Söz konusu isim Darren Aronofsky olunca Nuh: Büyük Tufan ile ilgili beklentiler haklı olarak yükseldi, lakin filmin yayınlanan fragmanları stüdyoya giren başarılı yönetmenin bu kez hayal kırıklığı yaratabileceğine dair izlenimler yaratmadı diyemeyiz. Üstelik filmle ilgili tartışma konusu olan tek madde bu da değil. Malum, Semavi dinlerde peygamber olduğuna inanılan, Hz. Adem’den sonra insanoğlunun ikinci babası olarak görülen Hz. Nuh’un veya herhangi bir peygamberin hikayesini beyazperdeye aktarmak cesaret işi. Hangi dine mensup olursa olsun, farklı düşünceleri ve inançları olan birçok kişi tarafından tepki alabilecek film, halihazırda Ortadoğu’da vizyon görmeden yasaklandı; ABD’de ise stüdyoya müdahale edildiği yönünde birçok dedikodu çıktı. Bu doğrultuda ilk soru tüm bu koşulları düşününce Aronofsky’nin kendi tarzını ne kadar yansıtabildiği oluyor? Bu konuda filmin her anında Aronofsky’nin ustaca dokunuşlarını görmek mümkün, ama işin içine stüdyo girince fazlaca Hollywoodvari olduğunu da eklemek gerekiyor.

Herkesin az çok bildiği Nuh Tufanı’nı İncil ve Tevrat’ı ele alarak senaryolaştıran Aronofsky bilindik efsaneyi kendi tarzıyla harmanlayarak beyazperdeye aktarmış. Kısaca, dünyanın sonu gelmeden hemen önce Tanrı tarafından görevlendirilen Nuh, dünyayı daha güzel bir hale getirebilmek için yalnızca hayvanları ve kendi ailesini kurtarmak amacıyla bir gemi inşa ediyor. Efsaneyi gözümüzün önüne getirince filmi izlemeden de hakkında fikir yürütmek mümkün, ancak bu noktada yukarıda da bahsettiğim gibi Aranofsky kendi yorumunu katarak filmi olabilecek sıradanlıktan kurtarıyor. Henüz ilk sahneden itibaren filmi kendi bakış açısıyla çektiğinin mesajlarını veren yönetmen özellikle insanoğlunun dünyayı ne hale getirdiğini olabilecek en sert dille eleştiriyor. Bunu yaparken de her ne kadar din üzerine bir film yapmış olsa da özellikle hayvan yemenin doğruluğunu yeniden tartışmaya açarak sorgulanmaması gerektiğine inanılan dini gerçeklere karşı çıkıyor.

Genel olarak değerlendirdiğim zaman saf bir aksiyondan çıkıp, Nuh’un iç çatışmalarına odaklandığı dakikalar filmin basamak atladığını söyleyebilirim. Ancak, en başta da belirttiğim gibi büyük bütçeli bu proje Aronofsky’i de düşündürmüş olacak ki sadece biraz kavga dövüş olsun diye filmin içine yedirilmiş karakterler gemide kendine yer bulmuş. Gereksiz aksiyon sahnelerini bir kenara bırakacak olursak filmin öne çıkan birden fazla sahnesi mevcut. Özellikle Nuh’un yaklaşan tehlikeleri rüyasında gördüğü –Tanrı’nın mesaj gönderdiğine inanılan- sahneler anlatım biçimi olarak seyircinin zihninde gerçeklikle hayal arasındaki ince çizgiyi net bir şekilde çizmesini sağlıyor. Yine Aronofsky’nin evrim meselesini ince gördüğünü ve süre olarak kısa olmasına karşın bu sahnenin filmin en akılda kalıcı detaylarından biri olduğunu söylemek mümkün. Clint Mansell’in müzikleriyle güç verdiği filmin oyunculuklarıysa ne yazık ki beklentinin çok altında.

Kısaca özetlemek gerekirse Nuh: Büyük Tufan hiçbir zaman Aronofsky filmografisinin üst sıralarında yer almayacak, fakat türün hayranları için unutulmazlar listesinde olacaktır.

İyi seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi