Çoğu zaman, hayatın devingen kaosu içerisinde koşuşturma halindeyken gördüklerimizin dışında kalan hayatların ne halde olduğunu, insanların geçimlerini nasıl sağladıklarını, neler yaşadıklarını aklımıza getirmeyiz. Kimi zaman haberlerden ya da gazetelerin üçüncü sayfalarından öğrendiğimiz, duyduğumuz bu hayatlara aslında ne çok yabancıyızdır. Geçimlerini sağlamak ve üç beş kuruş cep harçlığı çıkarabilmek için tekstil atölyelerinde, inanılmaz derecede kötü ve sağlıksız koşullarda çalışmak zorunda kalan çocuk işçiler bir Türkiye gerçeğidir. Bu gerçekler kimi zaman haberlerde kimi zaman da gerçeklikle işlenmiş filmlerde çıkar karşımıza ve vurur yüzümüze. İstanbul’un gerçek yüzünü maskeleyerek hiç durmadan yükselmeye devam eden modern fallusların -siz gökdelen de diyebilirsiniz- gölgesinin düştüğü arka sokaklar; gerçeğin maskesiz ve makyajsız halidir. Bu çıplak gerçeğe bakıp bakmamak elbette size kalmıştır; ama onun varlığını asla yadsıyamazsınız. O halde ‘sömürü cenneti’ne hoş geldiniz! Zira, 94 dakika boyunca sıcak bir salonda, yumuşacık koltuklarda izleyeceğiniz Nefesim Kesilene Kadar; sizleri ‘esas’ Türkiye ile yüzleştirecek.

Prömiyerini Berlin Film Festivali’nin ‘Forum’ bölümünde yapan ve yine bu bölümde En İyi İlk Film Ödülü için yarışan Nefesim Kesilene Kadar; belgesel geleneğinden gelen yönetmen Emine Emel Balcı’nın ilk uzun metrajı. Ich Liebe Dich (2012) isimli belgesel filmiyle Almanya’da oturma izni almak için Almanca öğrenmek zorunda kalan genç Kürt kadınların hayatlarını mercek altına alan Emine Emel Balcı, Nefesim Kesilene Kadar filminde ise güçlü bir kadın karakterin iyilik ve kötülük arasındaki bocalamasını ekranlara taşıyor. Nefesim Kesilene Kadar filmini izlediğimde, hemen herkes gibi, aklıma ilk olarak Dardenne Kardeşler’in Rosetta (1999) filmi, Robert Bresson’un Mouchette (1967) filmi ve yine geçtiğimiz senelerde büyük hayranlıkla izlediğim Erdem Tepegöz imzalı Zerre (2012) filmi geldi. Elbette filmler arasında yakın ya da uzak akrabalık bağları kurmak doğaldır; fakat bir filmi, sırf benzer hikayelerden beslendiği için, ‘şu yönetmene öykünüyor’ diye yaftalamanın çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Aksine, oldukça evrensel olan bir hikayenin bu kez Türkiye’den çıkmış olmasının sinemamız adına umut verici bir gelişme olduğu kanaatindeyim.

Bir tekstil atölyesinde ortacılık yapan Serap (Esme Madra), ablası ve eniştesiyle birlikte yaşamaktadır. Fakat kazandığı parada gözü olan eniştesinin baskıları ve ablasının da bu duruma göz yumması, Serap için çekilmez bir durum oluşturmaya başlar. Serap’ın en büyük hayali uzun yol şoförü olan babasıyla birlikte yeni bir eve çıkıp, baba-kız birlikte yaşayabilmektir. Sürekli yollarda olan babasının her seferinde Serap’ın bu hayalini geçiştirmeye çabalar hali ve kayıtsızlığı; Serap’ın, hayatta kalabilmek adına, ipleri kendi eline almasına yol açacaktır.

Hareketli kamerasıyla Serap’ın peşine takılan Balcı’nın, dış etkenlerin bir karakterin hayatını ve inandığı şeyleri  ne denli dönüştürebileceğini aktarma biçimini oldukça başarılı bulduğumu belirtmek isterim. Bu sebeple, derinlikli bir biçimde çizilen Serap karakterinin hayatta kalmak zorunda olan bir insanın davranışlarındaki ahlaki ikilemlerin bir izdüşümünü temsil ettiğini söyleyebiliriz. Nefesim Kesilene Kadar filminde herhangi bir ahlakçı yapı dayatmadan, aslında ahlak denen olgunun ne kadar kaygan bir zemine oturduğunu gösteren Balcı; kutsal olarak addedildiği için eleştirilmesi pek olanaklı olmayan aile kavramının iki yüzlü yapısını da deşifre ediyor. Böylece, inandığımız değer sistemlerinin çökmesiyle gün yüzüne çıkan gerçeklerin yarattığı bir anti kahraman oluveren Serap’ı iyi ya da kötü biri olarak yaftalamak da imkansızlaşıyor. Kötülüğün ne salt toplumdan ne de kendimizden; ama her ikisinin birleşiminden ortaya çıktığını vurgulamaya çalışan Balcı’nın çabasını takdir etmek gerek. Aynı şekilde, hemen her sahnede Serap’ın peşinde olsak da onunla özdeşleşme kurmamıza engel olan kamera, hayatına tanıklık ettiğimiz bir karaktere karşı objektif olmamızı da sağlıyor.

Çocuk işçilerden sağlıksız çalışma koşullarına kadar birçok meseleyi de gün yüzüne çıkartan ve sorgulamamızı sağlayan Nefesim Kesilene Kadar filmini; sırf güçlü bir kadın karakteri ele aldığı ve bir kadın yönetmen tarafından yazılıp çekildiği için kutsamanın da yanlış olduğunu düşündüğüm ve bu şekil bir algı oluşmasını istemediğim için; filmi, ele aldığı temel mesele ekseninde değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Nitekim bir filmi, sırf ‘kadın yönetmen’ tarafından çekilmiş ve güçlü bir kadın karakteri anlattığı için kutsamanın hem eşitlik mücadelesinin hem de sinemanın özünü boşalttığını hatırlatmakta fayda var.

Emine Emel Balcı’nın bir ilk film için gayet başarılı bir yönetmenlik sergilediğini ve gelecek işlerinin merakla bekleneceğini; Serap karakterini canlandıran Esme Madra’nın ise oyunculuk kariyerine yeni bir başarı halkası daha eklediğini belirtebilirim. Fırsat bulduğunuz takdirde Nefesim Kesilene Kadar’ı  mutlaka görmenizi tavsiye ediyorum.

Çoğu zaman, hayatın devingen kaosu içerisinde koşuşturma halindeyken gördüklerimizin dışında kalan hayatların ne halde olduğunu, insanların geçimlerini nasıl sağladıklarını, neler yaşadıklarını aklımıza getirmeyiz. Kimi zaman haberlerden ya da gazetelerin üçüncü sayfalarından öğrendiğimiz, duyduğumuz bu hayatlara aslında ne çok yabancıyızdır. Geçimlerini sağlamak ve üç beş kuruş cep harçlığı çıkarabilmek için tekstil atölyelerinde, inanılmaz derecede kötü ve sağlıksız koşullarda çalışmak zorunda kalan çocuk işçiler bir Türkiye gerçeğidir. Bu gerçekler kimi zaman haberlerde kimi zaman da gerçeklikle işlenmiş filmlerde çıkar karşımıza ve vurur yüzümüze. İstanbul’un gerçek yüzünü maskeleyerek hiç durmadan yükselmeye devam eden modern fallusların -siz gökdelen de diyebilirsiniz- gölgesinin düştüğü arka sokaklar; gerçeğin maskesiz ve makyajsız halidir. Bu çıplak gerçeğe bakıp bakmamak elbette size kalmıştır; ama onun varlığını asla yadsıyamazsınız. O halde ‘sömürü cenneti’ne hoş geldiniz! Zira, 94 dakika boyunca sıcak bir salonda, yumuşacık koltuklarda izleyeceğiniz Nefesim Kesilene Kadar; sizleri ‘esas’ Türkiye ile yüzleştirecek. Prömiyerini Berlin Film Festivali’nin ‘Forum’ bölümünde yapan ve yine bu bölümde En İyi İlk Film Ödülü için yarışan Nefesim Kesilene Kadar; belgesel geleneğinden gelen yönetmen Emine Emel Balcı’nın ilk uzun metrajı. Ich Liebe Dich (2012) isimli belgesel filmiyle Almanya’da oturma izni almak için Almanca öğrenmek zorunda kalan genç Kürt kadınların hayatlarını mercek altına alan Emine Emel Balcı, Nefesim Kesilene Kadar filminde ise güçlü bir kadın karakterin iyilik ve kötülük arasındaki bocalamasını ekranlara taşıyor. Nefesim Kesilene Kadar filmini izlediğimde, hemen herkes gibi, aklıma ilk olarak Dardenne Kardeşler’in Rosetta (1999) filmi, Robert Bresson’un Mouchette (1967) filmi ve yine geçtiğimiz senelerde büyük hayranlıkla izlediğim Erdem Tepegöz imzalı Zerre (2012) filmi geldi. Elbette filmler arasında yakın ya da uzak akrabalık bağları kurmak doğaldır; fakat bir filmi, sırf benzer hikayelerden beslendiği için, ‘şu yönetmene öykünüyor’ diye yaftalamanın çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Aksine, oldukça evrensel olan bir hikayenin bu kez Türkiye’den çıkmış olmasının sinemamız adına umut verici bir gelişme olduğu kanaatindeyim. Bir tekstil atölyesinde ortacılık yapan Serap (Esme Madra), ablası ve eniştesiyle birlikte yaşamaktadır. Fakat kazandığı parada gözü olan eniştesinin baskıları ve ablasının da bu duruma göz yumması, Serap için çekilmez bir durum oluşturmaya başlar. Serap’ın en büyük hayali uzun yol şoförü olan babasıyla birlikte yeni bir eve çıkıp, baba-kız birlikte yaşayabilmektir. Sürekli yollarda olan babasının her seferinde Serap’ın bu hayalini geçiştirmeye çabalar hali ve kayıtsızlığı; Serap’ın, hayatta kalabilmek adına, ipleri kendi eline almasına yol açacaktır. Hareketli kamerasıyla Serap’ın peşine takılan Balcı’nın, dış etkenlerin bir karakterin hayatını ve inandığı şeyleri  ne denli dönüştürebileceğini aktarma biçimini oldukça başarılı bulduğumu belirtmek isterim. Bu sebeple, derinlikli bir biçimde çizilen Serap karakterinin hayatta kalmak zorunda olan bir insanın davranışlarındaki ahlaki ikilemlerin bir izdüşümünü temsil ettiğini söyleyebiliriz. Nefesim Kesilene Kadar filminde herhangi bir ahlakçı yapı dayatmadan, aslında ahlak denen olgunun ne kadar kaygan bir zemine oturduğunu gösteren Balcı; kutsal olarak addedildiği için eleştirilmesi pek olanaklı olmayan aile kavramının iki yüzlü yapısını da deşifre ediyor. Böylece, inandığımız değer sistemlerinin çökmesiyle gün yüzüne çıkan gerçeklerin yarattığı bir anti kahraman oluveren Serap’ı iyi ya da kötü biri olarak yaftalamak da imkansızlaşıyor. Kötülüğün ne salt toplumdan ne de kendimizden; ama her ikisinin birleşiminden ortaya çıktığını vurgulamaya çalışan Balcı’nın çabasını takdir etmek gerek. Aynı şekilde, hemen…

Yazar Puanı

Puan - 78%

78%

78

94 dakika boyunca sıcak bir salonda, yumuşacık koltuklarda izleyeceğiniz Nefesim Kesilene Kadar; sizleri ‘esas’ Türkiye ile yüzleştirecek.

Kullanıcı Puanları: 3.62 ( 3 votes)
78
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi