Genel olarak korku-gerilim türünde filmler üreten Mike Flanagan, bu kez Ölüm Alfabesi: Kötülüğün Başlangıcı filminin senaristliğini ve yönetmenliğini üstleniyor. Filmin senaryosunda Mike Flanagan’a ek olarak Jeff Howard ismini de görüyoruz. Serinin ilk filmi Ölüm Alfabesi’nin yönetmeni olan Stiles White’ın değişmesi, hiç şüphesiz filmin dokusuna da işlemiş. İki filmin ortak paydada buluştuğu birçok nokta olmasına rağmen iki farklı yönetmenin elinden çıkmış olması, iki farklı sinema dili ile izleyicinin beklediğini bulabilmesini engelliyor.

İlk filmin prequel’i yani bir ön bölümü niteliği taşıyan Ölüm Alfabesi: Kötülüğün Başlangıcı, adından da anlaşıldığı üzere izleyicisini, her şeyin başladığı ana tanıklık etmeye çağırıyor. 1967 yılında geçtiği belirtilen film, jeneriğinden kapanışına 70’lerin tarzına göz kırpıyor. Kostümlerden makyaja dönemini başarılı bir şekilde yansıtan film, kullanılan filtreler ve post prodüksiyonda uygulanan efektler sayesinde 70’lerin ruhunu yakalamayı başarıyor. Filme uzaktan bakıldığında başarılı bir korku merkezli dönem filmi olduğu yorumu yapılabilse de filmin içine girildikçe korku unsurlarının bazen komik kaçmaya varacak düzeyde başarısız bir şekilde kullanılması seyir zevkini oldukça düşürüyor.

Ölüm Alfabesi: Kötülüğün Başlangıcı – Asla Yalnız Oynama!

Ruhlarla iletişim kurduğunu iddia eden Alice (Elizabeth Reaser), iki kızı Doris (Lulu Wilson) ve Lina (Annalise Basso) ile evlerinde bir düzenek kurmuşlardır. Bu düzenek sayesinde mumları söndürebilen ve bir ruhun varlığını hissettirebilen Alice ve kızları bu iş üzerinden para kazanmaktadırlar ve başvurdukları sahtekarlık durumunu ise insanları mutlu ediyor olmanın verdiği gönül rahatlığıyla halı altına süpürürler. Ancak eve bir ouija yani bir cadı tahtası alınmasının ardından kurulan tezgah gerçeğe dönüşür ve Alice’in küçük kızı Doris’i esir alır. Ouija’nın filmde sık sık tekrarlanan, ürpertici kuralları vardır: Asla yalnız oynama, mezarlıkta oynama ve her zaman hoşça kal de… Doris için ise yeni arkadaşıyla ve babasıyla iletişim kurabilmenin tek yolu olan tahta aynı zamanda ona merceğinden doğaüstü varlıkları da görme imkanı tanır. Git gide kontrolden çıkan Doris, evde büyük bir vahşete sebep olur.

Filmin öne çıkan özelliklerinden biri kesinlikle Doris karakterini canlandıran çocuk oyuncu Lulu Wilson’ın başarılı performansı. Diğer karakterlerin yanında oyunculuğuyla devleşen Lulu Wilson, ürkütücü bakışlarıyla filmin belki de tek elle tutulur noktası. Alice’in annelik içgüdüleriyle her karaktere çevirdiği duygulu bakışları, filmin yükselen bölümlerinde can sıkıcı olsa da, Ölüm Alfabesi: Kötülüğün Başlangıcı, sevgi her kötülüğü iyileştirir klişesine kapılmaya oldukça müsaitken, bu hatadan çabuk dönülmüş gibi görünüyor.

İlk filmden aşina olduğumuz ağzı dikili bebek ve karakterin geriye dönük cevabını serinin bu bölümünde alıyoruz. Ölüm Alfabesi: Kötülüğün Başlangıcı, “Hi friend” temasını, ağzı dikili oyuncak bebeği ve Mikey’nin asılı olduğu yer ile serinin ilk filmine göndermelerde bulunuyor. Yine de tüm bunlar yetersiz kalıyor ve kötü ruh tasviri korkutuculuktan oldukça uzak. Film boyunca izleyiciyi gerecek birkaç nokta ise yalnızca Doris’in ani çıkışları olacak.

Genel olarak korku-gerilim türünde filmler üreten Mike Flanagan, bu kez Ölüm Alfabesi: Kötülüğün Başlangıcı filminin senaristliğini ve yönetmenliğini üstleniyor. Filmin senaryosunda Mike Flanagan’a ek olarak Jeff Howard ismini de görüyoruz. Serinin ilk filmi Ölüm Alfabesi’nin yönetmeni olan Stiles White’ın değişmesi, hiç şüphesiz filmin dokusuna da işlemiş. İki filmin ortak paydada buluştuğu birçok nokta olmasına rağmen iki farklı yönetmenin elinden çıkmış olması, iki farklı sinema dili ile izleyicinin beklediğini bulabilmesini engelliyor. İlk filmin prequel’i yani bir ön bölümü niteliği taşıyan Ölüm Alfabesi: Kötülüğün Başlangıcı, adından da anlaşıldığı üzere izleyicisini, her şeyin başladığı ana tanıklık etmeye çağırıyor. 1967 yılında geçtiği belirtilen film, jeneriğinden kapanışına 70’lerin tarzına göz kırpıyor. Kostümlerden makyaja dönemini başarılı bir şekilde yansıtan film, kullanılan filtreler ve post prodüksiyonda uygulanan efektler sayesinde 70’lerin ruhunu yakalamayı başarıyor. Filme uzaktan bakıldığında başarılı bir korku merkezli dönem filmi olduğu yorumu yapılabilse de filmin içine girildikçe korku unsurlarının bazen komik kaçmaya varacak düzeyde başarısız bir şekilde kullanılması seyir zevkini oldukça düşürüyor. Ölüm Alfabesi: Kötülüğün Başlangıcı - Asla Yalnız Oynama! Ruhlarla iletişim kurduğunu iddia eden Alice (Elizabeth Reaser), iki kızı Doris (Lulu Wilson) ve Lina (Annalise Basso) ile evlerinde bir düzenek kurmuşlardır. Bu düzenek sayesinde mumları söndürebilen ve bir ruhun varlığını hissettirebilen Alice ve kızları bu iş üzerinden para kazanmaktadırlar ve başvurdukları sahtekarlık durumunu ise insanları mutlu ediyor olmanın verdiği gönül rahatlığıyla halı altına süpürürler. Ancak eve bir ouija yani bir cadı tahtası alınmasının ardından kurulan tezgah gerçeğe dönüşür ve Alice’in küçük kızı Doris’i esir alır. Ouija’nın filmde sık sık tekrarlanan, ürpertici kuralları vardır: Asla yalnız oynama, mezarlıkta oynama ve her zaman hoşça kal de… Doris için ise yeni arkadaşıyla ve babasıyla iletişim kurabilmenin tek yolu olan tahta aynı zamanda ona merceğinden doğaüstü varlıkları da görme imkanı tanır. Git gide kontrolden çıkan Doris, evde büyük bir vahşete sebep olur. Filmin öne çıkan özelliklerinden biri kesinlikle Doris karakterini canlandıran çocuk oyuncu Lulu Wilson’ın başarılı performansı. Diğer karakterlerin yanında oyunculuğuyla devleşen Lulu Wilson, ürkütücü bakışlarıyla filmin belki de tek elle tutulur noktası. Alice’in annelik içgüdüleriyle her karaktere çevirdiği duygulu bakışları, filmin yükselen bölümlerinde can sıkıcı olsa da, Ölüm Alfabesi: Kötülüğün Başlangıcı, sevgi her kötülüğü iyileştirir klişesine kapılmaya oldukça müsaitken, bu hatadan çabuk dönülmüş gibi görünüyor. İlk filmden aşina olduğumuz ağzı dikili bebek ve karakterin geriye dönük cevabını serinin bu bölümünde alıyoruz. Ölüm Alfabesi: Kötülüğün Başlangıcı, “Hi friend” temasını, ağzı dikili oyuncak bebeği ve Mikey’nin asılı olduğu yer ile serinin ilk filmine göndermelerde bulunuyor. Yine de tüm bunlar yetersiz kalıyor ve kötü ruh tasviri korkutuculuktan oldukça uzak. Film boyunca izleyiciyi gerecek birkaç nokta ise yalnızca Doris’in ani çıkışları olacak.

Yazar Puanı

Puan - 47%

47%

Filme uzaktan bakıldığında başarılı bir korku merkezli dönem filmi olduğu yorumu yapılabilse de filmin içine girildikçe korku unsurlarının bazen komik kaçmaya varacak düzeyde başarısız bir şekilde kullanılması seyir zevkini oldukça düşürüyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
47
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi