Akira Kurosawa 1949 yılında yazıp yönettiği Stray Dog filminde tecrübeli ve çaylak iki dedektifin ortaklığını anlattığında, büyük ihtimalle yeni bir türün kapılarını açtığının farkında değildi. Gerçi uyumsuz iki ortağın maceralarının anlatıldığı film konsepti Hollywood’a 1960’ların sonunda girmesine karşın patlaması, 1982’de çekilen 48 Saat filmiyle olmuştu. Sonrasında ise tecrübeli-çaylak, siyahi-beyaz, sert-komik zıtlığından faydalanan iyi kötü onlarca polisiye ile karşılaştık.

2001 yılında Peter M. Lenkov tarafından yaratılan çizgi roman R.I.P.D.’den uyarlanan “Ölümsüz Polisler” de zıt karakterler komedisini merkezine alıyor. Polis kahramanımız Nick, bir çatışma esnasında hayatını kaybediyor ama ölümden sonra gittiği dünyada mesleğine devam etmek zorunda bırakılıyor. Her dönemden kanun adamlarının çalıştığı bu polis departmanında eski bir silahşör olan patavatsız Roy ile kurduğu ortaklıkla dünyadaki düzeni bozmaya çalışan ruhları avlarken kendi ölümünü aydınlatmaya çalışıyor.

RIPD-Filmloverss

“Ölümsüz Polisler”; polisiye, western, fantastik, aksiyon ve komedi gibi birçok türü bir araya getirmekle kalmıyor karakter zıtlıklarını bile birden fazla karşıtlıktan oluşturuyor. Nick günümüzde yaşamış olan bir polisken Roy yüz yıl önce yaşamış olan bir kanun adamı. Bu nedenle ikilimiz arasında zaman, tecrübe, olaylara bakış ve sorunları çözme konularında adeta uçurumlar var. Filmin komedi katsayısını yükselten bu unsur bir yandan pek de değerlendirilmemiş. Özellikle filmin temposu nedeniyle Nick’in ahirete gidişi ve kendisini olayların içinde bulma süreci çok hızlı işleniyor. Coen Kardeşler’in İz Peşinde (True Grit) filminde başarıyla canlandırdığı Rooster karakterine benzer bir tiplemeyi oynayan Jeff Bridges, bir şekilde işin altından kalkıyor ama Ryan Reynolds, karakterin duygusal yönünü öne çıkartmak dışında Bridges ile baş edemiyor.

2416_FPT2_00356R kopya

Türlerin bir araya getirilmesi ise değişik bir atmosfer yaratmakla birlikte fazlasıyla esin kaynaklarını hatırlatıyor. İlk bakışta filmin yönetmeninin Red, Zaman Yolcusunun Karısı, Uçuş Planı gibi filmlerin yönetmeni Robert Schwentke olması ilk bakışta iyi bir seçim. Aksiyon-dramlardan aksiyon-komedilere geçiş yapan Schwentke, burada da eğlenceli anlar yaşatan bir yapım ortaya çıkarmayı başarıyor. Fakat fantastik anlatısını fazlasıyla Hayalet Avcıları ile Men in Black’e dayandıran film, kovboyunu da İz Peşinde’nin başrolünden bulunca “ben bu filmi izlemiştim” hissi uyandırıyor. Ortaya farklı konseptlerden faydalanıp anlatımda kolaya kaçan, gizemden yoksun bir hikaye çıkıyor. Özellikle şehrin altını üstüne getiren polislerimize ve yaratıklarımıza karşı halkın tepkisizliği, inandırıcılık sorunu yaratıyor. Buna karşın durmak bilmeyen aksiyonuyla bir ölçüde hedef kitlesini yakalıyor. 90 dakikalık makul süresiyle “izle, eğlen ve unut” amacıyla sinemaya gidecek olanlara eğlenceli dakikalar vaat ediyor.

Yazı bitirip sonbahara adım attığımız bu günlerde “Ölümsüz Polisler”in sinemamızdaki yaz mahmurluğunun esintilerini taşıdığını söylemek mümkün. Karşımızdaki film ne “ortak” filmlerinin ne de çizgi roman uyarlamalarının ilk ya da son örneği. Uzun vadede iki türün içerisinde de kalıcı olamayacağı kesin gibi görünüyor.

Akira Kurosawa 1949 yılında yazıp yönettiği Stray Dog filminde tecrübeli ve çaylak iki dedektifin ortaklığını anlattığında, büyük ihtimalle yeni bir türün kapılarını açtığının farkında değildi. Gerçi uyumsuz iki ortağın maceralarının anlatıldığı film konsepti Hollywood’a 1960’ların sonunda girmesine karşın patlaması, 1982’de çekilen 48 Saat filmiyle olmuştu. Sonrasında ise tecrübeli-çaylak, siyahi-beyaz, sert-komik zıtlığından faydalanan iyi kötü onlarca polisiye ile karşılaştık. 2001 yılında Peter M. Lenkov tarafından yaratılan çizgi roman R.I.P.D.’den uyarlanan “Ölümsüz Polisler” de zıt karakterler komedisini merkezine alıyor. Polis kahramanımız Nick, bir çatışma esnasında hayatını kaybediyor ama ölümden sonra gittiği dünyada mesleğine devam etmek zorunda bırakılıyor. Her dönemden kanun adamlarının çalıştığı bu polis departmanında eski bir silahşör olan patavatsız Roy ile kurduğu ortaklıkla dünyadaki düzeni bozmaya çalışan ruhları avlarken kendi ölümünü aydınlatmaya çalışıyor. “Ölümsüz Polisler”; polisiye, western, fantastik, aksiyon ve komedi gibi birçok türü bir araya getirmekle kalmıyor karakter zıtlıklarını bile birden fazla karşıtlıktan oluşturuyor. Nick günümüzde yaşamış olan bir polisken Roy yüz yıl önce yaşamış olan bir kanun adamı. Bu nedenle ikilimiz arasında zaman, tecrübe, olaylara bakış ve sorunları çözme konularında adeta uçurumlar var. Filmin komedi katsayısını yükselten bu unsur bir yandan pek de değerlendirilmemiş. Özellikle filmin temposu nedeniyle Nick’in ahirete gidişi ve kendisini olayların içinde bulma süreci çok hızlı işleniyor. Coen Kardeşler’in İz Peşinde (True Grit) filminde başarıyla canlandırdığı Rooster karakterine benzer bir tiplemeyi oynayan Jeff Bridges, bir şekilde işin altından kalkıyor ama Ryan Reynolds, karakterin duygusal yönünü öne çıkartmak dışında Bridges ile baş edemiyor. Türlerin bir araya getirilmesi ise değişik bir atmosfer yaratmakla birlikte fazlasıyla esin kaynaklarını hatırlatıyor. İlk bakışta filmin yönetmeninin Red, Zaman Yolcusunun Karısı, Uçuş Planı gibi filmlerin yönetmeni Robert Schwentke olması ilk bakışta iyi bir seçim. Aksiyon-dramlardan aksiyon-komedilere geçiş yapan Schwentke, burada da eğlenceli anlar yaşatan bir yapım ortaya çıkarmayı başarıyor. Fakat fantastik anlatısını fazlasıyla Hayalet Avcıları ile Men in Black’e dayandıran film, kovboyunu da İz Peşinde’nin başrolünden bulunca “ben bu filmi izlemiştim” hissi uyandırıyor. Ortaya farklı konseptlerden faydalanıp anlatımda kolaya kaçan, gizemden yoksun bir hikaye çıkıyor. Özellikle şehrin altını üstüne getiren polislerimize ve yaratıklarımıza karşı halkın tepkisizliği, inandırıcılık sorunu yaratıyor. Buna karşın durmak bilmeyen aksiyonuyla bir ölçüde hedef kitlesini yakalıyor. 90 dakikalık makul süresiyle “izle, eğlen ve unut” amacıyla sinemaya gidecek olanlara eğlenceli dakikalar vaat ediyor. Yazı bitirip sonbahara adım attığımız bu günlerde “Ölümsüz Polisler”in sinemamızdaki yaz mahmurluğunun esintilerini taşıdığını söylemek mümkün. Karşımızdaki film ne “ortak” filmlerinin ne de çizgi roman uyarlamalarının ilk ya da son örneği. Uzun vadede iki türün içerisinde de kalıcı olamayacağı kesin gibi görünüyor.

Yazar Puanı

Puan - 40%

40%

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
40
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi