Normalde uydu ve dijital yayın yapan kanallara müdahale edemeyen RTÜK, Adnan Oktar bahanesiyle Netflix, YouTube ve Spotify gibi mecraları denetim altına almaya ve büyük bir sansür mekanizması kurmaya hazırlanıyor.  

TBMM’ye sevk edilen yeni torba yasada ilginç bir madde ortaya çıktı. Meclise gönderilen torba kanunun 73. maddesine göre internetten yayın yapan kuruluşlara Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) denetimi geliyor. Daha önce böyle bir yetkisi olmayan RTÜK, uygun görmediği dijital servislere erişimi engelleyebilecek.  Peki, bu ne demek? Özetle, RTÜK, Netflix’teki bir yapımı ‘’genel ahlak’’ kavramına uymadığı için kaldırtabilecek, YouTube’da yayınlanmasında sakınca gördüğü videoyu engelleyebilecek, Spotify’daki bir şarkının sözleri ‘’örf ve adetlerimize uymadığı için’’ o şarkıyı platformdan kaldırtabilecek.

Aslında bu yasağın gelmesi bir süredir bekleniyordu, çünkü bir süredir iktidar tarafından sosyal medya için ‘’dipsiz çukur’’, ‘’iğrenç ortam’’ gibi betimlemeler oldukça sık kullanılmaya başlamıştı.  Fakat işin ironik tarafı bu torba yasa hazırlanırken gerekçe olarak Adnan Oktar’ın gösterilmesi. Adnan Oktar’ın A9 kanalında yaptığı ilginç yayınlar da karasal yayınlar değil, RTÜK’ün müdahale edemediği, internet ortamından yapılan yayınlardı. Adnan Oktar üzerinden Netflix’e denetim mekanizması uygulanması inanılmaz ironik bir hareket.

Her sektörü ve her şirketi etkileyecek dijital devrimin ortasındayız. Her şirketin detaylı olarak incelemesi gereken bir başarı hikayesi olan Netflix’ten öğrenecek çok şeyi var. Küçük bir DVD kiralama şirketinin 190 ülkede yayın yapan küresel TV devi haline gelmesi,  ülkemizde ve tüm dünyada bu kadar sevilmesi başlı başına incelenmesi gereken bir konu olsa da temel sebep; üretilen içeriklerin kaliteli, özgün ve özgür olması. Dijital platformların en önemli özelliğinin özgürlük olduğunu unutmamak gerekiyor. Yönetmenler, senaristler ve oyuncular doğal olarak rahat nefes alabilecekleri, baskıdan, sansürden, otosansürden uzak bir ortam olan dijital platformlara yönelmeye başladılar. Çünkü her biri tarzlarını, yapmak istediklerini rahat ve özgürce yapabilecekleri platformlara kavuşmaya başlamışlardı. İşte tüm düzenlemeyle, denetim adı altında bir kez daha bu özgür platformların hepsini kaybetme riskiyle karşı karşıyayız.

Netflix, Youtube ve Spotify’a RTÜK Denetimi

Peki, bu denetim neye göre olacak, insanların istediği içeriği izlemek için para vererek üye olduğu bu dijital platformlara RTÜK neye göre ceza kesecek? RTÜK, geçtiğimiz günlerde TV8’deki Yetenek Sizsiniz programında söylenen, Yedi Kocalı Hürmüz şarkısında “Allah Baba” denildiği için kanala 1 Milyon TL ceza kesmiş ve bu cezanın gerekçesi için yaptıkları açıklamalarını da herhangi bir kanuna değil, dini hassasiyetlere dayandırmıştı. Alınan bu ceza kararı önemsiz bir karar gibi gözükse bir kesim tarafından, pratikte bir Şeriat kararı olduğu tartışılmıştı. Netflix, RTÜK’ün yasaklarına, cezalarına, baskıya, sansüre boyun eğer mi, yoksa direnir mi? Ya da Netflix de, diğer bir dev Sony’nin Blade Runner 2049 filmi ülkemizde vizyona gireceği sırada uyguladığı otosansürü kendisine örnek alıp ülkemizde yoluna bu şekilde mi devam eder? Bunları zamanla göreceğiz?

Bu konudaki en dikkat edilmesi gereken konulardan biri de biraz önce bahsettiğim sansürün otosansüre evrilme meselesi. Artık çoğu kanal ve yapımcı RTÜK ve iktidar korkusundan ‘’kraldan çok kralcı’’ bir anlayış ile suya sabuna karışmadan para kazanmanın derdinde. Yapımcılar kendilerini siyasi konjonktüre göre konumlandırıp, ‘’yerli ve milli’’ diziler çekip, rant elde etmenin peşinde. Son yıllardaki artan militarist yapımları bu duruma örnek olarak gösterebiliriz. Ne yazık ki, Türkiye dizi sektörü sansür ve otosansür neticesinde özgürlük olarak tamamen bitmiş durumda. Artık televizyonda yayınlanan dizilerde sevgili rolünü oynayan oyuncular bırakın aynı yatağa girmeyi, birbirlerini öpemez noktaya geldiler. Osmanlı dizileriyle büyüyen yeni nesiller bebeklerin gerçekten leylekler tarafından getirildiğine inanmaya başladılar. Televizyonda oynatılan filmlerde ise durum tam anlamıyla bir faciaya dönüşmüş durumda. 100 dakikalık Kemal Sunal filmleri, kırpıldıkça kırpılıp 80 dakikada biter hale geldi. Yabancı filmlerdeki bikinili kadın sahneleri kesilir oldu. TRT 1’de Türkiye Sineması’nın klasiklerinden olan 1976 yapımı “Tosun Paşa” filmi makaslanarak neredeyse ‘55 dakikalık bir diziye’ dönüştürüldü. Filmde peştamal giymiş Tellioğulları ve Seferoğulları kadınlarının şarkı söyleyerek karşılıklı atıştığı, Adile Naşit’in tefiyle bu atışmanın başını çektiği meşhur hamam sahnesi kesildi. Gelen tepkiler üzerine dönemin TRT Basın Müşaviri Birol Uzunay “Kesilen başka sahneler de var. Yani orada sansür yok kısaltma var. Yayın planını oturtmak için yapılan bir kısaltma bu’’ şeklinde hiç de tatminkar olmayan bir açıklama yapmak zorunda kalmıştı.

Türkiye film sektörü ise büyük ölçüde engellenmiş durumda. Hala direnen onurlu birkaç sinemacı dışında, yönetmenler ve filmler devlet desteğinden mahrum kalmamak için kendilerini yeni düzene iyice adapte etmiş durumdalar. Oscar Adayı seçilmemesi üzerine iktidarın dış politikadaki söylemlerine paralel olarak, Akademi’yi ‘’Gelişmemizi istemeyen dış güçler’’ şeklinde konumlandıran THY ve Ziraat bankası destekli Ayla filmini bu duruma örnek olarak gösterebiliriz. Artık filmler birilerinin dayattığı ”genel ahlak kuralları” çerçevesinde çekilmek zorunda. Hatta film galaları bile artık alkolsüz, ‘’edepli’’ bir giyim kuşamın olduğu, dini kurallar çerçevesinde yapılmaya başlandı. Kimse iktidarın kara listesine girmek istemiyor. Böyle bir ortamda birçok insan için rahat nefes alabildikleri, adeta çöldeki bir vaha olan dijital platformlara yapılan bu darbe, iktidarın kendisinin istediği gibi yaşamayan kesmin üzerindeki baskıyı daha da artırmak ve bu kesmin alanını daraltmak için yaptığı kasıtlı bir hareket. Çünkü; sivil toplumun üzerine kabus gibi çöken bu rejim seküler yaşamdan ve eğitimli kitleden alabildiğine korkuyor. Bu dijital platformların kullanıcı profilleri genel olarak; genç ve orta yaş grubundan, eğitimli ve ekonomik olarak orta ve üstü olan, ‘’beyaz yakalı’’ olarak tanımlayabileceğimiz insanlar. Eski Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın zamanında söylediği gibi, eğitim seviyesi arttıkça iktidarın oyları düşüyor. Bu platformların kullanıcı profillerini ve platformlara yapılmaya çalışılan darbeyi bu açıklamanın ışığında okumakta fayda var.

Son kertede, bu konu hakkında lafı dolandırmadan söylememiz gereken tek bir şey var: Bir video ve film portalının içeriğine karışmak net şekilde faşizm ve diktatörlüktür. Bu faşist ve baskıcı talep, iktidarın Türkiye için öngördüğü toplum modelinin birkaç numara küçük geldiğini bir türlü anlayamamasının doğal sonucu olan bir denetim talebidir. Düzenlemenin bu haliyle yasalaşması Anayasada tanımlanmış iletişim, haberleşme özgürlüğüne darbedir. İktidarın yaptığı; ‘’Yapılan her düzenleme basın ve ifade hürriyetini sınırlamak için değil, ondan istifade ederek başka türlü suçları işleyen kişilerle ilgili. Yoksa ifade hürriyetini sınırlamak için değil.” açıklaması gerçekleri yansıtmamaktadır ve yok hükmündedir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi