İlk aşkınızı hatırlıyor musunuz? Tuhaftır, ama ben hatırlamıyorum. Genelde herkesin sırayla birbirine aşık olduğu ilkokulda yaşanır ilk aşklar. Yakışıklı endeksinin her yaz tatili sonrası değişmesi üzerine piyasaların her yeni yıl başında altüst olduğu lisede ise aşık olmadan, en azından birilerinden hoşlanmadan mezun olmamak elde değildir. Benim ilk aşkım ya da aşık oluşum ise anaokulundaydı galiba, sadece onu hatırlıyorum. Kimdi, neydi gerçekten bilmiyorum. Adı bile unutulmuş. Hafızamın iyi olmamasından da kaynaklanıyor ancak tek anım, bir oyun sırasında el ele tutuşmamız ve benim çok mutlu olmam. Bu kadar. Herhalde aynı gün öğle uykusundan sonra oyun hamurlarına dalıp unuttum ben aşkı falan. 

Naif ve masumdur ilk aşk, ilktir çünkü. İlk nefes, ilk kelime, ilk gülümseme kadar doğaldır. Her zaman için utangaçlıktır hem de. Güzeldir kısacası. 

Yeşim “hadi kız filmi izleyelim” dediğinde daha önce bir blogda önerildiğini görüp bir kenara not aldığım Little Manhattan filmi geldi aklıma. Oldukça iyi eleştirileri de okuyunca oturup izlemeye başladık.  

Şeker gibi başlıyor film. 11 yaşındaki Gabe aşık oluyor. Ama ne aşk. “Rosemaryyyyyy böhüüheeeeeeiii” diye ağlayan bir tombalak velet düşünün. Evet, başrol oyuncusu seçimi daha iyi olabilirmiş. Rosemary’miz ise Gabe’e göre sınıfın üçüncü en güzel kızı. Fakat gel gör ki o aşık olduktan sonra en güzeli oluveriyor.  

İki çocuğun biraz New York güzellemesi katılmış aşkına film boyunca tanıklık ediyoruz. Ama bu kadar. Film sanki bölümlerden oluşmuş. Diyelim ki Gabe ve Rosemary bir yere gidiyorlar, o bölüm boyunca Gabe’in ağzından Rosemary’ye ne kadar aşık olduğunu dinliyoruz, ilk öpücük olacak mı heyecanı, Gabe’den “New York ne kadar da güzel” temalı kapanış konuşması ve Manhattan görüntüleri, sahne bitiyor. Sonra bakıyoruz yine bir araya geliyorlar, ay çok aşığım, ilk öpücük olacak mı, New York çok güzel, uzun binalar ve kapanış. Bu döngü çok güzel hikayelerle kotarılmaya çalışılmış ancak filmin sonlarına doğru böylesine güzel bir konu, mekan ve oyunculuklar varken filme yazık edildiğini düşündüm. Özellikle Gabe’in boşanma aşamasında olmalarına rağmen aynı evde yaşamak zorunda kalan anne-babası veya Rosemary’nin bakıcı ve kız kardeşi gibi önemli komedi öğelerinin çok çok daha fazla kullanılmasını beklerdim. Gabe ve Rosemary aşkının çok güzel ve naif bir aşk olması ve Gabe’in dünyanın en şapşal aşığı olması maalesef filmin süresini ve sonunu kurtarmaya yetmemiş. 

Little Manhattan yaptığı inanılmaz iyi başlangıç sonrası temposunu neredeyse durdurma noktasına getiriyor. Hatta filmin en sonunda, film içinde zaten izlediğimiz sahnelerin en güzellerinden seçilmiş bir kolaj izliyoruz. Bir nevi flashback. Neden? Benim en iyi tahminim, yönetmenin en emek verilen sahneleri birden fazla kez kullanmak istemesiydi. Little Manhattan can sıkıntısında açıp izlenebilir belki. Ancak bunun dışında maalesef çerez bir film olmaktan öteye gidemiyor. Yani aslında, o hiç unutamadığımız ilk aşk o denli saf ve masum ki, bu filmi kurtarmaya gücü yetmiyor. 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi