Cnbc-e ile büyüyen nesilden bir birey olarak televizyonun bana ne izleyeceğimi söylemesine çok alışkınım. Bugün geldiğimiz noktada ise dizi tavsiyeleri kalabalık listeler halinde karşımıza çıkıyor ve “izleyeceğim” dediğim ne varsa bir noktadan sonra izlemeyi unutuyorum, bazen hangi diziyi yarım bıraktığımı bile bir noktadan sonra takip edemez hale geliyorum. Benim durumumda olanlar için biraz daha alternatif bir soluk fena olmaz diye düşündüm. Bu yazı dizisinde toplu bir liste vermektense benim hoşuma giden ve Türkiye’de de büyük bir popülarite kazanmamış olan kimi yapımları neden izlenmeye değer bulduğumu gerekçelendirerek sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Bu tavsiyelerin her biri Netflix üzerinden erişebildiğimiz dizi, film ve belgeseller arasından seçilmiş olacak.

Bu format nasıl gelişti derseniz, yakın zamanda ülke değiştirdim, bu yüzden sevdiğim yapımlara taşınabilir bir formatta erişmeye ihtiyaç duymaya başladım. Böylelikle ilk kez Netflix hayatıma resmi girizgâhını yapmış oldu. Şüphesiz ki hepimizin bildiği, sevdiği kimi popüler yapımlardan haberdardım, fakat daha önce ismini bile duymadığım ve “niye kimse bunu bana daha önce tavsiye etmedi?” dediğim birçok yapımla da bu vesileyle karşılaşmış oldum. Dahası, Netflix kullanmaya başlayana kadar hesabınıza erişince kaldığınız yerden devam edebilmeniz gibi bir durum olduğunu bilmiyordum ve bölüm bitmedi diye evden geç çıkma huyum da sona ermiş oldu.  Bu yüzden de tüm cehaletimle dahil olduğum Netflix’te keşfettiğim yapımları farklı zamanlarda ayrı yazılara dönüştürmeye çalışmaktansa, bizzat bu yolculuğu sizlerle paylaşmaya karar verdim.

Keşif yolculuğum sürerken arada bir sizlerle izlediğim yapımların bir kısmını paylaşacağım. Listemde yer alan yapımların bazılarıyla ilgili haberleri veya bazılarının fragmanlarını Filmloverss’ta sizlerle daha önce paylaşmış olsak da, Türkiye’de çok da üzerine konuşmadığımız yapımlar seçmeye çalışarak kendi keşif yolculuğumu sizin için de bir keşfe dönüştürmeye çalışacağım. Başlamadan belirteyim, bu hiç bilinmeyenleri keşfetmeniz için hazırlanmış bir yazı dizisi değil, bir kısmını çoktan keşfetmiş olabileceğiniz ama benim yeni tanıştığım yapımlar da sık sık karşınıza çıkabilir. Bu yolculuktaki ilk istasyonumuz ise Grace and Frankie.

Grace and Frankie: Yaşlanma Karşısında Genç Bir Anlatı

grace and frankie 2 - filmloverss

Büyük bir Jane Fonda hayranıyım. Dünyanın en güzel kadınlarından biriyken piyasanın kendisini sadece bununla tanımlamasını reddetmiş olmasını her daim ilham verici, yer aldığı yapımlar konusunda seçimlerini ise dönüştürücü bulmuşumdur. Başrolünde yer aldığı 1968 yapımı Barbarella, feminist sinemanın popüler kültürle buluştuğu en önemli filmlerden biri olmanın yanı sıra en sevdiğim filmlerden biridir. Bugün 80 yaşına gelmiş olan Fonda’nın yer aldığı bir dizinin, kendi öznel koşulları çerçevesinde aynı işi yapmaya devam etmesini ise her bakımdan olağanüstü buluyorum.

Haliyle diziye Jane Fonda’yı görünce merakıma yenik düşerek başladım. Benim için ön planda olan Fonda olsa da, Grace and Frankie daha nice önemli oyuncuyu kadrosunda bulunduruyor. Sinema ve televizyonun yaşlanma karşısındaki tahamülsüzlüğünden ötürü orta yaşlı insanların temsil edilmesini dahi değerli bulmaya mahkum olduğumuz bir noktadayken hala, ana karakterlerin dizide 70’lerinde olup gerçek hayatta 80’li yaşlara daha yakın olmaları hem yaşla ilgili yaklaşımlarımızı dönüştürürken hem de pek başarılı ama kariyerlerinin son yıllarında ana karakterler arasında yer almayı başaramayan muazzam oyuncuların bir araya gelmesini sağlamış durumda. Lilly Tomlin, Sam Waterston, Martin Sheen, Ernie Hudson, Tim Bagley, Peter Gallager, Marsha Mason gibi ana kadroda yer alan isimlerin yanı sıra Sam Elliott, Lisa Kudrow, Estelle Parsons, Swoozie Kurtz, Kenny Loggings gibi konuk oyuncularla da göz dolduran bir yıldızlar geçidiyle karşı karşıyayız.

Hollywood ve dünyanın geri kalanının yaşlanmama tutkusu, oyuncuların sürekli gereksiz yere bıçak altına yatıp kendi yaşlarında değilmiş gibi davranma çabalarıyla sonuçlanırken Grace and Frankie başlı başına güçlü bir manifesto. İsim benzerliğininin yanında, eskiden marjinal kabul edilse de hayatın parçası olan konuların ana akıma erişiminin getirdiği kuvvetten ötürü Will & Grace’in 2010’lu versiyonu olarak da kabul edilebilir. Özellikle şu sıralar 30 dakikalık izlemesi kolay, komedi tonlu bir dizi arıyorsanız Grace and Frankie’ye bir şans verin derim.

Giriş hikayesini mahvetmek istemediğim için, dizinin özetini paylaşmamayı tercih ediyorum. Fakat yaşçılıkla mücadele eden tavır, güçlü bir LGBTİ alt metniyle de kuvvetlendirilmiş durumda. Sadece LGBTİ alt metni değil, 68 jenerasyonunun kendi deneyimlerinde yer alan, ana beyaz ekrana ya da beyaz perdeye taşınılmasına zamanında izin verilmemiş pek çok dönüştürücü değer, günümüzün buna izin veriyor olması vesilesiyle o jenerasyonun bakışından bize erişiyor. Hepsinin yanında daha basit ama günümüz yapımlarında hâlâ çok yapılmayan bir şeyin peşinde Grace and Frankie: 70’li yaşlarında da insanların diğer herhangi bir yaşta olduğu kadar ilginç deneyimler edinmeyi sürdürebileceğini bizlere, bir sonraki bölümü açma isteğini mütemadiyen bünyelerinizde uyandırarak hatırlatıyor. Friends, How I Met Your Mother, This is Us, Will & Grace, The Good Wife, The O.C., Gilmore Girls, The Modern Family gibi dizileri seven herkesin göz atmasını şiddetle tavsiye ediyorum. Benim gibi, dizinin yayın hayatına başladığı 2015 yılından beri radarınıza girmemişse, diziyi izlenecekler listenize almanızı öneririm. Özellikle kendimizi daha 30’lara varamadan yaşlı hissettiren bir dünyada, hayatta yaşadığınız sürece hiçbir şey için geç kalınmadığını hatırlatma iyiliğini yapmak için bile diziyi kendi dünyanıza kazandırın derim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi