: Seyirciniz yeni projelerinizde de hep eski projelerinizden bir şeyler arıyor, örneğin Leyla ile Mecnun’dan bir şeyler görmek istiyorlar. Bu açıdan Dudullu Postası hangi yöne evrilecek.

Onur Ünlü: O algı orada Onur Ünlü yazdığı için oluyor. Ama bu iş de çok farklı ve çok özel bir yere gidiyor. O algıyı artık kırıyoruz. Bir iki bölüm sonra çok farklı uçuk ama çok iyi bir yöne doğru gidecek. O kafaya ulaşıyor Dudullu Postası.

Sinema şu an esir durumda, orta sınıf tarafından esir alınmıştır.

dudullu-roportaj-2-filmloverss

Utku Ögetürk: Peki biraz da sinemanızdan bahsedelim; en son Ulusal Yarışma’da bahsettiğiniz “Demokratik Dramaturji” isimli yeni bir sinema hareketi başlatmayı düşündüğünüzü biliyoruz. Bunu biraz açabilir miyiz?

Onur Ünlü: Evet, bununla ilgili düşünmeye ve yazmaya başladım. Temel olarak şöyle bir iddiam var: Sinema şu an esir durumda, orta sınıf tarafından esir alınmıştır. Orta sınıfın dünya görüşü çuvallamış olduğu gibi sinema görüşü de çuvallamıştır. Şu anda yapılan sinema tutsaktır. Tamamen genel kabul üzerine, orta sınıf seyircinin ve çeşitli festivallerin beğenisi üzerinden işliyor. Sinemacılar da tutsak, herkes tutsak.  Bu tutsaklıktan nasıl kurtuluruz? Sinemanın hakikatle ilişki kurma ihtimali var mıdır? Varsa, o ihtimal tamamen ortadan kalkmış durumda. Hakikatin ne olduğunun, sinemayla bir araya getirilmesi gerekiyor. Kimsenin bununla ilgilendiğini düşünmüyorum. Hakikatin bilinç dışına doğru çıkıp oralarda bir şeyler yapmamız gerekiyor.  Put Şeylere adlı filmi bunları düşünerek yaptım. Şimdi Mor Koyun diye yeni bir işin peşindeyim. Mor Koyun üzerinden yapacağım filmlerle biraz bu mevzunun üzerine gitmeyi düşünüyorum. Sinemayı orta sınıfın ahlakından, estetik anlayışından ve dünya görüşünden kurtarmak zorundayız. Fakat paradoks şu ki, sinema bir orta sınıf, burjuva sanatıdır ve sinemayı da bu mahvedecek. Bence durum ciddi derecede tehlikeli. Filmleri izlerken çok sıkılıyoruz. Yeni hiçbir şey yok. Herkes garantici, sağlamcı ve sinemayı domine eden üç dört festivalin sinema anlayışı kadar bir sinema var dünyada. Bunların içinden tabii ki iyi film de çıkıyor ama bu artık bize yetmiyor. Mevzu, sinemanın kutsal bir hale getirilmiş olmasının getirdiği sıkıntılar. Önce o kutsallığın üzerine yürümek zorundayız. Sinemanın herhangi bir şey olduğu ve herhangi bir şekilde yapılabileceği konusunda önce kendimizi ikna etmeliyiz. Bu sinemanın değerini küçültmek değil büyütmektir. Sürekli teyakkuzda olmalıyız. Film yapma durumunu kendi günlük kişisel hayatımızın tamamına yedirmek zorundayız.

Devrimci fikirler bir süre sonra merkez fikirler haline gelir. O yüzden devrimin süreci sonsuzdur. Devrim bir sonuç değildir, devamlı olarak ilerler.

Utku Ögetürk: Türkiye’de “festival filmi” gibi bir algı yaratıldığı âşikar. Birçok yönetmen adayı, ben de böyle filmler çekmeliyim ki festivallerde yarışayım gibi bir düşünce anlayışında olduğundan tek tip bir sinema ortaya çıkabiliyor bu konuda size katılıyorum. Fakat bir yandan da sizin filmlerinize baktığımızda, sizin filmleriniz de festivallerde yarışıyor, büyük festivallerden ödüllerle dönüyor.

Onur Ünlü: Zaten bunu onun rahatlığıyla söylüyorum. Ben onlara kızgın, kırgın değilim. Kimse beni anlamadı diyecek en son insanım bu ülkede. Ben anlaşılıyorum. Festivallere katılıp ödüller de alıyorum. Türkiye’de, yurtdışında çok iyi festivallerden çok iyi ödüller aldık. Mevzu bu değil. Mevzu, bunun film yapma biçiminde, insanların dünya görüşünü belirlemesidir. Film yapmak isteyen insanın hakikat ile kendi arasına engel koymuş olmasıdır. Söylemek istediğim budur. Biz, temelde anlayışımızı değil dünya görüşümüzü değiştirmek zorundayız. Sinema anlayışı öyle bugünden yarına değişmez. Festivaller tabii bunu kabul edecektir çünkü yavaş yavaş kuşaklar değişiyor. Mesela sinema yazarlarının çoğu benim arkadaşım ve 10-12 senedir onları yakından gözlüyorum. Eski kuşak sinema yazarları bana daha mesafeli ama yeni kuşak yazarlar beni çok daha iyi anlıyor, destekliyorlar. Bunun tersi de olabilmeliydi. Kimilerinde de bunun tersi söz konusu. Belki ben eski devam etmeliydim ve biz eskilerle ilerlemeliydik ama öyle değil. Arkadan gelen çocuklar daha fazla dikkat ediyor, önem gösteriyor, anlıyor, anlamaya çalışıyor. Onlar o kadar katı değiller. Festival dünyasında da bu değişiyor, kuşaklar da değişecek. Benim şu an söylediğim görece olarak yeni duran şeyler zamanla merkeze oturacak zaten. Devrimin doğası bunu gerektirir. Devrimci fikirler bir süre sonra merkez fikirler haline gelir. O yüzden devrimin süreci sonsuzdur. Devrim bir sonuç değildir, devamlı olarak ilerler.

Şu anki siyasi durum insanlara korkunç bir konfor alanı sağladı.

Ecem Şen: Aslında sinemayı kutsallaştırmak ya da dünya görüşünü değiştirme konusunda şöyle de bir nokta var; filmler yapım aşaması çok uzun sürüyor ve uzun sürelerde çekiliyor Git gide daha fazla zaman harcanan filmler yapılıyor ama siz 1, 1 buçuk sene gibi bir sürede dört film çektiniz. Daha önemlisi bu hızlı üretim aslında bir şekilde kaliteyi düşürmedi diyebilirim.

Onur Ünlü: İşte bunu söylemeye çalışıyorum ama kimse bunu anlamak istemiyor. Çünkü benim bu yaptığım o zaman kutsallığa da müdahale oluyor. İşimi hafife aldığım zannediliyor. Bir sürü sebebi var, bir film yapma anının içinde olmak, o süreyi uzatmak insanın nefsine iyi gelir. Kimse bunları düşünmez. Bir filmi 15 günde çekip bitirdiğinde sadece 15 gün boyunca yönetmen kalırsın. Ama o filmi 6 ayda çekersen, 6 ay boyunca yönetmen kalırsın. Bu kadar uzatmaya gerek yok, çek filmi ve bir sonrakine geç. Bir diğer sebebi de şu anki siyasi durum insanlara korkunç bir konfor alanı sağladı. Herkesin dilinde aynı şey: söyleyemiyoruz, yapamıyoruz… Hayır ben yapıyorum. İtirazım Var’ı 2014’te çektim. Put Şeylere’de lezbiyen bir komiser putun önünde sevgilisiyle öpüşüyor, sevişiyor. Kimse bana bunu yapamazsın diyemez. Bana en fazla 18 yaş sınırı veriyorlar, zaten adım yazınca o sınır otomatik geliyor. Dolayısıyla bu var olan ekonomik, siyasi durumun insanlarda yarattığı konfor duygusuna ben direkt müdahale etmek istiyorum.

Yönetmen denen insanların oturup sinema üzerine yazması gerekiyor ama kimse yazmıyor.

Şimdi “Manyak” diye bir film çektim, 23 Mart’ta vizyona girecek. Senaryoyu Cahit Kaşıkçılar (Sarı Bıyık) yazdı, onların şartlarıyla dört günde çektim.  Bir kamera, iki lamba, oyuncular, bakalım şimdi ne olacak? Sanatta bir kategorizasyon var. Alt sanat, üst sanat… Bunlar yanlış yerde anlatılıyor bence. Bayağı bir şeyken bile üst sınıf gibi anlatılıyor. Bu ideolojik ve karmaşık bir konu. Hemen konuşulacak bir şey değil, daldan dala atlamak zorunda kalıyorsun. Yönetmen denen insanların oturup sinema üzerine yazması gerekiyor ama kimse yazmıyor. Neden? Çünkü çok zor. Çünkü dünyanın en kolay işi film çekmektir ama yazmak çok zordur. Kendi yaptığın işler üzerine, bilincinin dışından gelen şeyler üzerine bilincinin içinden yazmak zordur. Bu olmadığı için de sinema üzerine bilgi üretilemiyor. Ne insanlar kendi işleriyle ilgili bilgi üretebiliyor ne de sinema ile ilgili. Her şey boşlukta savruluyor, sinema üzerine bir düşünme disiplini yok. Bunlar çok temel sorunlar. Böyle olduğu zaman da hakiki sorunlar bir kenarda kalıyor. Paraydı, sansürdü, bakanlıktı.. Ben bir film çekeceğim ve biri buna karşı çıkacak. Böyle bir şey olabilir mi? Ben bir şey çekmek isteyeceğim ve biri yüzünden çekemeyeceğim. O kim? Dünyada böyle biri olabilir mi? Olamaz. Ama herkes olduğunu kabul ettiğinde herkes o gölgenin altına sığınıyor, konuşuyorlar. Miskin miskin oturuyorlar. Konuşmak şehvetlidir, herkes konuşmayı çok seviyor. Hep de aynı şeyi konuşuyorlar. Onay, tipik orta sınıf hastalığıdır. “Aa evet.” Ne eveti? Hiçbir şey yapmıyorlar ki oturuyorlar orada. Gel çek bir film, kötü çek. Benim çok fazla film çekmemin nedenlerinden biri, kötü film çekmekten korkmamamdır. Ne olur ki? Bir tane kötü çekersin.

onur-unlu-set-filmloverss

Utku Ögetürk: Konuşurken bireysel değil, hep çoğul kullanıyorsunuz. Dünyadaki diğer akımlara bakacak olursak Fransız Yeni Dalgası’na, çağdaş İran sinemasına… Bunlar tek bir yönetmenle değil, birçok yönetmenin bir araya gelmesiyle değişiyor.

Onur Ünlü: Evet, bakın örneğin Truffaut yazmış, öbürü çekmiş, sonra devamı da gelmiş. Benzer şey 70’lerde Amerikan Yeni Dalgası’nda da vardı. Scorsese ve ekibine bak, onlar da beraber çalıştılar. Biri kurguyu yapar, biri senaryoyu yazar, bu iş böyledir.

Utku Ögetürk: Peki siz “Demokratik Dramaturji“ veya yapmak istediğiniz projelerde başka yönetmenlerden destek alıyor musunuz?

Onur Ünlü: Alıyorum, konuşuyoruz. Mesela Kaan (Müjdeci) ile oturduğumuzda görüşümüz çok uyuyor. Erkan Tunç da eski yardımcı yönetmenim, o da şimdi bir film yapıyor. Konuşuyoruz, destek oluyoruz.

Ecem Şen: Bahsettiğiniz Mor Koyun böyle bir oluşum mu?

Onur Ünlü: Böyle bir oluşum olma önerisi var. Ben “Gelin burada bir şey yapalım.” demem. İlgilenen kafasını uzatır bakar. Yoksa öyle bir hareket gibi bir şey değil. Bu bağımsız durmakla alakalı. Durduğumuz yer, söylediğimiz laf belli olsun. Ben sadece bir şey öneriyorum. “Böyle bir şey olabilir mi, buna da bakın.” diyorum. Biz neyin peşindeyiz? Ben hakikatin peşindeyim. Sinemayı da bir araç olarak kullanıyorum. Sinema benim için olmazsa olmaz bir şey değil. Yarın, sinema tüm dünyada yasaklandı deseler üzerine 10 dakika düşünmem. Ben bir şey yapma haliyle ilgileniyorum, giderim başka bir şey yaparım.

Biri geliyor, aynı şekilde 15 tane film çekiyor, insanlar alkışlıyor, ödüller alıyor. Neden uğraşsın ki?

Utku Ögetürk: Bu “bir şey yapmak” üretmekle ilgili edebiyat vs. her şeyi mi kapsıyor?

Onur Ünlü: Evet. O hakikatle temas kurmakta ısrar etmektir. Bu ısrar sırasında üretim biçimlerinden herhangi birini kullanabilirsin. Sadece oturabilirsin de. Filozoflar gidip film çekmezler, yazmazlar. Sadece düşünür, aklına geleni söyler. Bu da bir seçenektir. Önemli olan yolda olmaktır. Var olan sinema bizi o yoldan çıkartıyor. Bizi hakikatle ilgili sürekli temas halimizden çıkarıyor. Bunu engellemek için de sinemanın kutsallığına saldırmalı, sinemayı normalleştirmeliyiz. Sabah kalktım iki tane sahne çektim, gittim bir tane de kahve içtim. Yarın bir tane daha çekerim. Ortaya da bir film çıkar. Önemli olan yolda olmaktır. Başlangıçla amaç zaten aynı şeydir.

Söyleyecek bir şeyin var mı? Önemli olan bu. Yeni bir şey yapabiliyor musun? Merkezde her zaman yeni olan vardır. Çünkü yeniye direnmek çok zordur. Yapan için de muhatap olan için de. Yeniyi üretmek için de senin sürekli yeni olman gerekiyor. Alışkanlıklarla sinema yapılabiliyor. Biri geliyor, aynı şekilde 15 tane film çekiyor, insanlar alkışlıyor, ödüller alıyor. Neden uğraşsın ki? Benim hiçbir filmim öbürüne benzemez. Alttan alta tabii ki benzer, ben yapıyorum sonuçta ama biçim olarak hepsi birbirinden farklıdır. Çünkü bu böyle olsun diye uğraşmıyorum, böyle oluyor. O an onunla uğraşıyorum. Sonra ilgim kayıyor ve başka bir şeyle uğraşıyorum, ortaya da yeni bir iş çıkıyor. Böyle baktığında da film yapmak zor bir şey olmaktan çıkıyor. Benim püf noktam iyi oyuncu bulmak. Yazma konusunda fena değilim ama asıl iyi oyuncularla çalışıyorum.

Yazıp çektiğim şeyi seyrettiğimde kendi durumumu görüyorum.

put-seylere-filmloverss

Put Şeylere (2017)

Utku Ögetürk: İyi, kötü tartışılır üzerine konuşulur ancak Put Şeylere, Onur Ünlü sinemasını değerlendirdiğimizde dâhi “yeni”ydi. Sizin de farklı bir şeyler denemeye çalıştığınız aşikâr.

Onur Ünlü: Yeni olanı yazmak da kolay değil. Onu yazarken yaşanan da yepyeni bir deneyim. O denenmişlik değil aslında. “Yaparak kurtulmak” diye bir şeyden bahsediyorum. Şöyle düşünebiliriz teorik olarak; ben burada bir orta sınıf bireyi, bir öğretmen çocuğuyum. Babam mühendis, orta sınıfın dibiyim. Apartmanda doğdum. Doğal olarak bir durumun içindeyim ve bana yüklenmiş bir sürü şey var. Benim bunlardan kurtulmam lazım önce. Bunlar bir gitsin ki geride ben kendimle baş başa kalayım. Bu sebeple filmi yazarken de çekerken de o “kurtulma hali” içinde olmak gerekiyor. Üstünden çıkarıp çıkartıp atmak gibi bir şey bu. Bahsettiğim durum bir ruh hâli getiriyor ve bu ruh hâlini doğru yakalayabilirsen o bir görsel ideoloji de oluşturuyor. Bu gerçekten içeriden bir şeyin dışarı atılması gibi bir durum. Bu bir süreç, bitecek sonra başka bir şey başlayacak. Platon da doxa teorisinde böyle bir şeyden bahseder. Felsefeyle ilgileniyorsak, filozof olacaksak önce sahip olduğumuz her şeyden kurtulmam gerek. Sıfırlanacağız. O yüzden bu yeni bir dil kurmadan önceki aşama aslında. Teorik olarak da pratik olarak da benim içinde olduğum durum, yeni bir dil kurmadan önceki safha. Sonra kurmaya başlayacağım. Şu an üstümdeki yükten kurtulmaya çalışıyorum. Bu ne zaman olur, bilmiyorum. Bu içsel bir tecrübe. 5 film, 10 film, anlayamam, yapamadan ölürüm belki, bilemiyorum. Üretmeye devam. Üretmek benim için ayna demek. Yazıp çektiğim şeyi seyrettiğimde kendi durumumu görüyorum. Sadece bununla ilgileniyorum. Seyirci sevdi mi sevmedi mi, ben bununla ilgilenmiyorum. O seyircinin problemi.

Utku Ögetürk: Son dönemde çektiğiniz filmler arasında hâlâ vizyona girmeyenler var. Tekelleşme sebebiyle oluşan dağıtım sorunuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Onur Ünlü: Burada şöyle bir şey var, son iki film benim değil zaten. Kırık Kalpler Bankası yapımcı olarak benim değil, Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok da değil. Dolayısıyla filmlerin akıbetlerine o parayı harcayanlar karar veriyor. Ona ben bir şey diyemiyorum. Festival gibi durumlarla tabii ben ilgileniyorum ama filmlerin ticari hayatları yapımcıya bağlı. Put Şeylere’yi İstanbul Film Festivali alırsa orada açacağız. Manyak adlı film de 23 Mart’ta girecek. Zaten bu iki film de benim filmim.

IMG_6038

Utku Ögetürk: Peki vizyona girerken herhangi bir sorun yaşıyor musunuz? Salon bulmakta zorlanıyor musunuz?

Onur Ünlü: Benim oyuncularım arasında popüler oyuncular da oluyor. Aynı oyuncu kadrosuyla film çeksem 300 salon alabilecekken şimdi 35-40 salon alabileceğim. Böyle bir durum var tabii.

Utku Ögetürk: Burada başka bir problem de var o zaman.

Onur Ünlü: Filmin kendisi problem. Adı Put Şeylere olan filme kim gider, filmi kim alır?

Utku Ögetürk: Bu filmi 300 salonda da göstersek gidecek insan sayısı aynı mı kalır?

Onur Ünlü: Hayır, sayı tabii ki oynar. Matematik diye bir şey var. Daha fazla insan gider. Mesela İtirazım Var filmi bence çok satardı. 17 bin ile açtık, 140 bin ile gitti. İlk hafta sonu 9 katına çıktı. Bu aşırı yüksek bir sayı. Çok gişe yapan filmlerde görülen bir orandır. Rakam olarak az ama oransal olarak çok yüksek.

Utku Ögetürk: Sorularımızın sonuna geldik. Dudullu Postası’nın yeni bölümlerini de heyecanla bekliyoruz, yolu açık olsun. Çok keyifli bir röportajdı, teşekkür ederiz.

Onur Ünlü: Ben teşekkür ederim.

Hatırlatalım, Dudullu Postası’nın ilk iki bölümü BluTV’de yayınlandı, şuradan izleyebilirsiniz. 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi