Korku sineması kendini tekrarlamayı rutinleştirmiş bir tür ve türün hâkimi olmayan biri içinse çöplük arasından kaliteli yapımları ayıklamak pek de kolay değil. Uruguaylı yönetmen Fede Alvarez ise her ne kadar türe iki yapım katarak daha yeni bir isim olsa da yaptığı işlerle adını sağlamlaştırıyor. 2000’lerdeki Spider-Man serisiyle ismini bütün dünyaya duyurmayı başarmış Sam Raimi’nin Evil Dead (Kötü Ruh) serisini reboot’layarak Hollywood’a taşıyan Alvarez, yeni filmi Nefesini Tut – Don’t Breathe ile türde en çok kullanılan canavar olgusunu gözardı etmeyi başarıyor ve kapalı, tehlikeli tek uzamı hem senaryo hem de sinematografiyle zenginleştirerek karşımıza klostrofobik ve gerilim dozu yüksek bir yapım çıkarıyor.

Hikâye hem yurdunda hem cihanda klişeleşmiş California Dream ile başlıyor: Rocky (Jane Levy), erkek arkadaşı Money (Daniel Zovatto) ve Alex (Dylan Minnette) ile Detroit’te küçük çaplı hırsızlıklar yapıp geçimlerini sağlamaktadırlar. California’ya taşınabilmek uğruna eski bir askerin evine girmeye ve met edilmiş $300.000’ı çalmaya karar verirler. Kör olan adam ilk bakışta kolay bir hedeftir, fakat gece evine girdiklerinde işlerinin en zoru olduğunu anlarlar. Varlıklarını fark edip evin bütün çıkışlarını kilitleyen Kör Adam’ın (Stephen Lang) elinden parayla kurtulmak isterlerken Kör Adam’ın karanlık dünyasının tam ortasında kalırlar.

Nefesini Tut: Klişeden Doğma Özgünlük

Nefesini Tut – Don’t Breathe Amerikan toplumu ve sinema endüstrisi için klişeleşmiş uzam algısıyla açılıyor: gangster dolu, hayalet şehirlere dönen Detroit sokakları ve kırsal insanın California Rüyası ile. Üstüne de protagonist Rocky’nin trajik geçmişini uğur böceği temsili ile anlamlandırılmaya çalışılmasının ne inandırıcı ne de özgün olduğu söylenilebilir. Bu etmenlere rağmen film tek uzama hapsolduktan sonra kazandığı ivmeyle seyirciyi ekrana kilitlemeyi başarıyor. Nefesini Tut – Don’t Breathe’in en etkileyici yanı hikâye ilerleyip uzam daraldıkça heyecanı yükseltmesi ve basit görülen antagonisti derinleştiren bir anlatıyla karaktere sahip çıkması. Film ilerledikçe başta sunduğu hikâyeyi geliştirme veya yeni anlamlar yükleyip ilerletme amacı gütmüyor -en azından bunu rahatsız edici şekilde birincil öncelik yapıp amaçtan soyutlamıyor- bu sayede Rocky, Money ve Alex Kör Adam’ın evine düştükten sonra ambiyans ve antagonist film üzerindeki bütün yetkiyi devralıyorlar. Uzam Kör Adam için bir artıyken, evi tanımayan hırsızlar için antagonistin en büyük yardımcılarından biri; bu sayede mekanın her bir metrekaresi film için bir önem taşıdığı gibi filmin gidişatında söz sahibi. Kör Adam’a can veren Stephen Lang’in performansı ise zengin senaryoyla bir araya gelince izlemesi keyifli -belki de rahatsız edici demek daha doğru olur- bir katil profiline dönüşüyor.

Film, türün alışılagelmiş olay örgüsü formatını tekrar nitelikte, fakat bunu bir dezavantaj olarak görmek yanlış olur. Rocky ve Alex’in denedikleri metotlar başarısızlıkla sonuçlanıyor ve Kör Adam’ın eline her seferinde tekrar ve tekrar düşüyorlar fakat hikâyede hiçbir zorlama yok; mantık çerçevesinde tutarlı bu sayede gerçeklik sorgusuna düşülmeden film akmaya devam ediyor. Böylece seyirciler perdedeki dünyanın dışına itilmiyor. Ses ve sinematografi de öykünün sahip çıktığını tamamlıyor. Nasıl âni ses türün vazgeçilmezi; karanlık görsel gücüyse, Alvarez elindeki kudreti hikâyeye yedirmeyi çok iyi başarmış. Nasıl görme duyusunun kaybı diğer dördünü güçlendiriyorsa, görmeyen adamın ses ve dokunmayla olan ilişiği görsel-işitsel formata işlenmiş: Kör Adam’ın sesle olan ilişkisi başarılı bir miksajla karşımıza çıkıyor. Sinematografi ise filmi güçlendiren başka bir etmen. Kör Adam’ın ses dinlemesi, dokunmayla kurduğu bağın kameraya yansıması, kamera hareketleriyle basık ortamın güçlendirilmesi ve özellikle şalter indikten sonra karanlığın görsel tasviri filmin hanesine birer artı ekliyor. Film ses-görüntü formatında türün gerekliliklerini yerine getiriyor, fakat bunu göze batırmadan, klişeden çok avantaja çevirerek seyirciye sunuyor ve seyirci de kaçınılmaz olarak kendini teslim ediyor.

Nefesini Tut – Don’t Breathe hem yönetmeni Alvarez’in hem de seyircinin yüzünü güldüren ve bunu vaad ettiği gerilimi sağlayarak ortaya koyan bir yapım. Senaryodan çekimlere, kurgudan miksaja filmi perdeye taşıyan bütün elementlerin birbirleriyle bir uyum içinde olduğunu görmek pek de zor olmasa gerek. Her ne kadar başta zoraki bir metin gibi görülse de; bu algı ambiyansın ve Stephen Lang’in başarılı performansı sayesinde hızlıca kırılıyor. Nefesini tut – Don’t Breathe, gerçekten nefesler tutulup izlenilecek bir film.

Korku sineması kendini tekrarlamayı rutinleştirmiş bir tür ve türün hâkimi olmayan biri içinse çöplük arasından kaliteli yapımları ayıklamak pek de kolay değil. Uruguaylı yönetmen Fede Alvarez ise her ne kadar türe iki yapım katarak daha yeni bir isim olsa da yaptığı işlerle adını sağlamlaştırıyor. 2000'lerdeki Spider-Man serisiyle ismini bütün dünyaya duyurmayı başarmış Sam Raimi’nin Evil Dead (Kötü Ruh) serisini reboot’layarak Hollywood’a taşıyan Alvarez, yeni filmi Nefesini Tut - Don’t Breathe ile türde en çok kullanılan canavar olgusunu gözardı etmeyi başarıyor ve kapalı, tehlikeli tek uzamı hem senaryo hem de sinematografiyle zenginleştirerek karşımıza klostrofobik ve gerilim dozu yüksek bir yapım çıkarıyor. Hikâye hem yurdunda hem cihanda klişeleşmiş California Dream ile başlıyor: Rocky (Jane Levy), erkek arkadaşı Money (Daniel Zovatto) ve Alex (Dylan Minnette) ile Detroit’te küçük çaplı hırsızlıklar yapıp geçimlerini sağlamaktadırlar. California’ya taşınabilmek uğruna eski bir askerin evine girmeye ve met edilmiş $300.000’ı çalmaya karar verirler. Kör olan adam ilk bakışta kolay bir hedeftir, fakat gece evine girdiklerinde işlerinin en zoru olduğunu anlarlar. Varlıklarını fark edip evin bütün çıkışlarını kilitleyen Kör Adam’ın (Stephen Lang) elinden parayla kurtulmak isterlerken Kör Adam’ın karanlık dünyasının tam ortasında kalırlar. Nefesini Tut: Klişeden Doğma Özgünlük Nefesini Tut - Don’t Breathe Amerikan toplumu ve sinema endüstrisi için klişeleşmiş uzam algısıyla açılıyor: gangster dolu, hayalet şehirlere dönen Detroit sokakları ve kırsal insanın California Rüyası ile. Üstüne de protagonist Rocky’nin trajik geçmişini uğur böceği temsili ile anlamlandırılmaya çalışılmasının ne inandırıcı ne de özgün olduğu söylenilebilir. Bu etmenlere rağmen film tek uzama hapsolduktan sonra kazandığı ivmeyle seyirciyi ekrana kilitlemeyi başarıyor. Nefesini Tut - Don’t Breathe’in en etkileyici yanı hikâye ilerleyip uzam daraldıkça heyecanı yükseltmesi ve basit görülen antagonisti derinleştiren bir anlatıyla karaktere sahip çıkması. Film ilerledikçe başta sunduğu hikâyeyi geliştirme veya yeni anlamlar yükleyip ilerletme amacı gütmüyor -en azından bunu rahatsız edici şekilde birincil öncelik yapıp amaçtan soyutlamıyor- bu sayede Rocky, Money ve Alex Kör Adam’ın evine düştükten sonra ambiyans ve antagonist film üzerindeki bütün yetkiyi devralıyorlar. Uzam Kör Adam için bir artıyken, evi tanımayan hırsızlar için antagonistin en büyük yardımcılarından biri; bu sayede mekanın her bir metrekaresi film için bir önem taşıdığı gibi filmin gidişatında söz sahibi. Kör Adam’a can veren Stephen Lang’in performansı ise zengin senaryoyla bir araya gelince izlemesi keyifli -belki de rahatsız edici demek daha doğru olur- bir katil profiline dönüşüyor. Film, türün alışılagelmiş olay örgüsü formatını tekrar nitelikte, fakat bunu bir dezavantaj olarak görmek yanlış olur. Rocky ve Alex'in denedikleri metotlar başarısızlıkla sonuçlanıyor ve Kör Adam’ın eline her seferinde tekrar ve tekrar düşüyorlar fakat hikâyede hiçbir zorlama yok; mantık çerçevesinde tutarlı bu sayede gerçeklik sorgusuna düşülmeden film akmaya devam ediyor. Böylece seyirciler perdedeki dünyanın dışına itilmiyor. Ses ve sinematografi de öykünün sahip çıktığını tamamlıyor. Nasıl âni ses türün vazgeçilmezi; karanlık görsel gücüyse, Alvarez elindeki kudreti hikâyeye yedirmeyi çok iyi başarmış. Nasıl görme duyusunun kaybı diğer dördünü güçlendiriyorsa, görmeyen adamın ses ve dokunmayla olan ilişiği görsel-işitsel formata işlenmiş: Kör Adam’ın sesle olan ilişkisi başarılı bir miksajla karşımıza çıkıyor. Sinematografi ise filmi güçlendiren başka bir etmen. Kör Adam’ın ses dinlemesi, dokunmayla kurduğu bağın kameraya yansıması, kamera hareketleriyle…

Yazar Puanı

puan - 75%

75%

75

Türün elementlerinin başarılı harmanından doğan yapım her ne kadar klişe köklerden dallansa da, kendi dilini oluşturmayı başarıyor ve gerilim dozunu yükseltmeyi ihmal etmiyor. Film, yaz sıcağında serin sinema salonlarına sığınmak için iyi bir neden.

Kullanıcı Puanları: 4.02 ( 6 votes)
75
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi