2011 yılında Nicolas Winding Refn ve Ryan Gosling, muhteşem bir işbirliğiyle Drive (Sürücü) gibi harikulade bir yapım ortaya koymuştu. O yıl Cannes’dan en iyi yönetmen ödülüyle dönen filmin ardından ikilinin yakın zamanda yeniden birleşmesi beklenilen bir şeydi ki Only God Forgives’in (Sadece Tanrı Affeder) haberi gelmişti. Drive, ya çok sevilecek ya da tamamen nefret edilecek bir filmdi. Drive’dan beri henüz hiçbir filmden o denli etkilenemeyen ben, 2 yıldır sabırsızlıkla bu filmi beklerken uğradığım hayal kırıklığını kelimelere dökmekte gerçekten zorlanacağım.

İşlediği bir cinayet sebebiyle annesinin Bangkok’a sürdüğü Julian (Ryan Gosling) kardeşi Billy (Tom Burke) ile uyuşturucu ticaretine paravan olarak bir boks kulübü işletmektedir. Tam bir baş belası olan Billy, 14 yaşındaki bir kıza tecavüz eder ve canice öldürür. Bu olayın hemen ardından Billy de öldürülür. Geriye ise tek bir şey kalır: Billy’nin intikamını almak.

Julian ve Billy’nin annesi Crystal, büyük oğlunun cesedini görmek için Bangkok’a gelir ve Julian’ı Billy’nin intikamını alması için kendi içinde zorlu bir yarışa sokar. Billy için “hak ettiğini buldu” şeklinde bir düşünceye sahip olan Julian ise annesinin zoruyla kardeşinin intikamının peşinden koşmaya başlar. Her zaman Billy’i kayıran Crystal’ın, büyük oğluyla arasında garip bir ilişki olması da birçok problemin köküdür aslında…

ONLY-GOD-FORGIVES-Film-Lovers

Drive’da izlediğimiz, adeta bir hayvanmış gibi güdüleriyle hareket eden, ama bir yandan da zararsız olan anti kahraman Driver gibi sessiz sedasız bir karakter olsa da Julian biraz daha farklı. Winding Refn yine etkiyi başka şekilde yakalamaya çalışıp neredeyse ilk yirmi dakika Julian’ı hiç konuşturmuyor. Gosling de karakterini pekiştirmek için 90 dakika boyunca sıfır mimik ile olayları yoluna koymaya çalışıyor. Daha da içine kapanık, zarar vermekten daha çok korkan, sevmek ve sevilmek daha az umurunda bir adam Julian illa Driver ile kıyaslamak gerekirse… Ayrıca burada hikayesini, geçmişini, sorunlu olmasının sebebini ve davranışlarının nedenini bildiğimiz bir adam duruyor karşımızda. Kısacası sessiz, sakin ve mimiksiz olması onu gizemli kılmaya yetmiyor.

Her ne kadar Gosling, yine olağanüstü bir istikrarla 90 dakika boyunca yaşayan ölü gibi dolaşarak bir nebze etkilemeyi başarmış olsa da filmin yıldız oyuncusu kesinlikle Kristin Scott Thomas. Biz onu muhteşem bir Fransızcaya sahip olan elegan bir İngiliz asilzadesi olarak tanırken burada karşımıza basit, bayağı, acımasız, hain; kısacası şeytan gibi bir diktatör olarak çıkıyor. Scott Thomas’ı Crystal karakterini “giymiş” olarak seyrederken – her ne kadar daha önce böyle bir karakteri canlandırmamış olsa da – bu rol için yaratılmış diyorsunuz. Böyle bir kadının Crystal gibi bir karakterin altından bu kadar iyi kalkabilmesi şaşırtıcı şekilde başarılıydı. Scott Thomas’ın bu denli kendini aşmasının filmdeki en iyi şey olduğu su götürmez bir gerçek.

Only-God-Forgives-Ryan-Gosling-Vithaya-Pansringarm-Film-Lovers

Bu film benim için iki muhteşem sahneden oluşuyor. Bunlardan ilki, Chang ile Julian’ın dövüşme sahnesi. Drive’dan da hatırlayacağınız olağanüstü soundtrack’lerden sorumlu müzisyen Cliff Martinez’in imzasını ve Gosling’in meşhur repliğini taşıyan “Wanna Fight?” isimli eseri eşliğinde Julian’ın afişteki hale getirildiği sahne… Drive – asansör ile şüphesiz yarışabilecek olan bu dövüş sahnesinde birkaç yumruk ve tekme gurur, onur, sevgi, nefret, doğru, yanlış gibi kavramları açıklıyor aslında.

İkinci sahne ise Mai, Crystal ve Julian’ın yemek yediği sahne…

“Eğer sen ölmüş olsaydın, ağabeyin katilinin kellesini bana tepside getirirdi!”

Bu iki sahne dışında filmin sıkıntıları gerçekten yazmakla bitecek gibi değil… Winding Refn’in görsel açıdan Drive’dan çok daha üstün, fakat anlatım açısından çok daha kasıntı bir film ortaya koymaya çalışması baştan itibaren itiyor bir kere. Filmin asıl unsurları olan dövüş ve şiddeti süsleyerek gümüş tepside sunma çabasından bahsetmeyeceğim bile! Tam anlamıyla stil sahibi sahneler, olağanüstü keskin görüntüler, baştan çıkarıcı sekanslar, müthiş derecede başarılı görüntü ve sanat yönetimi filmi yalnızca vasatın üzerine çıkarmaya yetiyor. Karanlıktan aydınlığa, renkliden renksize, şıktan rüküşe aniden geçen bu “kırmızı” sahneler Only God Forgives’i Drive’ın yakınına bile getiremiyor.

Winding Refn, Bangkok’ta oyuncu seçmenin müthiş zor olduğunu, seçmelere katılanların oyunculuğu ek iş olarak yaptığını vurgulamıştı. Çok şanslı olmalı ki Vithaya Pansringarm’ı bulabilmiş… Pansringarm’ın karakteri Chang’i bir nevi Bangkoklu Dexter olarak sayabiliriz. Kötüleri canice yeryüzünden silen bu polis küçük de bir kız babası ayrıca… Her an sırtından çıkaracağı kılıcından ürkseniz de bir yerde yine yakalayabiliyor sizi.

only-god-forgives-Film-Lovers

Filmi takip etmeyi nasıl daha da zorlaştırırım?

Hali hazırda popüler sinema seyircisinden öte, Refn’in çizgisini yakalayabilenler için bile takip etmesi zor olan Only God Forgives kasıntının da ötesinde. Takip etmek ve anlamak son dakikalara kadar kesinlikle mümkün değil. Sanki bunun için apayrı bir uğraş gösterilmiş ve belki de bu kadar düşük bütçeli bir filmin vizyona girmesinin bu denli uzun sürmesinin sebebi de bu gibi… Filmdeki bazı gereksiz ani çıkışlar ve aşırı abartılı sahneler, kamera her zaman doğru yerde doğru noktayı çekiyor olsa da hali hazırda durgun ve duygusuz olan senaryodaki eksikleri gidermeye yetmiyor.

Nicolas Winding Refn’in Drive’dan da önce çekmeyi planladığı Only God Forgives, bazı sebeplerden dolayı ertelenmiş. Fakat Refn bu filmin hiçbir zaman peşini bırakmadığını söylüyor. Keza büyük şirketlerden gelen önemli birçok teklifi Only God Forgives uğruna reddeden Refn, bu filmi için, ona bir filmde ne görmek istiyorsa onu gösterdiğini söylüyor. Bana ise Drive gibi kült sayılabilecek bir filmden sonra adeta karşıma geçip kollarını birbirine kavuşturmuş, “bir şeyler eksik!” diyor.

Umarım Tanrı, yaptığı bu hatadan dolayı Nicolas Winding Refn’i affeder.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi