Netflix, televizyon dünyasının altın çağına damgasını vurmaya devam ederken, sinema dünyasının da kurallarını değiştirmeye başlamasıyla bir süredir bazı tartışmaların odak noktasında olmayı sürdürüyor. Geçen ay 70. Cannes Film Festivali’nin ana yarışmasında Netflix yapımı iki filmin, Okja ve The Meyerowitz Stories’in bulunması festival başkanı Pedro Almodovar’ın açıklamalarıyla beraber epey yankı uyandırmıştı. Yarışmadaki Netflix yapımı filmlere ödül vermeyi düşünmediklerini dile getiren Almodovar, daha sonra tam olarak böyle bir şey söylemediğini, çeviri yanlışı olabileceğini ifade eden cümleler sarf etmişti. Festival yöneticilerinin 2018’den itibaren Fransa sinemalarında vizyona girmeyen hiçbir filmin yarışmaya katılımına izin vermeyeceğini açıklamasıyla da bir nevi Netflix’e savaş ilan edilmiş oldu. Okja’nın Cannes gösterimi esnasında film başlarken Netflix logosu çıktığında salondaki izleyicilerin bir kısmının yuhalama eyleminde bulunması ise yangının üzerine körükle gitmekten başka bir şey değildi. Zira Okja, bir Netflix filmini yuhalamak değil, her şeyden önce bir Joon-ho Bong filmini yuhalamak demekti ve bu hiç adil değildi. Chan wook-Park ve Kim ki-Duk ile beraber Güney Kore sinemasının en önemli üç yönetmeninden biri olan Joon-ho Bong, 50 milyon dolar bütçeyle Netflix için kotardığı yeni filmi Okja’da kendi sinemasının kodlarını kullanmayı sürdürüyor. Çarpıcı bir fikri hiciv dolu mizansenlerle destekleyen Joon ho-Bong’un bu yaklaşımı özellikle yaratık filmlerinin klasik anlayışını yapıbozumuna uğratan The Host (2006) ile zirveye çıkmıştı. Yalnız The Host’taki dramatik yapı ile hicvin dengeli bileşimine Okja’da rastlamak mümkün değil, zira filmin son 20 dakikasına kadar adeta bir komedi filmiyle karşı karşıyayız. Küçük kız Mija ve Mirando Corporation tarafından üretilen "süper domuz” Okja arasındaki dostluk neredeyse Spielberg’in E.T.’si kadar masumane nüanslar barındırıyor. Dolayısıyla Mirando Corporation’un Okja’yı ona yıllarca bakan Mija’nın ellerinden almasıyla birlikte dramatik yapının zirve yapmasını bekliyoruz fakat ortaya Türk filmlerindeki mahalle komedisi tarzı müziklerin cirit attığı bir ortamda eğlenceli kovalamacalar izlemeye maruz kalıyoruz. Öyle ki, filmin mizahla müziği harmanlama biçimi Türk komedilerinin girişinde kuşbakışı çekimlerle şehir görüntüleri akarken fondaki müziğe alkışla ritim tutan izleyici modundan farksız işleyince ister istemez afallatıyor. Küçük bir çocuk olan Mija’nın dağ evinden Seul sokaklarına, oradan New York’a kadar Terminator dayanıklılığında sürekli koşması sevimli gözükmesine rağmen kimi aksiyon sekanslarının inandırıcılığının yara almasına neden oluyor. İşin içine şirketin reklam yüzü Johnny Wilcox (Jake Gyllenhaal), kurucusu Lucy Mirando (Tilda Swinton) ve hayvan hakları aktivisitleri girdiğinde tek boyutlu, karikatürize karakterler zirve yapmaya başlıyor. Özellikle Gyllenhaal’ın daha önce hiç komedi görmemiş gibi davrandığı karakteri Wilcox’ta çığırından çıkmasıyla birlikte bu sahtelik çoğu zaman dayanılmaz bir hal alıyor. Swinton, hiç değilse Snowpiercer’dan ya da Wes Anderson filmlerinden bu tip abartı karakterlere aşina olduğu için Gyllenhaal kadar sırıtmıyor ama filmin şirket içi bölümlerindeki mizahının yüzeyselliği yer yer onun karakterini de sekteye uğratıyor. Okja: Netflix İçin Büyük, Joon-ho Bong İçin Küçük Bir Adım Okja, artılarına baktığımızda kapitalizme ve et endüstrisine karşı getirdiği eleştirilerle doğru mesajlar veriyor. Aile dostu bir bilimkurgu macerası çerçevesinde insan-hayvan dostluğunu, naifliğini ve doğayı kutsayan bir görüntü çizen Joon-ho Bong, fast food endüstrisini, mezbahaları ve hayvana karşı şiddeti bazen hiciv yoluyla bazen kabus gibi bir gerçeklik hissiyatıyla akılda kalıcı sekanslarla eleştiriyor. Okja, vejetaryen / vegan dostu bir film olmakla birlikte izleyiciye Okja’nın masumiyeti üzerinden gülümsemeyi, çaresizliği üzerinden ağlamayı ve et tüketenlere bir sonraki sosisi,…

Yazar Puanı

puan - 64%

64%

Okja, kapitalizme ve et endüstrisine karşı eleştirileri, doğa ve hayvan dostu bir fantezi dünyası yaratması, CGI ve prodüksiyon özeni, duygusal açıdan her kitleye hitap etmesiyle önemli olmasına rağmen tek boyutlu karikatürize karakterlerinden, uyumsuz müzik kullanımından, komedi dozajının duygusunu bastırmasından ve politik tutumuyla çelişen finalinden yara alıyor.

Kullanıcı Puanları: 5.89 ( 3 votes)
64

Netflix, televizyon dünyasının altın çağına damgasını vurmaya devam ederken, sinema dünyasının da kurallarını değiştirmeye başlamasıyla bir süredir bazı tartışmaların odak noktasında olmayı sürdürüyor. Geçen ay 70. Cannes Film Festivali’nin ana yarışmasında Netflix yapımı iki filmin, Okja ve The Meyerowitz Stories’in bulunması festival başkanı Pedro Almodovar’ın açıklamalarıyla beraber epey yankı uyandırmıştı. Yarışmadaki Netflix yapımı filmlere ödül vermeyi düşünmediklerini dile getiren Almodovar, daha sonra tam olarak böyle bir şey söylemediğini, çeviri yanlışı olabileceğini ifade eden cümleler sarf etmişti. Festival yöneticilerinin 2018’den itibaren Fransa sinemalarında vizyona girmeyen hiçbir filmin yarışmaya katılımına izin vermeyeceğini açıklamasıyla da bir nevi Netflix’e savaş ilan edilmiş oldu. Okja’nın Cannes gösterimi esnasında film başlarken Netflix logosu çıktığında salondaki izleyicilerin bir kısmının yuhalama eyleminde bulunması ise yangının üzerine körükle gitmekten başka bir şey değildi. Zira Okja, bir Netflix filmini yuhalamak değil, her şeyden önce bir Joon-ho Bong filmini yuhalamak demekti ve bu hiç adil değildi.

Chan wook-Park ve Kim ki-Duk ile beraber Güney Kore sinemasının en önemli üç yönetmeninden biri olan Joon-ho Bong, 50 milyon dolar bütçeyle Netflix için kotardığı yeni filmi Okja’da kendi sinemasının kodlarını kullanmayı sürdürüyor. Çarpıcı bir fikri hiciv dolu mizansenlerle destekleyen Joon ho-Bong’un bu yaklaşımı özellikle yaratık filmlerinin klasik anlayışını yapıbozumuna uğratan The Host (2006) ile zirveye çıkmıştı. Yalnız The Host’taki dramatik yapı ile hicvin dengeli bileşimine Okja’da rastlamak mümkün değil, zira filmin son 20 dakikasına kadar adeta bir komedi filmiyle karşı karşıyayız. Küçük kız Mija ve Mirando Corporation tarafından üretilen “süper domuz” Okja arasındaki dostluk neredeyse Spielberg’in E.T.’si kadar masumane nüanslar barındırıyor. Dolayısıyla Mirando Corporation’un Okja’yı ona yıllarca bakan Mija’nın ellerinden almasıyla birlikte dramatik yapının zirve yapmasını bekliyoruz fakat ortaya Türk filmlerindeki mahalle komedisi tarzı müziklerin cirit attığı bir ortamda eğlenceli kovalamacalar izlemeye maruz kalıyoruz. Öyle ki, filmin mizahla müziği harmanlama biçimi Türk komedilerinin girişinde kuşbakışı çekimlerle şehir görüntüleri akarken fondaki müziğe alkışla ritim tutan izleyici modundan farksız işleyince ister istemez afallatıyor. Küçük bir çocuk olan Mija’nın dağ evinden Seul sokaklarına, oradan New York’a kadar Terminator dayanıklılığında sürekli koşması sevimli gözükmesine rağmen kimi aksiyon sekanslarının inandırıcılığının yara almasına neden oluyor. İşin içine şirketin reklam yüzü Johnny Wilcox (Jake Gyllenhaal), kurucusu Lucy Mirando (Tilda Swinton) ve hayvan hakları aktivisitleri girdiğinde tek boyutlu, karikatürize karakterler zirve yapmaya başlıyor. Özellikle Gyllenhaal’ın daha önce hiç komedi görmemiş gibi davrandığı karakteri Wilcox’ta çığırından çıkmasıyla birlikte bu sahtelik çoğu zaman dayanılmaz bir hal alıyor. Swinton, hiç değilse Snowpiercer’dan ya da Wes Anderson filmlerinden bu tip abartı karakterlere aşina olduğu için Gyllenhaal kadar sırıtmıyor ama filmin şirket içi bölümlerindeki mizahının yüzeyselliği yer yer onun karakterini de sekteye uğratıyor.

Okja: Netflix İçin Büyük, Joon-ho Bong İçin Küçük Bir Adım

Okja, artılarına baktığımızda kapitalizme ve et endüstrisine karşı getirdiği eleştirilerle doğru mesajlar veriyor. Aile dostu bir bilimkurgu macerası çerçevesinde insan-hayvan dostluğunu, naifliğini ve doğayı kutsayan bir görüntü çizen Joon-ho Bong, fast food endüstrisini, mezbahaları ve hayvana karşı şiddeti bazen hiciv yoluyla bazen kabus gibi bir gerçeklik hissiyatıyla akılda kalıcı sekanslarla eleştiriyor. Okja, vejetaryen / vegan dostu bir film olmakla birlikte izleyiciye Okja’nın masumiyeti üzerinden gülümsemeyi, çaresizliği üzerinden ağlamayı ve et tüketenlere bir sonraki sosisi, pastırmayı yerken kendilerini sorgulatmayı amaçlıyor, bunda da başarılı oluyor. Joon-ho Bong’un sinemasal dehası en zayıf filminde bile kendini gösterirken Darius Khondji’nin mükemmel sinematografi çalışmasından ve Okja’nın oldukça gerçekçi gözüken CGI tasarımından büyük destek alıyor. Hem hikaye anlatısı hem görsel dünya bakımından filmin her kesimden izleyiciye hitap etmesi de duygusal artılarından. Ayrıca Hollywood’un finanse ettiği, yıldız oyuncuların yer aldığı ve dili İngilizce olan yüksek bütçeli bir filmde başrolü Korece konuşan bir çocuğa vermek Netflix’in güzelliği olsa gerek. Buna rağmen filmin her ne kadar komedi ağırlıklı bir anlayışı benimsemesine rağmen oldukça eğreti ve yanlış duran müzik seçimleri başta olmak üzere tek boyutlu / karikatürize duran karakterleri, dozajı tutturulamayan mizah / dram dengesi ve o ana kadarki politik tutumuyla çelişen finali ciddi zararlar veriyor.

Öyle ya da böyle, Okja hedeflenen izleyici kitlesini fazlasıyla bulacak, kimileri tarafından Netflix’in şimdiye kadarki zirve filmi olarak hatırlanacak, kimileri içinse Joon-ho Bong’un güçlü filmografisi içinde zayıf bir halka olarak tanımlanacaktır. Martin Scorsese’nin The Irishman’i gelene kadar Netflix’in en çok konuşulan orijinal filmi olacağına ise şüphe yok.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi