Netflix Türkiye, son dönemde gerçekleştirdiği reklam çalışmalarıyla adından fazlasıyla söz ettiriyor. Netflix Türkiye, Stranger Things’in 2. sezonuyla başladığı Sadettin Teksoy videolarının yanında Narcos için yapılan çalışmanın üzerine reklam ve pazarlama stratejilerini büyük oranda video içeriklerine kaydırmış gibi görünüyor. Var olan Netflix içeriğiyle hitap ettiği kültürü harmanlayan reklam çalışmaları yapan Netflix, bu günlerde Tribal Worldwide İstanbul ajansıyla anlaşmasının ardından ses getiren çalışmalar yapmaya devam ediyor. Son olarak Will Smith’in yer aldığı Bright filmi için ajans herkesi Türkiye’de bir ork mahallesine yolculuğa çıkarmıştı. Bu kez Black Mirror gibi iddialı bir dizi için oldukça iddialı ve tartışma yaratacak bir reklam çalışmasına imza atıldı ancak Tribal Worldwide İstanbul, Twitter üzerinden projenin kendilerine ait olmadığını belirtti.

Reklam sektörü, hayatımızın doğal akışından ayrılamayacak boyutlara ulaştı. Televizyonda maruz kaldığımız klasik reklam anlayışı bir yana, gün içerisinde binlerce görsel ve video akışına maruz kaldığımız bir düzenin içerisinde yaşıyoruz. Gittiğimiz sinema salonunda izlediğimiz 30 dakikalık reklamlar adeta bir başka film seansı uzunluğuna ulaşmışken, bu reklamlardan kaçınmak için tuş kilidini açtığımız akıllı telefonlarımızın da her yerinden reklamlar taşıyor. Kullandığımız sosyal medya hesapları beğenilerimize göre ilgimizi çekebilecek reklamları daha kişiselleştirilmiş bir düzlemde karşımıza çıkarıyor. Yanı sıra işin içine, sosyal medyada önüne geçilemez bir şekilde yayılan viral videolar da katıldığında artık reklamla gerçeğin arasında aslında bir hayli kalın ve mutlak olması gereken çizginin oldukça muğlaklaştığı bir yaşam pratiğinin içerisinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Bu muğlaklık aslında Black Mirror’ın anlatısıyla ne denli iç içe deneyimler yaşadığımız noktasında bizim için bir uyarı niteliği taşıyor. Tam da bu sebeple şu soruları sorabiliriz: Reklamın her türlüsünü kabul etmeli ve bu, kapitalizmin hiç olmadığı kadar büyük ve etkin bir canavara dönüştüğü 2000’li yıllarda yaşanan pazarlama ve gerçeğin iç içeliğini normalleştirmeli miyiz ya da ürün pazarlamanın etik sınırları hala var mı? Bu soruların yanıtlarını aramadan önce Black Mirror’ın genel anlatı yapısı üzerine biraz düşünmek gerekiyor.

Black Mirror, birbirinden çok farklı bölümlere sahip olsa da aslında temelde benzer bir kaygıdan besleniyor. Bu distopik anlatıda, teknoloji sayesinde/yüzünden özel hayata dair korunması gereken gizlilik git gide değerini yitirir ve bu değer yitirme normalleşmeye başlar. Elbette birey bu durumdan zararlı çıkacaktır. Çünkü özel hayatın herkes tarafından bilinir oluşu, devletin kontrol mekanizmasını kolaylaştırır. “Fişlenme” artık çok daha basit bir işleme dönüşür. Devletin her yerde gönüllü gözetleyicileri muhakkak vardır ve olmaya da devam edecektir. Aslında bugün yaşadığımız durumun birebir aynısından bahsediyorum. Attığımız tweetler, yaptığımız paylaşımlar rahatlıkla şikayet edilebilir durumda. Hem de bunun için devlet kendi güçlerini kullanmak durumunda değil. Birini izlemek, gittiği yerleri öğrenmek, düşüncelerini ilk ağızdan okumak eskiye nazaran fazlasıyla kolaylaşmış durumda. Bu da bizi Foucault’nun Panoptikon’una götürüyor. Jeremy Bentham’in tasarladığı ancak hayata hiçbir zaman geçirilmeyen/geçirilemeyen hapishane modeli, Foucault’ya gözetlenme ve kontrol mekanizması konusunda bir hayli ilham verici olmuştur. Ortada bir gözetleme kulesi bulunan ve etrafındaki hücreleri görebilen bir gözetleyici, hapishanedeki mahkumlar tarafından görülemez. Bu durum da mahkum için izlenmese bile izleniyor olabilme düşüncesini beraberinde getirir.

Reklam Stratejilerinin Politik Boyutu

Tam da bu noktada, bir reklam stratejisinin ülkenin sosyo-politik yapısından nasıl soyutlanamayacağını görebileceğimiz, henüz Netflix resmi olarak bir açıklamada bulunmasa da çok büyük ölçüde bir reklam çalışması olduğu aşikar olan Ekşi Sözlük yazarlarından Iamwaldo isimli kullanıcıdan bahsetmek istiyorum. 28 Aralık’ı 29 Aralık’a bağlayan gece (yani Black Mirror bölümleri Netflix’te yayınlanmadan bir gece önce) Iamwaldo isimli bir kullanıcı birçok Ekşi Sözlük yazarına özel mesaj gönderdi. Mesajda yer alan “Yaptıklarını biliyoruz, bizim neler yapacağımızı da izle ve gör.” ifadesi gece yarısı birçok yazarda huzursuzluk yarattı ve akabinde çeşitli başlıklar altında bu tehditvari mesajın ne olabileceği üzerine tartışmalar başladı. Iamwaldo kullanıcı adında yer alan Waldo’nun The Waldo Moment adında bir Black Mirror bölümüne atıfta bulunması ve mesajın gönderilmesinin 28 Aralık’a tekabül etmesi, sözlükte yaşananların bir Black Mirror virali olabileceği görüşünü sağlamlaştırdı. Ancak bu muhtemel viral çalışması, mesajı alan almayan birçok yazar tarafından tepkiyle karşılandı. Bu tepkinin yadsınamaz bir biçimde içinde yaşadığımız politik koşullarla alakası var.

i-am-waldo-filmloverss

Elbette Netflix Türkiye’nin, sanal bir lider olarak kitleleri etkisi altına alan Waldo ile günümüz koşullarında Black Mirror takipçilerine kısa süreli interaktif bir an yaşatma girişimi teoride başarılı bir reklam çalışması olarak görünüyor ancak bu noktada birçok parametre hesaba katılmamış ve bu parlak fikrin ışıltısı düşünülmesi gereken tüm sonuçların önüne geçmiş gibi. Öncelikle OHAL kapsamında herhangi bir söylem üzerine yargılanmamız bu denli kolaylaşmışken, yazıp çizdiğimiz her şey bir dava konusu olabilirken ve bu davalar cezayla sonuçlanabilirken Ekşi Sözlük yazarlarının aldıkları “Yaptıklarını biliyoruz” iletisi tedirgin edebilecek bir mesaj.  Tüm bunlar, günlük yaşantımızda normalleştirilen baskının bir hayli doğal sonuçları olarak hayatımızın tam ortasında varlığını her geçen gün daha da sağlamlaştırırken, bu tür bir reklam çalışması gerçekleştirmek ülkenin politik koşullarından çok uzaklarda düşünüyor olmayı gerektiriyor. Oysa belirlenen reklam stratejilerinin ülkenin politik durumundan bağımsız düşünülmemesi daha faydalı sonuçlar yaratabilirdi.

Reklam Stratejilerinin Bireysel Boyutu

Bombaların patladığı, ölümün çok yakınımıza girdiği, ciddi bir kutuplaşmanın ortasında neredeyse seçecek hiçbir tarafın olmadığı sosyo-politik koşullarda, bu tür bir reklamın insanlarda neden antipati yarattığına değindikten sonra, Black Mirror özelinde geliştirilen reklam stratejisinin bireysel anlamda da sebep olabileceği pek çok sonucu hesaba katmadan yola çıktığını söyleyebiliriz. Çarpıcı bir iş yapmak elbette her zaman tehlikeli ve Ekşi Sözlük yapılan işin doğruluğuna ya da yanlışlığına göre ciddi anlamda ses getirebilecek bir mecra. Nitekim bu şekilde de sonuçlandı. Reklamın iyisi – kötüsü olmaz mantığı ile yaklaşırsak bu konu ciddi anlamda gündem yarattı ve Netflix – Black Mirror özelinde birbirinden çok farklı mecralarda konuşuldu. Ancak herhangi bir platformun kullanıcılarına özel mesaj yoluyla ulaşmak, önemli ölçüde özel hayata yönelik çizilmesi gereken sınırı aşmak olarak yorumlanabilir. Bu noktada Ekşi Sözlük yazarlarının sözlük yönetimini de suçlaması pek haksız sayılmaz. En nihayetinde ortada bir reklam çalışması için aşılan sınır var. Bu mesaj ne kadar çok kullanıcıya iletilirse o denli farklı hayat varyasyonlarına ve bu farklı hayatlara yapabileceği etkilere gözümüzü kapamamamız gerekir. Paranoyaya davetiye çıkaran bu mesaj, çeşitli psikolojik rahatsızlıkları olan bir kullanıcıyı kötü etkileyebilir. Herhangi bir reklamda dahi bu etik sorumluluğu hissetmek gerekirken bireye direkt olarak yöneltilen bu tehditvari çalışmada sorumluluğu ön planda tutmanın önemi büyük. Çünkü televizyonda izlediğimiz bir reklamı değiştirme imkanımız var, yolda gördüğümüz billboardlara bakmama imkanımız var, sinema salonlarında gösterilen reklamlarda dahi telefonumuzla ilgilenme imkanımız var, çünkü bu reklamlar direkt olarak tek bir kişiye yönelmiş yani özel mesaj yollamak kadar kişiselleştirilmiş değil. Kaldı ki olayı bu denli bireyselleştirme işlemi, insanın en zayıf noktalarından yapılıyor: Korku ve utanç.

Hiçbir şey yapmadığından emin olan biri dahi kendisine bir suçlama yöneltildiğinde afallayabilir çünkü her zaman bir “acaba?” vardır. “Yaptıklarını biliyoruz”, “izle ve gör” gibi cümleler insanın en mahrem alanına kadar girebilen tehditkar söylemler ve tüm bu durum adeta bir başka Black Mirror bölümüne dönüşmüş durumda. Eğer yaşatılmak istenen deneyim, -ki deneyim tabanlı reklamlar son dönemde dünya çapında büyük bir açılım yakalamış durumda- sonuçlarını düşünmeksizin bir Black Mirror bölümünün içinde olma duygusunu hissettirmek ise kampanyanın başarılı olduğu söylenebilir. Ancak amaç bir online içerik izleme platformu olan Netflix’in ses getirerek daha fazla üyeye ulaşmasıysa, Ekşi Sözlük entrylerinden anlaşıldığı üzere bir kayıp dahi yaşanmış olabilir. Çünkü bu teoride yaratıcı ancak pratikte aynı etkiyle işlemeyen projeyi, ülkenin içinde bulunduğu politik koşullar yalnızca gülünüp geçilecek bir proje olmaktan çıkarıyor ve bambaşka bir noktaya konumlandırıyor. Bireyin de politikadan ayrı düşünülemeyecek içsel duygu durumları ve tedirginliği göz önünde bulundurulduğunda ve bu olayı sadece Netflix özelinde kalmadan değerlendirdiğimizde de ne yazık ki, artık reklam sektörünün, özel hayat üzerinden çizmeye çalıştığımız son sınırı dahi aştığını söyleyebiliriz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi