2008 yılında yazıp yönetmiş olduğu Frytelig Iykkelig filmiyle tanınan Henrik Ruben Genz, tür sineması adına yapmış olduğu denemelere aksiyon-suç-gerilim tarzında bir film daha ekliyor.

Kate Hudson ve James Franco gibi popüler kültüre mal olmuş isimlerle çalışmayı tercih eden yönetmen, Hudson’ın güzelliğiyle ön plana çıkan sıradan oyunculuğuna ekleme yapamadığı gibi; Franco’nun 127 Hours filmindeki nefis performansını da arattırıyor.

Marcus Sakev’in aynı adlı romanından uyarlanan hikâyede, alt katlarında oturan kiracıyı ölü bulduktan sonra adamın parasını borçlarını kapamak için kullanan Tom ve Anna’nın uyuşturucu tacirleri ve mafya babalarıyla başlarının derde girmesi anlatılıyor. Aslında olay örgüsünde birbiriyle ilişkilendirilmeye çalışılan üç hikâye var. Uyuşturucu ticareti yapan ve birbirlerine düşman olan iki mafya babası; uyuşturucudan kızını kaybeden, kariyerinde oldukça başarılı orta yaşlı bir dedektif ve maddi sıkıntılardan dolayı oldukça çaresiz sıradan bir çiftin hikâyelerinden kaçınılmaz olarak zorlama bir senaryo ortaya çıkıyor.

Good People, sinema adına hiçbir yenilik getiremese de “kara para” yaklaşımları ve kara para aklamaya uydurduğu kılıf ile dikkate değer bir diyalog sarmalı oluşturabiliyor. Uyuşturucu çetelerinin rüşvetçi kolluk kuvvetleriyle işbirliği yaptığında neler olabileceği konusuna da değinmeden geçmiyor. Ama ne yazık ki şehrin karanlık yanını vurgulayan hatta öyküye bir anlam katabilen iyi bir sinematografi bile klişeleşmiş Hollywoodvari göndermelere katlanmak için yeterli olamıyor. Hikâye, klasik “iyi polis-kötü polis” olgularını o kadar gözümüze sokuyor ki sonuç olarak suç işlemiş çiftimizin dedektif Halden’la yaptığı anlaşmanın ahlak, etik ve kanunen içi bir türlü doldurulamıyor.

Finale doğru, iyi seçilmiş bir mekânda gerçekleştirilen hesaplaşma sahnesi doğru kamera açıları ve hareketleriyle planlanabilmiş olsaydı şuan bu filmin eksilerinden çok artılarından söz ediyor olabilirdik. Hitchcock, Tarantino gibi nice yönetmen yetiştirmiş, suç-gerilim adına çok iyi örnekler verebilmiş Hollywood Sineması’nın gelmiş olduğu noktaya üzülmemek elde değil. Yan karakterlerin, figüranların adeta dokuz canlı olması, tam öldü zannederken bir yerden fırlıyor olmaları gibi ucuz aksiyona bel bağlamış bir yönetmenden dinamizm beklemek doğru olmazdı. Neyse ki finale doğru beklentim oldukça düştü. Diğer türlerde bu kadar göze batmayacak hatta kimi seyircisine tebessüm ettirebilecek kadar “sevimli” bir final ancak bir suç gerilime bu kadar absürt dururdu…

“Kötü şeyler iyi insanların başına gelir.” düz mantığıyla yola çıkan film ne yazık ki vasattan öteye gidemiyor.

2008 yılında yazıp yönetmiş olduğu Frytelig Iykkelig filmiyle tanınan Henrik Ruben Genz, tür sineması adına yapmış olduğu denemelere aksiyon-suç-gerilim tarzında bir film daha ekliyor. Kate Hudson ve James Franco gibi popüler kültüre mal olmuş isimlerle çalışmayı tercih eden yönetmen, Hudson’ın güzelliğiyle ön plana çıkan sıradan oyunculuğuna ekleme yapamadığı gibi; Franco’nun 127 Hours filmindeki nefis performansını da arattırıyor. Marcus Sakev’in aynı adlı romanından uyarlanan hikâyede, alt katlarında oturan kiracıyı ölü bulduktan sonra adamın parasını borçlarını kapamak için kullanan Tom ve Anna’nın uyuşturucu tacirleri ve mafya babalarıyla başlarının derde girmesi anlatılıyor. Aslında olay örgüsünde birbiriyle ilişkilendirilmeye çalışılan üç hikâye var. Uyuşturucu ticareti yapan ve birbirlerine düşman olan iki mafya babası; uyuşturucudan kızını kaybeden, kariyerinde oldukça başarılı orta yaşlı bir dedektif ve maddi sıkıntılardan dolayı oldukça çaresiz sıradan bir çiftin hikâyelerinden kaçınılmaz olarak zorlama bir senaryo ortaya çıkıyor. Good People, sinema adına hiçbir yenilik getiremese de “kara para” yaklaşımları ve kara para aklamaya uydurduğu kılıf ile dikkate değer bir diyalog sarmalı oluşturabiliyor. Uyuşturucu çetelerinin rüşvetçi kolluk kuvvetleriyle işbirliği yaptığında neler olabileceği konusuna da değinmeden geçmiyor. Ama ne yazık ki şehrin karanlık yanını vurgulayan hatta öyküye bir anlam katabilen iyi bir sinematografi bile klişeleşmiş Hollywoodvari göndermelere katlanmak için yeterli olamıyor. Hikâye, klasik “iyi polis-kötü polis” olgularını o kadar gözümüze sokuyor ki sonuç olarak suç işlemiş çiftimizin dedektif Halden’la yaptığı anlaşmanın ahlak, etik ve kanunen içi bir türlü doldurulamıyor. Finale doğru, iyi seçilmiş bir mekânda gerçekleştirilen hesaplaşma sahnesi doğru kamera açıları ve hareketleriyle planlanabilmiş olsaydı şuan bu filmin eksilerinden çok artılarından söz ediyor olabilirdik. Hitchcock, Tarantino gibi nice yönetmen yetiştirmiş, suç-gerilim adına çok iyi örnekler verebilmiş Hollywood Sineması’nın gelmiş olduğu noktaya üzülmemek elde değil. Yan karakterlerin, figüranların adeta dokuz canlı olması, tam öldü zannederken bir yerden fırlıyor olmaları gibi ucuz aksiyona bel bağlamış bir yönetmenden dinamizm beklemek doğru olmazdı. Neyse ki finale doğru beklentim oldukça düştü. Diğer türlerde bu kadar göze batmayacak hatta kimi seyircisine tebessüm ettirebilecek kadar “sevimli” bir final ancak bir suç gerilime bu kadar absürt dururdu… “Kötü şeyler iyi insanların başına gelir.” düz mantığıyla yola çıkan film ne yazık ki vasattan öteye gidemiyor.

Yazar Puanı

puan - 40%

40%

Puan

“Kötü şeyler iyi insanların başına gelir.” düz mantığıyla yola çıkan film ne yazık ki vasattan öteye gidemiyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
40
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi