Pek çok düşünür tarafından bugün anladığımız haliyle Batı kültürü, Antik Yunan’ın mirası olarak yorumlanır. Nietzsche de onlardan biri. Filozofun dünyanın Helenleşmesi eksenindeki düşüncelerinden, günümüzde Hollywood’un kültürel alandaki etkilerini okumakta faydalandık. Böylece Nietzsche’nin kendi zamanını aşan bakış açısı, bir kez daha öngörü yetisini kanıtlamış oldu.

Nietzsche’nin popülaritesi, onu en çok yanlış anlaşılan isimlerden biri olmaya mahkûm kılıyor. Bugünün okuru, yazarın tonların bulanıklaştığı alanları kapsayan görüşlerini, siyah ve beyaza indirgemekten çok hoşlansa da, esasında Nietzsche için sadece siyaha mı yoksa beyaza mı daha yakın olduğunu kestirmek için oldukça zor olan tespitler mevcut. Filozofun zamana meydan okuyan duruşu da grilerin hakkını vererek tasvir etmesinden geliyor.

Yazar için Antik Yunan’la kendi zamanının Batı uygarlığı arasında kurulan bağ da böyle bir bağ. Şüphesiz ki Yunan kültürünün etkisi batının en büyük avantajlarından biridir Nietzsche için ama bu miras, Latin kültürünün dolayımıyla arılığını yitirmiştir. Yani latinleşme, gücünü kaybeden Yunan kültürünün içinin boşaltılmasına neden olmuştur. Batı kültürünün tarihi de bu zarafetini yitirmiş Yunan geleneğinin, Hristiyanlıkla buluşup yaygınlaşması olarak tasvir edilir yazar tarafından. Fakat tam da bu sayede, Hristiyanlık, Yunan kültürünü ölümsüz kılmayı başarmıştır.

Yunan kültürü ise Nietzsche için Doğu-Batı füzyonunun bir neticesidir. Şüphesiz ki Yunanlar da bir anda ortaya çıkmamış, doğunun mirasını devralmışlardır. Yunan kültürü, Avrupa kültürünün başlangıcı olduğu gibi, yeniden erişilmesi gereken de bir mertebedir.

Düşünür, Büyük İskender’i referans göstererek dünyanın Helenleştirilmesiyle, Helen’e özgü olanın Doğululaştırılmasını bir tutar. Bu ikili etkileşim, Nietzsche’nin gözünde dünya tarihinin seyrini esas belirleyen şeydir. Yunanların tarihsel konumu biriciktir, çünkü ancak yunan kültürü doğu halklarının yaşayan bilgi birikimini içselleştirip, bu içselleştirmeyi başka halklara taşıyacak bir külliyat oluşturmuştur.

Nietzsche, bu kültürün emarelerini bünyesinde taşıyan Avrupa kültürünü de yüce bir kültür olarak niteler ve bu nedenle bu kültürün evrenselleşmesi gerektiği kanaatindedir. Batıdan ziyade Avrupa kelimesi yazar tarafından tercih edilse de filozof Amerika’yı da “kültürümüzün yeni ülkesi” olarak tanımlar. Keza Nietzsche’ye göre Avrupa bir coğrafi bölgeden ziyade, bir değerler dizgesidir. Hatta daha spesifik olarak Avrupa, “ortak geçmişleri Yunanlarda, Romalılarda, Yahudilerde ve Hristiyanlarda bulunan halklar ve halk parçacıkları” dır. Avrupa kültür ve coğrafya olarak iki şekille tasavvur edilebilir ve Nietzsche’nin kullanımı kültür Avrupa’sıdır. Yazar bu ayrımı başka bir ikilik üzerinden, iyi ve kötü Avrupalılar olarak adlandırdığı iki statü üzerinden yapar. Kendisini de “ateist ve iyi Avrupalı” olarak tanımlayan Nietzsche “sürünün” dinini ve ahlakını bir süreliğine desteklenmesi gerektiğini savunur. Keza en nihayetinde sürü iyi Avrupalıların eline düşecektir.

Nietzsche’nin bu anlattıklarına günümüzden bakınca şunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz ki, “sürünün” isteklerine hizmet eden ve evrenselleşen bir kültürün üretim alanı olarak Hollywood, Nietzsche’nin “İyi Avrupalı”sının 21. yüzyılda vücut bulmuş hali.

Nietzsche’nin Gözlükleriyle Hollywood

“İyi Avrupalı” yazara göre iyi yazmayı öğrenmeli ve kendisini geliştirmelidir. Keza iyi yazmak, iyi düşünmek anlamına gelir. Böyle bir yazım, çevrilebilir olmalıdır. Açık ki, bugün dünyanın neresine gidersek gidelim, bir Hollywood filminin dublajlı versiyonuna denk gelebiliyoruz ve anlatılan hikâyeler her kültürden insana belli bir yerden dokunabiliyor. Sinemanın artık 100 yılı aşkın bir zaman aralığına dayanan külliyatı, günümüzde bu evrensel dili edinmiş durumda. Sinema, psikanalitik altyapısını zaten her daim kuvvetli tutarken, özellikle Hollywood yapımları herhangi bir dile çevrilememesini imkânsız kılacak tema seçimleriyle bunu garanti altına alıyor.

Eğlence sektörü altında geçen bu kocaman toplumsal üretim mekanizması, Nietzsche çerçevesinde yine kendini meşrulaştıran olgulara sahip görünüyor. Nietzche’ye göre “İyi Avrupalı” bütün yeryüzünün kültür ve denetimi misyonunu da sırtlamıştır. Şu ana dek anlaşılacağı üzere, “İyi Avrupalı” üst-insandır zaten. Bu görev, özgür düşünme yetileri sayesinde onlarındır ve ilerlemeyi onlar sağlayacaktır. Fakat Nietzsche, Avrupa’nın her yerinde özgür düşüncenin istismar edilip, belli normlara sokulmaya çalıştığını da düşünür yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için ısrarla vurgular.

Buraya kadar, neden Nietzsche’nin iyi Avrupalısı ve Hollywood’un güncel hali arasında bir analoji kurma çabasına girdiğimizi fark etmişsinizdir. İkinci fark edeceğiniz nokta da, herhangi bir grup insana veya sinema sektörünün herhangi bir parçasına böyle bir misyonun yüklenmesinin ne kadar absürt olduğudur. İşte, Nietzsche tartışırken düşülen tuzak hep böyle bir noktada karşımıza çıkıyor ve yazının girizgâhında okuyucu Nietzsche’de siyahların ve beyazların değil grinin tonları olduğu konusunda bu nedenle uyarıldı.

Nietzsche’nin düşüncesi pek çok bakımdan Platon’un “pharmakon”una benzer. Bir ilaç, içinde hastalığı taşımaya mahkûmdur. Hemen her kavram benzer bir biçimde tam tersini bünyesinde barındırır. Nietzsche’nin ilerlemesi de, çöküşe sürükleyen bir ilerlemedir. İlerlemenin motivasyonu olan düzeltme arzusu, bir yandan bu arzunun baskınlığından gelen fevri veya her şeyi göze almış yaklaşımlar, bizi adım adım çöküşe de yaklaştırır. İlerlemenin üretim alanı, bu kuvvetli arzu ve bu arzunun yaklaştırdığı son arasındaki bir çatışma alanıdır da aynı zamanda.

Hollywood, uzun zamandır tam olarak böyle bir çatışma alanına dönüşmüş vaziyette. Bir yandan evrensel bir kültürün en önemli taşıyıcısı ve yönlendiricisi, çünkü Hollywood yapımları her kültüre sızmış durumda ve izlenen filmler sızdıkları bu alanları dönüştürüyorlar. Elinde tuttuğu bütçe ve imkânlar, dünyanın en yetenekli isimlerinin Hollywood’da buluşmasına neden oluyor ve dünya tarihinde ilk kez sanat üreten insanlar hayatın bu denli merkezinde, bu kadar önem atfedilerek yaşatılıyorlar. Yapım aşamasında rolü olanların hepsi yaptıkları işin ne kadar önemli olduğunun, ne çok hayata değdiğinin farkındalar. Yine Nietzsche’nin altını çizdiği üzere, en çok satılan Hollywood miti, Amerikan kültürü ekseninde vücut bulan “özgürlük”.  Fakat tüm bunların tasvirini yaparken, tıpkı “İyi Avrupalı” tasviri yapan Nietzsche gibi muzır bir gülümseme beliriyor suratımızda çünkü Hollywood, gayesinin tam aksini üreten kocaman bir makineye dönüşmüş durumda.

Nietzsche, kendi bulunduğu yerden geleceğin Avrupalısını tasvir ederken, yine bugün Hollywood’u tasvir etmek istesek cuk oturacak şu sözcükleri kullanıyor:

“Kozmopolit bir akıl ve duygu kaosu.”

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi