51. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “Ulusal Uzun Metraj Jüri Özel Ödülü”nü, Kaan Müjdeci’nin Sivas filmiyle paylaşan ve !fİstanbul programında yer alarak dikkat çeken O.H.A.: Oflu Hoca’yı Aramak, bu hafta vizyona giriyor. 90’larda meşhur olan bir ses kaydını kaynak alan O.H.A.: Oflu Hoca’yı Aramak, ilk bakışta “Oğlum Bak Git” ve “Yav He He” gibi internet fenomenlerinden ya da gençlere ait söylemlerden yola çıkan filmleri hatırlatsa da izleyiciyi şaşırtan bir potansiyele sahip.

Film; Kaçkar Dağları Milli Parkı’nda otellerden ve tesislerden oluşan dev bir projeye imza atmak isteyen Karadenizli iş adamı Ali Baltaoğlu’nun, bölge ile ilgili modern efsaneler üzerine bir film yapmayı planlayan belgesel ekibine sponsor olması ile başlıyor. Bu sponsorluk ilk bakışta, iki taraf için de bir “kazan-kazan” algısı yaratıyor. Baltaoğlu, projesinin reklamını yapma imkanı bulurken belgesel ekibi de maliyetleri en aza indirmeyi amaçlıyor. Fakat ekibin araştırmalarına Oflu Hoca efsanesi ile başlaması, hiç beklenmeyen olayların ve felaketlerin kapısını aralıyor.

Yönetmen Levent Soyarslan’ın ilk uzun metrajlı yapımı olan O.H.A.: Oflu Hoca’yı Aramak filmini yukarıda bahsi geçen filmlerden ayıran en önemli özelliği, sahte belgesel (mockumentary) türünde bir film olması. Ülkemizde çok yaygın olmasa da son yıllarda Kutluğ Ataman’ın Ay’a Yolculuk ve Bora Tekay’ın Böcek filmlerinde kullanılan bu tür; biçimsel açıdan belgesele, içerik açısından ise kurmacaya dayanan bir yapıya sahip. Sahte belgeselin bu özelliği, filmde ele alınan konular ile içinde bulunduğumuz gerçeklik arasında bağlantı kurmamızı kolaylaştırıyor. Bu konuların Türkiye’deki güncel gelişmelerini kaynak alması ise filmi özellikle politik açıdan ilgi çekici hale getiriyor. İnşaat sektöründen siyasi gelişmelere, inanç konusundan bölgesel kültürlere dair geleneklere kadar söyleyecek çok sözü olan filmde simgesel anlatım yerini, gerçeğin bire bir kopyalanmasına bırakıyor.

Örneğin; Karadenizli iş adamı Ali Baltaoğlu’nun, Ali Ağaoğlu’nu temsil ettiğini anlamak hiç de güç değil. İşlevi değil; boyu ön plana çıkarılmış iktidar sembolü binalar önünde poz veren ve arazide at süren Baltaoğlu, son yıllarda mantar gibi türeyen müteahhitlerin sinemada vücut bulmuş hali. Belgesel filmin içeriğine karışacak ve her türlü klişeyi –örneğin Karadeniz’in sırtında odun taşıyan fedakar Karadeniz kadını- yapımın içine sokmaya çalışacak kadar egoları tavan yapan bu kişiliğin karşısında ise her türlü zor koşulun üstesinden gelmeye çalışan belgesel ekibi yer alıyor. Ekip, Oflu Hoca’nın peşinden gittikçe efsanenin farklı yönlerine vakıf olurken Baltaoğlu’nun temsil ettiği maddi güce karşı manevi bir gücün varlığı ortaya çıkıyor. Filmin güldürü unsurları; Oflu Hoca’nın kişiliği ve halkın onunla ilgili düşünceleri üzerinden yaratılırken, bu sahnelerde inanç konusu da ustaca ele alınıyor. Filmde adı geçse de kendisini pek göremediğimiz bu efsanevi kişilik, görüşleri ile biraz da İtirazım Var filminin Selman Bulut’unu hatırlatıyor. Oflu Hoca ile ilgili ses kaydının aksine mümkün olduğunca küfürden uzak duran ve durum komedisinden beslenen bu güldürü anlayışı, bir noktadan sonra kendisini bütün klişelerin yıkılmasına adıyor. Laz müteahhit esprileri ve Temel fıkraları ile dalgasını geçen ve onlardan faydalanmak yerine, bizzat onların üzerine birer tuğla ekleyen filmin yer yer abartıya kaçması da bu sayede eğreti durmuyor.

Film; komediyi sadece güldürmek değil, gerçeklik üzerine düşünmek amacıyla bir silah haline getirerek din, devlet ve halk gibi “dokunulmaz”ları birer birer bozuma uğratıyor. Tamamen şekilsel biçimlerde karşımıza çıkan bu unsurların nasıl da iç içe olduklarını ve bozulduklarını ortaya koyarak, yer yer Godard’ı hatırlatan aşırılıklara soyunuyor. Özellikle halkın silahlanması ile ilgili kısımda bu havayı yakalamak mümkün. Karakterlerin abartılı davranışlarının ya da mimiklerinin katkıda bulunduğu bu yapı, komedinin fars türünü ön plana çıkarıyor. İzleyiciye ise abartının dikkat çekiciliğinin altında yatan gerçeklik parçalarını birleştirmek kalıyor ki, bu çok da zor değil. Yönetmen Levent Soyarslan’ın bir basın gösterimi sonrası Recep İvedik filmlerine yönelik eleştirel yaklaşımı ve farklı bir komedi anlayışını savunması, bu filmde başarılı bir şekilde hayata geçiyor. Başarıdan söz ederken oyunculara da ayrı bir paragraf açmak gerekiyor. Bu aralar “Seni Seviyorum Mükemmelsin Şimdi Değiş” isimli oyunda rol alan Adem Yılmaz başta olmak üzere oyuncuların büyük kısmı, oldukça başarılı performanslar sergiliyorlar. Bu başarının en önemli kısmı ise oyuncuların mimikleri. Yerel halkla karşılaşan belgesel ekibinin verdiği tepkileri takip etmek, özellikle eğlenceli bir hal alıyor.

Filmle ilgili olumsuz noktalar ise sahte belgesel yapısının yer yer sarsılması ile karşımıza çıkıyor. İzleyicinin gerçeklik algısı ile oynayan film, bazı anlarda hikayeden çok uzaklaşıyor. Hakan Meriçliler’in seslendirdiği şarkının yer aldığı sahne ile komedi dozunun yüksek tutulmak istendiği bazı sahnelerin aşırı uzun tutulması, bir doygunluk hissi yaratıyor. Kurmaca yapısının ön plana çıkması, yaratıcı yaklaşımı baltalıyor. Filmin 94 dakikalık süresi çok uzun sayılmasa da izleyicide bıraktığı hissiyat, daha uzun bir film izlediği yönünde oluyor. Hikayenin sarkmasının en önemli nedeni, ele aldığı konuların çokluğu. Ülkenin gündemini oldukça geniş biçimde ele almak isteyen Baltaoğlu’nun filmi, çıkış noktasından çok alakasız bir yerde sonlanmasa da izleyicinin salondan biraz da yorgun ayrılmasına neden oluyor.

Hepimizin oto sansürün bir parçası olduğu şu günlerde O.H.A.: Oflu Hoca’yı Aramak, sadece kaliteli bir siyasi taşlama olmasıyla bile alkışı hak ediyor. Büyük ihtimal pek fazla salonda gösterilmeyecek –ve gösterilmesi istenmeyecek- film, eksiklerine rağmen cesur yaklaşımı ile dikkat çekecektir.

51. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “Ulusal Uzun Metraj Jüri Özel Ödülü"nü, Kaan Müjdeci’nin Sivas filmiyle paylaşan ve !fİstanbul programında yer alarak dikkat çeken O.H.A.: Oflu Hoca’yı Aramak, bu hafta vizyona giriyor. 90’larda meşhur olan bir ses kaydını kaynak alan O.H.A.: Oflu Hoca’yı Aramak, ilk bakışta “Oğlum Bak Git” ve “Yav He He” gibi internet fenomenlerinden ya da gençlere ait söylemlerden yola çıkan filmleri hatırlatsa da izleyiciyi şaşırtan bir potansiyele sahip. Film; Kaçkar Dağları Milli Parkı’nda otellerden ve tesislerden oluşan dev bir projeye imza atmak isteyen Karadenizli iş adamı Ali Baltaoğlu’nun, bölge ile ilgili modern efsaneler üzerine bir film yapmayı planlayan belgesel ekibine sponsor olması ile başlıyor. Bu sponsorluk ilk bakışta, iki taraf için de bir “kazan-kazan” algısı yaratıyor. Baltaoğlu, projesinin reklamını yapma imkanı bulurken belgesel ekibi de maliyetleri en aza indirmeyi amaçlıyor. Fakat ekibin araştırmalarına Oflu Hoca efsanesi ile başlaması, hiç beklenmeyen olayların ve felaketlerin kapısını aralıyor. Yönetmen Levent Soyarslan’ın ilk uzun metrajlı yapımı olan O.H.A.: Oflu Hoca’yı Aramak filmini yukarıda bahsi geçen filmlerden ayıran en önemli özelliği, sahte belgesel (mockumentary) türünde bir film olması. Ülkemizde çok yaygın olmasa da son yıllarda Kutluğ Ataman’ın Ay’a Yolculuk ve Bora Tekay’ın Böcek filmlerinde kullanılan bu tür; biçimsel açıdan belgesele, içerik açısından ise kurmacaya dayanan bir yapıya sahip. Sahte belgeselin bu özelliği, filmde ele alınan konular ile içinde bulunduğumuz gerçeklik arasında bağlantı kurmamızı kolaylaştırıyor. Bu konuların Türkiye'deki güncel gelişmelerini kaynak alması ise filmi özellikle politik açıdan ilgi çekici hale getiriyor. İnşaat sektöründen siyasi gelişmelere, inanç konusundan bölgesel kültürlere dair geleneklere kadar söyleyecek çok sözü olan filmde simgesel anlatım yerini, gerçeğin bire bir kopyalanmasına bırakıyor. Örneğin; Karadenizli iş adamı Ali Baltaoğlu’nun, Ali Ağaoğlu’nu temsil ettiğini anlamak hiç de güç değil. İşlevi değil; boyu ön plana çıkarılmış iktidar sembolü binalar önünde poz veren ve arazide at süren Baltaoğlu, son yıllarda mantar gibi türeyen müteahhitlerin sinemada vücut bulmuş hali. Belgesel filmin içeriğine karışacak ve her türlü klişeyi –örneğin Karadeniz’in sırtında odun taşıyan fedakar Karadeniz kadını- yapımın içine sokmaya çalışacak kadar egoları tavan yapan bu kişiliğin karşısında ise her türlü zor koşulun üstesinden gelmeye çalışan belgesel ekibi yer alıyor. Ekip, Oflu Hoca’nın peşinden gittikçe efsanenin farklı yönlerine vakıf olurken Baltaoğlu’nun temsil ettiği maddi güce karşı manevi bir gücün varlığı ortaya çıkıyor. Filmin güldürü unsurları; Oflu Hoca’nın kişiliği ve halkın onunla ilgili düşünceleri üzerinden yaratılırken, bu sahnelerde inanç konusu da ustaca ele alınıyor. Filmde adı geçse de kendisini pek göremediğimiz bu efsanevi kişilik, görüşleri ile biraz da İtirazım Var filminin Selman Bulut'unu hatırlatıyor. Oflu Hoca ile ilgili ses kaydının aksine mümkün olduğunca küfürden uzak duran ve durum komedisinden beslenen bu güldürü anlayışı, bir noktadan sonra kendisini bütün klişelerin yıkılmasına adıyor. Laz müteahhit esprileri ve Temel fıkraları ile dalgasını geçen ve onlardan faydalanmak yerine, bizzat onların üzerine birer tuğla ekleyen filmin yer yer abartıya kaçması da bu sayede eğreti durmuyor. Film; komediyi sadece güldürmek değil, gerçeklik üzerine düşünmek amacıyla bir silah haline getirerek din, devlet ve halk gibi “dokunulmaz”ları birer birer bozuma uğratıyor. Tamamen şekilsel biçimlerde karşımıza çıkan bu unsurların nasıl da iç içe olduklarını ve bozulduklarını ortaya koyarak, yer yer…

Yazar Puanı

Puan - 72%

72%

Hepimizin oto sansürün bir parçası olduğu şu günlerde O.H.A.: Oflu Hoca’yı Aramak, sadece kaliteli bir siyasi taşlama olmasıyla bile alkışı hak ediyor.

Kullanıcı Puanları: 3.77 ( 6 votes)
72
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi