Usta Fransalı yönetmen Andé Téchiné, son filmi Nos Années Folles’de, tarihte kendine yer edinmiş muazzam bir kuirlik deneyimini, Suzanne olarak da tanınan Paul Grappe’ın hikayesini beyazperdeye taşıyor. 1900’lü yılların başında yaşanmış hikaye, bugün hararetli tartışmalara yol açan anti-militarizm, heteroseksizm, seks işçiliği, çok eşlilik gibi konuları devrinin ötesinde bir perspektiften ele alıyor.

Genel ahlak kuralları oramızı buramızı sarmışken, kendi ahlakçı yanlarımızı ne sık gözardı ediyoruz öyle değil mi? Nos Années Folles hepimizi olmasa da çoğumuzu zorlayan, gerçek bir yaşanmışlıktan uyarlanmış olmasıyla hepten şaşkına dönmemize vesile olan bir hikayeyle karşımıza çıkıyor. İkiye bölünen bir birey, kendisinin bir versiyonunu seçmesi baskısıyla yitip giderken, erkeklik, kadınlık, seks işçiliği, evlilik gibi meselelere dair derin bir tartışmanın fitilini alevliyor.

Nos Années Folles: Ne Paul Ne Suzanne, Hem Paul Hem Suzanne

Filmimizin kahramanı Paul Grappe/Suzanne kim de böylesine ortalığı birbirine katıyor peki? Ömrünün ilk senelerinde, devrinin tüm standartlarına uyan bir erkek Paul Grappe. Evleniyor, orduya katılıyor. İki yıl boyunca savaşıp, parmaklarından birini kaybettiğinde, yıl 1914 ve I. Dünya Savaşı’nın başındayız. Grappe her ne kadar ağır yaralanma ve uzuv kaybına dayanarak askeri görevinin sona ereceğini zannetse de, dönemin şartlarına göre hala savaşabilir durumda kabul edildiği için yeniden göreve çağrılıyor, eşinin yardımıyla cepheye gönderilmeden evvel askerden kaçıyor. Firari olduğu 1915 yılında askerden kaçmak, kurşuna dizilerek öldürülmek demek. Bir süre saklanan Grappe, saklandığı yerden çıkamıyor olmanın yüküyle hepten ağırlaşırken eşi Louise onu görünmez kılacak bir çözüm üretiyor: kadın kılığına girerse rahatlıkla dolaşabileceği önerisiyle geliyor.

Paul için bu olanaksız, aşağılayıcı hatta onu bekleyen ölümü yeğlemesine yol açacak bir öneri. Fakat gel zaman git zaman gizli bir mahzenden dışarı çıkamamanın baskısıyla birlikte, gitgide aklına yatan bir fikre de dönüşüyor “kadın kılığına” girmek. Kıyafetlerinden evvel bedenini ve zihnini değiştiriyor Paul. Epilatörle kıllarından, zamanla da önyargılarından sıyrılıyor. Paul’ün bedenini özgürleştirmek için girdiği bu yol, zihninde saklı Suzanne’ı da özgürleştiriyor. Başta bir kurgudan ibaret olan Suzanne, somut bir bireye, Paul ve Louise’in ortak yaşamını paylaştığı üçüncü bir bireye dönüşüyor.

Hikayenin en ilginç detaylarından biri de bu: Paul Suzanne’a dönüşmüyor, Paul Suzanne’ı kendisini tümüyle yok etmeden yaratıyor. Suzanne ve Paul aynı bedeni ve anıları farklı performanslarla, duygularla ve dışavurumlarla taşıyan iki ayrı özneye dönüşüyor. Bedenleri ve anıları dışında Louise’e duydukları aşkı da paylaşıyorlar, tek bir farkla: Paul için Louise sadece onun olan, kimselerle paylaşamayacağı nikahlı karısıyken, Suzanne geçinmek için fahişelik yapan, para kazanmanın da ötesinde bir noktadan sonra haz peşinde de koştururken edindiği yeni dünyaları keşfetmesi gereken bir birey ve onun için heyecan dolu bu dünyayı Louise’in de keşfetmesini istiyor. Louise için ise Paul ve Suzanne aynı kişiler ve Louise Paul’le birlikte kalmakta direndikçe, onun da ruhu parçalanmaya başlıyor.

Paul Grappe’i istisnai kılan da tam olarak bu. Paul’un çoklu kişilik bozukluğu yok, Paul alter-egosunu bir kadın bedeninde somutlaştırıyor ve bu nedenle istisnai bir queerlik deneyimine yol açıyor. Savaş sonrasında Paul yeniden Paul olmaya, Suzanne’ı anılarının arasında kaldırmaya zorlanırken, Louise’i kaybetmemek için baba olmasının gerekmesiyle hepten bunalıma giriyor, trans erkeklerin de sık sık ortaya koyduğuna oldukça benzeyen mübalağalı bir erkeklik performansı ortaya çıkmaya başlıyor. Çünkü kendisini “kadınsı” olarak gören bir toplumun karşısında, “erkek” olduğunu kanıtlaması gerekir hale geliyor. Kendisini tamamlayan Suzanne’dan uzaklaştıkça eşine yönelik şiddet uygulayan, alkolik ve sorumsuz bir babaya dönüşüyor. Louise de anlamakta zorlandığı ama hep yanında durduğu partnerine karşı kendisini korumak için süregelen kavgalardan birinde Paul’ü silahla öldürüyor.

Vakti zamanında Fransa basınını bir hayli meşgul eden, 2011 yılında La Garçonne et l’Assassin (Oğlan-kız ve Katili; Türkçe çevirisi mevcut değil) kitabıyla yeniden gündeme gelen ve 2013 yılında Mauvaise Genre (Yanlış Cinsiyet; Türkçe çevirisi mevcut değil) isimli çizgiromanla bir kez daha okuyucuyla buluşan bu hikaye, Téchiné’nin objektifiyle bu defa sinema izleyicisiyle buluşma şansı yakaladı. 70. Cannes Film Festivali’nde de film André Téchiné’nin 50. Sanat yılını kutlamak amacıyla film özel bir gala gecesinde seyircilerin takdirine sunulmuş veoldukça beğeni almıştı.

Fransa’da şu sıralar vizyonda olan filmin Türkiye’de belirlenmiş bir gösterim tarihi henüz mevcut değil, fakat queer teori ve Fransa Sineması ile ilgilenenlerin filmin ismini bir kenara not almasını şiddetle tavsiye ediyorum.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi