Karakolda ayna var

Kız kolunda damga var

Gözlerinden bellidir Cevriyem

Sen de kara sevda var!

 

Annesini babasını tanımayan; ‘bir yıldızdan doğmuş olduğuna inanan’; yağmurda ıslanınca saçları fosfor gibi parlayan Cevriye! Sinemalarda da dillere destan olan bu karakteri bilmeyen, bu şarkıyı mırıldanmayan pek az kişi vardır. Peki ya bu hem sıradan hem de olağanüstü olan hikayenin yaratıcısını biliyor muyuz? Hayatını edebiyatla ve siyasetle dolu yaşarken aşkı da unutmayan, feminizmi siyasi bir olgu görmekten çok onu kendi mizacında tüm doğallıyla barındıran, Nazım Hikmet’in ilk aşkı, Türkiye Komünist Partisinin en önemli isimlerinden biri olan Reşat Fuat Baraner’in eşi, Fosforlu Cevriye’nin yaratıcısı Suat Derviş!

1930’ların İstanbul’unun renkli tasvirleriyle bizi adeta o yıllara götüren Fosforlu Cevriye için Suat Derviş’in en büyük arzularından biri diyebiliriz. Hatta Derviş’in onu bir müzikal olarak izleyiciyle buluşturmayı, başrolünde ise Gülriz Sururi’nin yer almasını istediğini pek çok kez farklı ortamlarda dile getirdiğini de söylemeyi unutmayalım… Fosforlu Cevriye romanı, hem yaratıcısı Suat Derviş’in hem de okurların gözbebeğiydi! Tabii ki böylesine sevilen bir karakterin kendisine beyazperdede yer bulması o kadar da geç olmadı. Tefrika olarak yayınlandığı gazetelerde pek istenilen yankıyı elde etmese de, yıl 1959’a gelince başrolünde Neriman Köksal’ı izlediğimiz Fosforlu Cevriye, pek bir sevildi. Hikayesi kitaptan çok farklı olsa da Cevriye artık beyazperdeye de merhaba demişti. O sıralarda hayatı karma karışık bir halde olan Derviş’e telif hakkı ödenip ödenmediği ise bilinmeyen ve tartışılan konulardan biri.[1] Ancak şaşırmayacağımız gibi Cevriye’nin sinemadaki yolcuğu bununla sınırlı kalmadı. Kitap, 1969’da Fosforlu Cevriyem adıyla Bülent Oran’ın senaryosunu kaleme aldığı, Nejat Saydam’ın yönetmen koltuğunda oturduğu film ile karşımıza çıktı. Üstelik bu kez başrolünde Yeşilçam’ın yıldızı Türkan Şoray yer almaktaydı.

Filmin konusundan kısaca bahsetmek gerekirse; Necla ile kız kardeşi Perihan’ın hayatları üvey anneleri yüzünden adeta zehir olmuştur. Üstelik fail-i meçhul bir şekilde öldürülen babalarının ardından hayatları daha büyük bir çıkmaza girer… Cinayet faili olarak suçu üzerine alan, Necla (Fosforlu Cevriye) polislerden kaçarak olayı aydınlatmak için mücadeleye başlar. Bu kaçış sırasında ise Fosforlu’nun karşısına, şarkıda da dediği gibi Cevriye’yi kara sevdaya sürükleyen Çetin çıkar.

Hikaye böyle de güzeldir, izlemesi de pek keyiflidir lakin, benim gönlümde orijinal hikayenin yeri ayrıdır. Filmler, Cevriye’nin jargonuyla her ne kadar kitabı bize hatırlatsa da gerçekten Fosforlu Cevriye’nin İstanbul kaldırımlarındaki gücüne şahit olamayız.

O herkes için, seven ve sevmeyenler için Fosforlu Cevriye’ydi![2]

Böylesine renkli ve doğal bir karakterin edebiyat dünyasından daha fazla sinemada konuşuluyor olmasına şaşırmak pek olası değil. Cevriye’yi en çok Türkan Şoray olarak izlemeyi sevsem de, 1966-67 yıllarında Halit Refiğ’nin imzasını taşıyan ikilemeyi de unutmamak lazım. Karakolda Ayna Var ile Kız Kolunda Damga Var’ın başrollerinde ise Fatma Girik ile Sadri Alışık karşımıza çıkıyordu.

fosforlu-cevriye-1959-filmloverss

Fosforlu Cevriye – 1959

Yeşilçam’ın en gözde isimlerinin kesiştiği bir hikayeden; Derviş’in romanlarında sıklıkla karşımıza çıkan özgür, dik başlı ve cesur kadınların en fosforlusundan bahsediyoruz…. Safiye Ayla’nın sesinden dinlemeye aşina olduğumuz, Türkan Şoray’la sevdiğimiz Fosforlu Cevriye’nin bir de orijinal hikayesini hatırlayalım…

“Ben herhalde gökten doğrudan denize düştüm. Çünkü kendimi bildiğim zaman bir köprü altında yatıyordum ve hep denizde yüzüyordum.” – Cevriye

Güzelliğiyle dillere destan olan, gökten İstanbul’un kaldırımına düştüğüne inanan Fosforlu Cevriye’nin karşısına bir adam çıkar. Sandalda uyuyakaldığı bu gece, Cevriye’nin kalbine düşen korun ilk şahididir. Bir handa küçük bir evde birilerinden saklanan bu gizemli yabancı daha önce hiç karşılaşmadığı kadar özel davranır Cevriye’ye. Hastalanan ve bir hafta o gizemli yabancıyla kalan Cevriye, hiç kimseden görmediği ilgi alakayı ondan görür. Bir daha geri dönmemesi gerekiyor olsa da o handan ayrılan Cevriye’nin aklında hep o pencereleri sıkı sıkı kapalı huzur bulduğu ev vardır. Sokakta, meyhanede, gece, gündüz hep onu düşünmektedir. Alışık olmadığı bu duygular Fosforlu’yu o gizemli adamın evine yeninden götürür. Sonra bir daha, bir daha… Artık onun için orası dışarıdan kendisini sıyırdığı, huzur bulduğu bir ev gibidir. İstanbul sokaklarını evi olarak gören Cevriye için bu yeni, daha önce tatmadığı duygu engel olunamayacak bir sevgiye dönüşecektir. Fosforlu için hayatın anlamı Karaköy’deki o han ve gizemli yabancıyla geçirecek saatler olmuştur…

Suat Derviş, bu samimi ve naif sokak kızının ağzından bir dönem Türkiye’sini ve zamanın ötesine geçecek kadar büyük olan bir aşkı anlatır bizlere. Derviş, Cevriye’nin kaderine müdahale etmez;  İstanbul sularında doğan, hazin sonunu yine İstanbul sularında bulacaktır…[3]

Fosforlu Cevriyem - 1969

Fosforlu Cevriyem – 1969

Jargonuyla adeta kalbimize taht kuran ve bizi eski İstanbul’un sokaklarına doğru yolculuğa çıkaran Fosforlu Cevriye, bize çoğumuzun unuttuğu insan sevgisini hatırlatır. Pek çok farklı karakterle karşılaştığımız hikayede, kahraman sadece Cevriye değildir aslında tüm İstanbul’dur. Fosforlu Cevriye, bizleri ataerkil bir toplumda, ki geçmiş zamanda bir kadın karakterin efsaneleşmesine tanık eder. Cevriye, Suat Derviş gibi iyi eğitimli, burjuva bir aileden gelen bir yazarın dilinden döküldüğüne inanamayacağımız kadar gerçek, şaşırtıcı bir şekilde içeriden tasvir ediliyordur üstelik. Toplumsal ve gerçekçi bir yazar olan Derviş, Fosforlu Cevriye’de sadece bir aşk hikayesi değil, değişmekte olan bir kentin de fotoğrafını çeker aynı zamanda. Geçen yıllarla, artan kötülükler ve şehrin değişen siluetini anlatırken, henüz azınlıklarla birlikte olduğumuz dönemi de Cevriye’nin dostları Barba’dan Marika’ya pek çok karakterle hatırlatmayı ihmal etmez.

Kaç kere sürükledi gururumu ölüme

Fırtınalar yaratan benim coşkun gönlüme.

Ya bu kadın delidir

Yahut ben çıldırmışım  

(…)[4]

Gelelim benim en çok heyecanlandığım ayrıntıya. Kitabın sırlarla örülü olan Fosforlu’nun aşık olduğu kahramanını yazarken Suat Derviş’in kimden etkilendiği konusuna… Söylentiler kitapta sarı kıvırcık saçlı, yeşil gözlü ve kırmızı bir yüze sahip olarak anlatılan bu kişinin Nazım Hikmet olduğunu söylerken bir yandan da yazarın eşi Reşat Fuat Baraner olduğu konusunda ikiye bölünmüş durumdalar. –kitapta Cevriye’nin aşık olduğu gizemli kahramanın da gizlendiği göz önüne alındığında bu söylentiler pek de yanlış olmasa gerek-  Hatta Fosforlu Cevriye’nin de yaratılışındaki ilham kaynağının Reşat Fuat’ın 40’lı yıllarda gizlendiği mekanların birinde komşusu olan bir sokak kızı olduğu da söyleniyor.[5] Bence en doğrusu kitaplarındaki karakterlerin her zaman etrafındaki insanlardan beslendiğini söyleyen Derviş’in bu kahramanı yaratırken pek çok kişiden esinlendiğini söylemek sanırım. Bu gizemli adam hem biraz Nazım hem biraz Reşat Fuat…

suat-dervis-filmloverss

Dönemindeki diğer kadınlardan farklı olan ve pek çok ilkin ortaya çıkmasına imza atan Suat Derviş, tüm bunlara rağmen edebiyat dünyasında pek tanınmaz. Hem Dünya’da hem de Türkiye’de olup biten siyaset dalgalanmalarına, yaşadığı zorluklara ve kaybettiklerine bile gözlerinde bir umut ışığıyla bakan, hayatı dolu dolu yaşayan muhteşem bir kadının pek tanınmıyor ve konuşulmuyor oluşu ise fazlasıyla üzücü. Derviş, ölümünün ertesi günü gazetelerde yer alan; yanlış bölük pörçük bilgilerin yer aldığı birkaç satırdan çok daha fazlasıydı.

Kitaplarında kendinde beğendiği beğenmediği özellikleri, amaçları, özlemleri, pişmanlıkları, yaptıklarını, yapamadıklarını ve yapmayı hedeflediklerini anlatan Derviş, kitabından seçtiği bir karakterle kendi hayatına bir ayna tutar. Beyoğlu’nun Galata’nın, aslında tüm İstanbul’un elimizden yitip gittiğini izlediğimiz bugünlerde bize biraz olsun iyi gelen Fosforlu Cevriye; hem biraz hasret hem biraz nostalji…

 


[1] Liz Behmoaras, Suat Derviş: Efsanevi Bir Kadın ve Dönemi, s 263

[2] Suat Derviş, Fosforlu Cevriye, s 107

[3] Oylum Yılmaz, ‘Suat Derviş’in Yüreği Kadar Fosforlu Cevriye’, 21.10.2013

[4] Nazım Hikmet, ‘Gölgesi’, Nazım Hikmet’in İlk Şiirleri, s 91-92

[5] Liz Behmoaras, Suat Derviş: Efsanevi Bir Kadın ve Dönemi, s 264-65

 

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi