Bu yıl gerek ülkemizdeki referandum tartışmalarıyla ön plana çıkan ve Şili 1988’de gerçekleştirilen benzer bir referandum sürecini konu edinen No (2012) ile gerekse Natalie Portman’ın en detaylı mimiklerine kadar mükemmel canlandırdığı Jacqueline Kennedy Onassis’i merkezine alan Jackie ile bu yıl adından sık sık söz ettiren Pablo Larrain’in bir başka şaheseri de Neruda oldu. Neruda, aşık ve politik bir şair olarak tanımlayabileceğimiz Pablo Neruda’nın hayatına odaklanan ve bu yıl 89. Oscar Ödülleri’nde Yabancı Dilde En İyi Film dalında aday olmaması şaşkınlık yaratan oldukça başarılı bir film olarak değerlendirilebilir. Filmin senaryosunu  Guillermo Calderón kaleme alırken görüntü yönetmenliğini ise No ve El Club’ta da Larrain ile birlikte çalışan Sergio Armstrong üstleniyor.

Bir şair olarak Pablo Neruda’yı anlamak için aslında Şili’ye kadar, uzaklara bakmaya gerek yok. Çok benzer bir çizgide ilerleyen Pablo Neruda’yla Nazım Hikmet arasında, birçok şiirsever gibi ben de paralellikler kurmuşumdur. Zaten 1950’lerin başında Berlin’de tanışmalarının ardından iki şair çok yakın arkadaş olmuş ve birbirlerinden beslenmeyi de ihmal etmemiştir. Hem aşka bakışları hem de politik duruşlarıyla birbirlerinin farklı ülkelerdeki birer yansıması gibidirler. Bu noktada filmin aslında Türkiye’de bizim de; şairlik, aşk, siyaset, komünizm ve tüm bunların getirdiği siyasi baskılar, polis ve kendini ait hissettiğin topraklardan kaçmak zorunda bırakılmak gibi derinden aşina olduğumuz meselelere odaklandığını söylemek mümkün.

Pablo Neruda’nın çetrefilli ve davasına adanmış hayatını merkezine alarak kurgusal hikayelerle destekleyen Neruda’da Pablo Neruda’yı Luis Gnecco canlandırırken şairin peşine düşerken aslında kendisini arayan polis Óscar Peluchonneau’yu Gael García Bernal’in başarılı performansı eşliğinde izliyoruz. Pablo Larrain’in No (2012) filminde de birlikte çalıştığı Gael García Bernal enerjisi ve canlandırdığı karakterin arada kalmışlığıyla filmin temposunu yükselten önemli unsurlardan biri olarak değerlendirilebilir. Elbetto Luis Gnecco da Pablo Neruda’nın güçlü karakterinin altından başarıyla kalkmış ve izleyici tarafında da filmin inandırıcılığını artırmış. Pablo Neruda’nın 1940’ların sonunda Komünist Parti’deki varlığı sebebiyle polis tarafından aranmasının üzerine geliştirdiği kaçışın merkezinde lineer bir anlatı sunan film, şairin o dönem içine düştüğü “polisten kaçma ve halkı etkilemeye devam etme” ve “hapse giren bir kahraman olma ve yazdıkları ile halkı etkileme” ikilemini de izleyicisine sunmayı ihmal etmiyor. Bu noktada dikkat edilebilecek husus da şüphesiz şairin her iki olasılıkta da ön plana halkla kuracağı bağı ve gönülden bağlı olduğu komünizmi koyduğunu görmek mümkün. 

Neruda’nın yılın sayılı başarılı filmlerinden bir tanesi olduğunun altını çizmek gerek. Şairin polisten kaçmak zorunda bırakıldığı bir dönemi konu edinirken şairin karşısında yer alan polisin kurgusal bir karakter olması elbette Pablo Neruda’nın hayatından sunulan kesiti de kurgusal alana doğru çekiyor. Ancak Pablo Larrain bu durumu öyle güzel kullanıyor ki filmin anlatı tekniği ve “gerçeği” sunuşu hafızalarda kalıcı bir yer ediniyor. İki karakterin olası konuşmasını bir odada izleyicisine sunmaya başlayan film, birden karakterlerini başka bir mekana alarak aynı konuşmaya devam ettiriyor. Yönetmenin bu tercihi de bizi mutlak tek bir gerçeğin içine hapsolmaktan kurtarıyor. İzlediğimiz anların Pablo Neruda’nın hayatından kesitler olduğunu biliyoruz ancak bu konuşmalar bir odada yapılmış olabilirken aslında bir koridorda da gerçekleştirilmiş olabilir. Gerçeğin bu olasılıklara bağlı durumunu filmine mükemmel bir anlatı tekniğiyle yansıtan Larrain’in bu noktadaki başarısı su götürmez bir gerçek.

Tüm bunların yanı sıra, biyografik ögeler içeren film, izleyicisine aynı zamanda heyecanlı bir kaçış hikayesi de sunuyor. Bu kaçışın içine yerleştirilen suç/dedektif romanları polis Óscar Peluchonneau’nun adeta yol göstericisi ve şairle kurduğu bağ olarak yorumlanabilir. Sanata düşkün bir yanının olduğu film boyunca verilen Óscar Peluchonneau, Neruda’nın peşine düşse de aslında bu naif yönü ve sert polis imajının arasında kendi benliğini arar gibidir. Derinlikli bir yan hikayenin de desteğiyle Pablo Neruda’nın hayatına değinen film gerek oyunculukları, gerek kullandığı farklı anlatı teknikleri, bu teknikleri destekleyen fisheye‘a yakın geniş açıları ve dönemini yansıtmakta herhangi bir eksiği bulunmayan sanat yönetimi ile yılın görülmeyi hak eden filmlerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Bu yıl gerek ülkemizdeki referandum tartışmalarıyla ön plana çıkan ve Şili 1988'de gerçekleştirilen benzer bir referandum sürecini konu edinen No (2012) ile gerekse Natalie Portman'ın en detaylı mimiklerine kadar mükemmel canlandırdığı Jacqueline Kennedy Onassis'i merkezine alan Jackie ile bu yıl adından sık sık söz ettiren Pablo Larrain'in bir başka şaheseri de Neruda oldu. Neruda, aşık ve politik bir şair olarak tanımlayabileceğimiz Pablo Neruda'nın hayatına odaklanan ve bu yıl 89. Oscar Ödülleri'nde Yabancı Dilde En İyi Film dalında aday olmaması şaşkınlık yaratan oldukça başarılı bir film olarak değerlendirilebilir. Filmin senaryosunu  Guillermo Calderón kaleme alırken görüntü yönetmenliğini ise No ve El Club'ta da Larrain ile birlikte çalışan Sergio Armstrong üstleniyor. Bir şair olarak Pablo Neruda'yı anlamak için aslında Şili'ye kadar, uzaklara bakmaya gerek yok. Çok benzer bir çizgide ilerleyen Pablo Neruda'yla Nazım Hikmet arasında, birçok şiirsever gibi ben de paralellikler kurmuşumdur. Zaten 1950'lerin başında Berlin'de tanışmalarının ardından iki şair çok yakın arkadaş olmuş ve birbirlerinden beslenmeyi de ihmal etmemiştir. Hem aşka bakışları hem de politik duruşlarıyla birbirlerinin farklı ülkelerdeki birer yansıması gibidirler. Bu noktada filmin aslında Türkiye'de bizim de; şairlik, aşk, siyaset, komünizm ve tüm bunların getirdiği siyasi baskılar, polis ve kendini ait hissettiğin topraklardan kaçmak zorunda bırakılmak gibi derinden aşina olduğumuz meselelere odaklandığını söylemek mümkün. Pablo Neruda'nın çetrefilli ve davasına adanmış hayatını merkezine alarak kurgusal hikayelerle destekleyen Neruda'da Pablo Neruda'yı Luis Gnecco canlandırırken şairin peşine düşerken aslında kendisini arayan polis Óscar Peluchonneau'yu Gael García Bernal'in başarılı performansı eşliğinde izliyoruz. Pablo Larrain'in No (2012) filminde de birlikte çalıştığı Gael García Bernal enerjisi ve canlandırdığı karakterin arada kalmışlığıyla filmin temposunu yükselten önemli unsurlardan biri olarak değerlendirilebilir. Elbetto Luis Gnecco da Pablo Neruda'nın güçlü karakterinin altından başarıyla kalkmış ve izleyici tarafında da filmin inandırıcılığını artırmış. Pablo Neruda'nın 1940'ların sonunda Komünist Parti'deki varlığı sebebiyle polis tarafından aranmasının üzerine geliştirdiği kaçışın merkezinde lineer bir anlatı sunan film, şairin o dönem içine düştüğü "polisten kaçma ve halkı etkilemeye devam etme" ve "hapse giren bir kahraman olma ve yazdıkları ile halkı etkileme" ikilemini de izleyicisine sunmayı ihmal etmiyor. Bu noktada dikkat edilebilecek husus da şüphesiz şairin her iki olasılıkta da ön plana halkla kuracağı bağı ve gönülden bağlı olduğu komünizmi koyduğunu görmek mümkün.  Neruda'nın yılın sayılı başarılı filmlerinden bir tanesi olduğunun altını çizmek gerek. Şairin polisten kaçmak zorunda bırakıldığı bir dönemi konu edinirken şairin karşısında yer alan polisin kurgusal bir karakter olması elbette Pablo Neruda'nın hayatından sunulan kesiti de kurgusal alana doğru çekiyor. Ancak Pablo Larrain bu durumu öyle güzel kullanıyor ki filmin anlatı tekniği ve "gerçeği" sunuşu hafızalarda kalıcı bir yer ediniyor. İki karakterin olası konuşmasını bir odada izleyicisine sunmaya başlayan film, birden karakterlerini başka bir mekana alarak aynı konuşmaya devam ettiriyor. Yönetmenin bu tercihi de bizi mutlak tek bir gerçeğin içine hapsolmaktan kurtarıyor. İzlediğimiz anların Pablo Neruda'nın hayatından kesitler olduğunu biliyoruz ancak bu konuşmalar bir odada yapılmış olabilirken aslında bir koridorda da gerçekleştirilmiş olabilir. Gerçeğin bu olasılıklara bağlı durumunu filmine mükemmel bir anlatı tekniğiyle yansıtan Larrain'in bu noktadaki başarısı su götürmez bir gerçek. Tüm bunların yanı sıra, biyografik ögeler içeren film, izleyicisine aynı zamanda heyecanlı bir kaçış hikayesi de sunuyor. Bu…

Yazar Puanı

puan - 78%

78%

Pablo Neruda'nın hayatından bir kesite kurgusal eklemelerle değinen film, gerek oyunculukları, gerek kullandığı farklı anlatı teknikleri ve bu teknikleri destekleyen fisheye'a yakın geniş açıları gerekse dönemini yansıtmakta herhangi bir eksiği bulunmayan sanat yönetimi ile yılın görülmeyi hak eden filmlerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Kullanıcı Puanları: 4.73 ( 3 votes)
78
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi